Makaleler | Alaaddin Başar
Makaleler için Arşiv"
Tem 10, 2015 - Makaleler    1 Yorum

TANIMAZLARIN İŞBİRLİĞİ

Colorful-Planet-Download-Free-Wallpapers-4Bu dünya hikmet dünyasıdır. Eşyanın yaratılışı çoğu zaman ani ve defi değil, tedricen, yani zaman içinde ve kademeli olarak gerçekleşir. Nitekim, Kur’an’ın özeti olan Fatiha Sûresinde bütün medih ve senanın Allah için ve O’na layık  olduğu zikredildikten sonra, Allah’ın marifeti noktasında ilk olarak Rabbü’l-âlemin ismine yer verilir. Yani, Allah öncelikle bu isimle tanıtılır. Bunun hikmeti,  şu varlık aleminde gördüğümüz her şeyin bir terbiyeden en faydalı bir hale getirildiğini ders vermektir.

Allah, Rabbü’l-âlemindir;  bütün âlemleri terbiye eden, onları bir ilk noktadan alarak son ve mükemmel hallerine getirendir. Güneşi ışık verecek şekilde, gözleri görecek, kulakları işitecek şekilde terbiye eden Allah, mideyi hazmedecek, elleri tutacak, ayakları yürüyecek şekilde terbiye etmiştir.

Bu hikmet dünyasında, eşyanın terbiyesinde sebeplere de belli görevler verilmiştir. Çekirdek ağaç haline getirilirken, toprak, su, hava, güneş ve  mevsimler birer sebep olarak kullanılmışlardır. Bu unsurların her birisi kendilerini o noktaya getiren İlâhî terbiyeyi ilan ettikleri gibi,  onların ortak çalışmalarıyla meydana gelen o ağaç da kendisini ne güneşin, ne havanın, ne suyun  değil ancak Allah’ın terbiye ettiğini ilan eder. Devamını Oku »

Tem 7, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bize Bizden Yakın

123Yakınlık denilince insanın aklına, öncelikle, mesafe yakınlığı gelir. Halbuki, günlük hayatımızda yakınlığı daha farklı şekilleriyle de kullanırız; yakın akrabam, cana yakın, gelmesi yakın gibi.

Bütün mekânları yaratan Allah,  mekândan  münezzeh olduğuna göre, O’nun bize yakınlığı, yahut bizim O’nun yakınlığını talep etmemiz elbette  mekân ve mesafe boyutunda  düşünülemez.

İnsan Sûresinin ilk iki ayetinde şöyle buyrulur:

“İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman geçti ki (o vakit) o, anılmaya değer bir şey bile değildi.  Şüphe yok ki, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan (nutfeden) yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu işitici, görücü yaptık.”

İşte biz henüz anılacak bir halde değilken, Allah’ın ilminde mevcut idik. Onun ilmi bize yakındı, biz ise henüz ortada yoktuk.

Sonra bizi karışık bir nutfeden yarattı, nutfe halinde iken de biz Rabbimizi bilmekten çok uzaktık, o ise bize bizden daha yakındı.

Bir sonraki kademede, ana rahminde dokuz aylık bir terbiyeden geçtik. Gözümüz ve kulağımız o karanlık âlemde bedenimize yerleştirildi. Diğer bütün organlarımız da bizim için en faydalı olacak biçimde ve  özellikte yaratıldılar ve bedenimizin en uygun yerine konuldular. Rabbimiz bütün bunları yaratırken bize bizden yakın idi. Biz ise O’nu bilmekten ve tanımaktan henüz çok uzaktık. Devamını Oku »

Tem 4, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Benzemezlik

Allah cc 5Her varlığın kendine mahsus bir “zatı”, kaderin çizdiği bir “özellikler dünyası” ve  icra ettiği bir “fiiller âlemi” vardır.

Bu farklı mahiyetler ve onların gördükleri değişik işler, harika bir nizam içinde cereyan etmekte ve bunların tümünden kâinattaki nizam ortaya çıkmakta ve bu âlemin yaratılışındaki İlâhî maksatlar en mükemmel şekilde yerine getirilmektedir.

İsterseniz, önce kâinatın  küçük bir misâli olan kendi varlığımızda bu gerçeği ispat eden delillere şöyle bir göz atalım:

İnsanın, kendisini başka varlıklardan ve diğer insanlardan ayıran müstakil bir zatı olduğu gibi her bir organının da yine müstakil zatları vardır.  Meselâ, göz dediğimiz zaman başlı başına bir varlıktan, ayrı bir mahiyetten söz etmiş oluruz. Gözün zatı kulağa benzemediği gibi, onun fiili olan görme de, kulağın fiili olan işitmeye benzemez. Göz ve kulak ayrı birer mahiyete sahip oldukları gibi,  onların fiilleri  de birbirine benzemezler.

