Böyle bir rahmetin, insanlardan küllî ve halis bir şükür, ciddî ve safî bir hürmet istemesi ne demektir? Bu mukabeleyi herkes yapabilir mi? Yoksa burada özel makam sahipleri mi kastedilmektedir? | Alaaddin Başar
Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Böyle bir rahmetin, insanlardan küllî ve halis bir şükür, ciddî ve safî bir hürmet istemesi ne demektir? Bu mukabeleyi herkes yapabilir mi? Yoksa burada özel makam sahipleri mi kastedilmektedir?

İnsan, sofrasındaki bir nimete,  meselâ bir zeytine,  bakarken, onun bağlı olduğu ağacı, o ağacın takılı olduğu dünyayı, ona hizmet eden havayı, mevsimleri, güneşi, gece ve gündüzü hatırlasa küllî bir şükür yapabilir. Öte yandan,  o zeytinden faydalanabilmesi için vücudunda yaratılan bütün organları ve sistemleri birlikte düşünebilse bunların tümü için de Rabbine şükreder ve şükrünü bu manada da küllileştirebilir.

Şu var ki, insanların “zerreden ta şemse kadar” olan farklı dereceleri, yahut “bir hurma çekirdeğinden meyve vermiş bir hurma ağacına kadar” olan mertebeleri, bu şükür ve hürmet için de geçerlidir. Zerre kadar şükür de vardır, güneş kadar şükür de. Aynı şekle, çekirdek mertebesinde kalmış şükür de vardır, gelişip, inkişaf edip ağaç olmuş şükür de.

Şükrün halis ve hürmetin safi olması “ihlası” taşımaları manasınadır; o nimetleri sadece Allah’tan bilmek, sebeplere tesir vermemek, şükrüne ve hürmetine esbabı karıştırmamak demektir. “O zahiri sebebe istersen dua et, çünkü o nimet onun eliyle sana gönderildi.” ifadesinden hareket ederek, sebepleri rahmetin birer vasıtası bilmek ve onlara olduğundan fazla önem vermemek ihlasın gereğidir.



Yorum Bırakın