Altıncı İ’lem: Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. | Alaaddin Başar
May 24, 2014 - Şemme    Yorum Yok

Altıncı İ’lem: Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır.

beka fenaİ’lem Eyyühel-Aziz! Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, bâki kalır. Cesed ölüp dağılırsa da ruh bâki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır. Çokluk, cemaat dağılır amma, vâhid-i ferd bâki kalır. Kesret bozulur, vahdet bâkidir. Madde kırılır, nur bâkidir.

Binaenaleyh ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.

Maahaza her vakit “Fenaya hazır ol” emrini intizar eden zâil ve bekasız maddîyatta, şu hıfz ve muhafaza düsturu beka ile çok münasebetdar olan ruh ve manada da câridir.

Açıklama:

Burada, ruhun baki olduğu ve insan hayatının ölümle son bulmayıp ebediyen devam edeceği çeşitli örneklerle nazara veriliyor. Bunlardan birisi,

“Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır.”

Bir mana çok değişik şekillerde ifade edilebilir. Aynı manayı farklı üsluplarla yahut farklı dillerle ifade etsek, bu lafızların hepsi beden hükmündedir, ruh olan mana değişmez, baki kalır.

 

“Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, bâki kalır.”

Bir çekirdeğin kabuğu cesede, içindeki öz ise ruha benzetilmiş oluyor. Çekirdek parçalanır ama lüb baki olduğundan o çekirdekten bir ağaç çıkar ve hayatiyetini devam ettirir.

Elbise yırtılsa da onu giyen cesedin baki kaldığı, varlığını devam ettirdiği de yine ruhun bekasına bir başka misal olarak verilmiş.

Cesed ölüp dağılırsa da ruh bâki kalır.”

Bu cümle zaten doğrudan beka-i ruh ile ilgili.

“Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır.”

İnsan cismen ihtiyarlasa da ruha ait fonksiyonlarında bir ihtiyarlama olmayabiliyor. Enaniyet, benlik, kibir manalarını hatıra getirmekle birlikte, insan ruhunun kendisine takılan kabiliyetleri yerinde kullanmakla marifet sahasında ilerlemesi manasına da geliyor. Zaten, menfi manasıyla enaniyet, bu kabiliyetlerin marifetullahta kullanılmayıp, nefis namına istimali demek oluyor. Bu manadaki enaniyetin genç kalmasıyla ilgili bir hadis-i şerif de var. Resulullah Efendimiz buyuruyorlar ki,

“Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs”.   (Buharî, Rikâk 5)

 

 “Çokluk, cemaat dağılır amma, vâhid-i ferd bâki kalır.”

İnsanlar bir süre birlikte olsalar da sonunda ayrılıyorlar ve her bir fert kendi hayatını müstakil olarak sürdürmeye devam ediyor. Burada çokluk kelimesini insan bedeninin hücreleri, “vâhid-i ferd”i ise ruhu olarak anlamamız da mümkün. Zaten örnek bunun için veriliyor.

 

“Kesret bozulur, vahdet bâkidir. Madde kırılır, nur bâkidir. Binaenaleyh ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.”

Üstat hazretleri ruhun bekasını ispat ederken, cesedin sürekli değişmesiyle birlikte ruhun bu değişimden etkilenmediğini vurguluyor. İnanın, bu dünya hayatında, “tedricen ceset libasını değiştirildiğini, mevtte ise birden soyunduğunu” nazara veriyor. Elbise değişmemiz, ruh âlemimizde bir değişiklik yapmadığı gibi, cesedimizin değişmesi de ruhumuzu etkilemiyor.

Çocuklukta ezberlediğimiz çarpım tablosu halâ aklımızda. Ruhumuza mal olan, iman, ahlâk, fazilet gibi değerler, cesedin değişmesiyle değişmiyorlar.

İşte beden ne kadar değişirse değişsin, bir hakikat var ki devam ediyor.

“Ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana” ifadesinde, beden “lafız”, ruh ise “mana” olarak nazara veriliyor. O mana lafızdan etkilenmiyor. Çocukluğumuz, gençliğimiz, ihtiyarlığımız ayrı birer lafız iken, bu lafızların değişmesiyle ruhumuz bir değişime uğramıyor. O halde, ölüm de o ruhun varlığını etkilemeyecek, “ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.”

Ölüm hendeğinin atlanmasıyla berzah âlemine geçiliyor ve ebed yolculuğuna devam ediliyor. Yani, berzah safhasından sonraki, “diriliş, mahşer, mizan, sırat” safhaları da salimen geçilerek, inşallah, ebedî saadet mahalli olan cennete varılacaktır.

Zaten, “ölüm” bir isim; ruhun bedenden ayrılmasıyla dünyadan kabre göçmenin ismi. Ba’s, yani diriliş de kabirden mahşere çıkmanın ismi.

Ruh aynı ruh; onun ebediyet yolculuğunun her bir safhası ayrı bir isimle yad ediliyor.

“Maahaza her vakit “Fenaya hazır ol” emrini intizar eden zâil ve bekasız maddîyatta, şu hıfz ve muhafaza düsturu beka ile çok münasebetdar olan ruh ve manada da câridir.”

Madde âlemi her an fenaya, yani fani olmaya hazır halde iken, Allah’ın hıfz ve muhafazasıyla görevini tamamlayıncaya kadar varlığını sürdürüyor.

Bu hıfz ve muhafaza ruhta daha ziyade caridir. Zira ruh, mahiyeti itibariyle, baki olduğu gibi, insan ruhunun iman, fazilet, takva gibi üstün vasıfları da ebedî âlemle yakından ilgilidir.  Toprakla münasebet halinde bulunan ağaçların meyve vermeleri gibi, ruh da ahiret âleminde ebedi meyveler verecektir.



Yorum Bırakın