Bu örneğimizi bedenin bütün organları için yaygınlaştırabiliriz.  Akciğer ve karaciğer, müstakil ve ayrı birer  mahiyete sahiptirler. Bu farklı varlıkların işleri de birbirinden çok farklıdır.  Elle ayak, böbrekle pankreas, sinir sistemiyle kan dolaşım sistemleri, alyuvarla akyuvar da birbirlerinden farklı mahiyetlerdir ve bu değişik varlıkların işleri de birbirinden ayrıdır, biri diğerine benzemez.

Aynı şeyleri ruh dünyamız için de söyleyebiliriz. Akılla kalbin, hafızayla hayalin mahiyetleri de görevleri de birbirine benzemezler. Ancak, burada çok önemli bir farkı da hatırlamamız gerekiyor. Organların müstakil zatları olduğu halde, ruha bağlı olan her şey “ tek bir şey” gibidir. Zira, ruh terkip değildir. Ondaki latifelerin, duyguların  müstakil şahsiyetleri yoktur. Yani, bir ameliyatla eli veya ayağı bedenden ayırabiliriz, ama aklı ve hafızayı ruhtan ayıramayız. Devamını Oku »

Tem 2, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

RUH VE KALB

ruh kalbİsrâ Sûresinde , “De ki, ruh Rabbimin emrindendir.” buyrulur. (85. ayet)

Bu ayetin tefsirlerinde, “Ruh ancak Rabbimin bileceği iştendir.” “Ruhun hakikatini ancak Allah bilir.” “Ol demekle oluveren bir emirdir, bir ibda-i fiilîdir, başka bir unsur ve menşei yoktur.” “Emirde kumanda manâsı esastır ve ruh, Allah’ın bütün mahlukat üzerindeki rububiyet emrinden bir emirdir.” gibi açıklamalar yapılmış bulunuyor

Âlemler hakkında yapılan dünya-ahiret, gayb-şehadet, mülk-melekût gibi ikili tasniflerin birisi de emir-halk âlemi şeklindedir. Nitekim, bir ayet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“ …Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (A’raf Sûresi, 54)

Fahreddin Razî Hazretleri, “Halk âlemi cesetler ve cismanîler âlemi, emir âlemi ise ruhlar ve mücerretler âlemidir” buyurur. Devamını Oku »

Haz 24, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez

vecize nefsNur Külliyatından çok hayatî bir mesaj:

“Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.”

“Nefis nedir ve nasıl ıslah edilir?” sorusuna cevap ararken, öncelikle onun iyi bir tarifini yapmak gerekiyor.

Bu konuda, tefsir âlimlerinden bir nakil yapalım:

“Nefis, bir şeyin zatı ve kendisi demektir. Ruh ve kalb manasına da gelir. … Şehvet ü gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniyeye de ıtlak olunur.” (Elmalılı Hamdi Yazır)

Tarifte geçen birinci manaya göre, “nefsini ıslah” ifadesini “kendini ıslah” etmek şeklinde anlarız. Nefis kelimesi, bu manasıyla, hem bedeni, hem de ruhu içine aldığına göre, her ikisinin de ıslah edilmesi söz konusudur.

Başkalarına yol gösterebilmemiz için gözümüzün görmesi gerektiği gibi, birisine bir şey öğretmemiz için de bilgi sahibi olmamız gerekir. Örnekler artırılabilir.

***

Nefsin ıslah olması, onun salih amellere yönelmesi demektir. Islah olan bir nefis yalnız güzel ve faydalı işlere talip olur; günah ve isyandan nefret eder ve bütün gücüyle uzak durur.

Salih amel, kuvvetli bir imandan doğar. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve diğer farzları yerine getirmeyen bir kişi salih amelden uzak kalmış demektir. Böyle birisinin başkalarının salahına vesile olması düşünülemez.

Namaz kılmayan birisinin namazın faziletlerine dair sözleri boşlukta kalır; dinlenilmez, kalbe ve ruha inmez.

Kibirliden tevazu dersi alınmaz.

İffetsizin ahlâk dersi dinlenilmez.

Merhametsizin şefkatten söz etmeye hakkı yoktur. Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman, nasıl bir hizmet ifa etmiştir?

