Aczin ve fakrın en makbul bir şefaatçi olması nasıl oluyor? | Alaaddin Başar
Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Aczin ve fakrın en makbul bir şefaatçi olması nasıl oluyor?

İnsanın aczi ve fakrı sonsuzdur. Nur Risalelerinde, “zulmetin nura ayna olması gibi”, insandaki bu acizliğin İlahi kudretin tecellisine, fakrın ise İlahi rahmetin tecellisine bir ayna olduğu sıkça ders verilir. Acz ve fakrımızı Allah’a karşı hissetmemiz gerektiğine de ayrıca vurgu yapılır. Biz neye muhtaç isek onun fakiriyiz ve neyi yapmaya güç yetiremiyorsak onun aciziyiz.. Bu nazarla bakıldığında insanın aczinin de fakrının da sonsuz olduğu anlaşılır.

Kısaca arz edeyim: İnsan göz yapamaz, bundan acizdir, göze ihtiyacı vardır, onun fakiridir. O halde saçımızdan tırnağımıza, havadan suya meyvelerden sebzeler, güneşten aya,  tâ cennet bahçelerine kadar her şeye muhtacız, bütün bunların fakiriyiz ve bütün bu ihtiyaçlarımızı kendi gücümüzle görmekten de çok uzağız, hepsine karşı aciziz. İşte kendini ve haricindeki âlemi bu nazarla seyreden insanın kalbi Rabbine karşı sonsuz bir muhabbetle ve haşyetle dolar.

Peygamber Efendimizin (asm.) “Fakrım benim fahrimdir.” hadis-i şerifini de bu nazarla değerlendirmek gerekir. O halde, insan kendi aczini ne kadar fazla hissederse Allah’a o kadar fazla sığınır. Yine kendi fakrını ne kadar bilirse  Rabbinden o kadar fazla rahmet diler. Bu ruh haletini taşımak Allah’ın rahmetinin celbine vesile olması cihetiyle insan için büyük bir şefaatçi,  büyük bir kuvvet menbaıdır.



Yorum Bırakın