ÜstadımBediüzzaman Said Nursî, Müslümanların başlıca fikir ve maneviyat merkezleri olan medrese, mektep ve tekkenin işlevleri arasında tam bir irtibat sağlamıştır. Ona göre bunlardan her birinin kendilerine mahsus alanları vardır. Fakat bir koordinasyon ile zaman zaman bir araya gelip müşterek gayeye hizmet etmelidirler. Bunu, üç ayrı odasının ortadaki büyük salona açıldığı bir ev benzetmesi ile ifade eder. Kendisinin de ilk yetişme ortamı olan medresenin zahirî, sağlam ilim ölçüleri; okulun temsil ettiği modern bilimler ve üçüncü olarak da nefis terbiyesi ve kalbe yönelen maneviyat eğitimi, ona göre vazgeçilmez üç unsur olup ahenk içinde Müslüman toplum içinde yerlerini almaları gerekir.
Fikir öncülüğünü yaptığı birçok müesseseler, okullar, yayın evleri, gazete, radyo, televizyon, kitap, dergi çalışmaları ile onun temennilerinin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Allah Teala onu garik-i rahmet eylesin, Müslümanları onun böylesi güzel irşatlarını uygulamaya muvaffak buyursun.

Dücane Cündioğlu:
“Risale-i Nur, kendi suretiyle, kendi hakikatiyle muhterem ve muhteşemdir”

Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

KÜLLÎ UBUDİYET

namaz-galaksiNur Külliyatından çok önemli bir hakikat dersi:

“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” (Sözler)

Tezahür-ü rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğini göstererek Rab ismini tecelli ettirmesi, terbiye ettiği mahluklarını başka varlıkların da temaşasına ve tefekkürüne açması demektir. Bu terbiye öncelikle kâinatta kendini göstermiştir. Yani, önce bu kâinat insan meyvesi verecek şekilde terbiye görmüş de sonra insan o kâinata muhatab olacak ve ondan istifade edip onu temaşa edecek bir fıtratta yaratılmıştır.

İnsan ruhu ve kalbi, Allah’a kulluk görevini yerine getirme konusunda öncelikle bedene, sonra onu kuşatan bütün bir kâinata ihtiyaç duyar. Bunların her ikisini de Allah terbiye etmiştir.

Sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

May 26, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman’ın tefsirde izlediği usul

üstad-risalelerÜstad Bediüzzaman hemen her bahsi, bir ayet-i kerime ile başlatır. Böylece yazacağı şeylerin, o ayetin feyzinden bazı katreler olduğunu gösterir. Fakat ayetin mealini vermez. Diğer tefsirlerin yaptığı tarzda açıklamalara girişmez. Onları önemsiz gördüğünden değil, öteki tefsirlerde zaten yapıldığından ötürü onlara havale eder. Anlatırken akla hitap eden deliller gösterir, bazen misaller verir, bazen hikâye zikreder. Kur’an’dan başka kaynağa müracaat etmez. Yeri geldiğinde hafızasından ilgili hadis-i şerifler nakleder. Bu, onun hayatının son otuz beş yılını sürgün ve hapislerde geçirmesine verilebilir. Devamını Oku »

Nis 30, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur’un, Kur’an anlayışına getirdiği yenilik

kuran-ve-risalelerRisale-i Nur’un üzerinde durduğu temel konulardan biri Kur’an’ın hakkaniyeti, yani gerçeğin ta kendisi olmasıdır. O, insanlara iyice temellendirilmiş bir Kur’an anlayışı vermeye büyük özen gösterir. Kur’an’ın klasik tarifi şöyledir: “Allah Teala tarafından Hz. Muhammed’e (s.a.v.) vahyedilmiş, tevatürle nakledilmiş, Mushaflarda yazılmış, tilavetiyle ibadet olunan, mu’ciz kelamullahtır.” Bu, Kur’an hakkında belirleyici bir çerçeve çizen mükemmel bir tariftir.  Devamını Oku »

Nis 27, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur, Kur’an’dan mülhem midir?

risaleRisale-i Nur Külliyatı’nın müellifi, eserini yazarken yanında Kur’an-ı Hakîm’den başka kaynak bulunmuyordu. Bazen bir konudaki ayetleri derinden derine tefekkür eder, onları tekrar tekrar okur, her tekrarında yeni yeni feyizler alır, sonra Kur’an’dan mülhem olarak (ilham alarak) sür’atli bir şekilde o konuyu açıklar, yanındaki talebelerine yazdırırdı. Bu eserleri şahsının malı olarak düşünmediğinden, fazileti Kur’an’a râci olup Kur’an hakikatlerine hizmet ettiğinden, bunların ehemmiyetini belirtir, insanların bu eserleri dikkatli bir şekilde okumalarını tavsiye ederdi. Devamını Oku »

Sayfalar:«12345»