Makaleler | Alaaddin Başar
Makaleler için Arşiv"
Tem 2, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

RUH VE KALB

ruh kalbİsrâ Sûresinde , “De ki, ruh Rabbimin emrindendir.” buyrulur. (85. ayet)

Bu ayetin tefsirlerinde, “Ruh ancak Rabbimin bileceği iştendir.” “Ruhun hakikatini ancak Allah bilir.” “Ol demekle oluveren bir emirdir, bir ibda-i fiilîdir, başka bir unsur ve menşei yoktur.” “Emirde kumanda manâsı esastır ve ruh, Allah’ın bütün mahlukat üzerindeki rububiyet emrinden bir emirdir.” gibi açıklamalar yapılmış bulunuyor

Âlemler hakkında yapılan dünya-ahiret, gayb-şehadet, mülk-melekût gibi ikili tasniflerin birisi de emir-halk âlemi şeklindedir. Nitekim, bir ayet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“ …Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (A’raf Sûresi, 54)

Fahreddin Razî Hazretleri, “Halk âlemi cesetler ve cismanîler âlemi, emir âlemi ise ruhlar ve mücerretler âlemidir” buyurur. Devamını Oku »

Haz 24, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez

vecize nefsNur Külliyatından çok hayatî bir mesaj:

“Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.”

“Nefis nedir ve nasıl ıslah edilir?” sorusuna cevap ararken, öncelikle onun iyi bir tarifini yapmak gerekiyor.

Bu konuda, tefsir âlimlerinden bir nakil yapalım:

“Nefis, bir şeyin zatı ve kendisi demektir. Ruh ve kalb manasına da gelir. … Şehvet ü gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniyeye de ıtlak olunur.” (Elmalılı Hamdi Yazır)

Tarifte geçen birinci manaya göre, “nefsini ıslah” ifadesini “kendini ıslah” etmek şeklinde anlarız. Nefis kelimesi, bu manasıyla, hem bedeni, hem de ruhu içine aldığına göre, her ikisinin de ıslah edilmesi söz konusudur.

Başkalarına yol gösterebilmemiz için gözümüzün görmesi gerektiği gibi, birisine bir şey öğretmemiz için de bilgi sahibi olmamız gerekir. Örnekler artırılabilir.

***

Nefsin ıslah olması, onun salih amellere yönelmesi demektir. Islah olan bir nefis yalnız güzel ve faydalı işlere talip olur; günah ve isyandan nefret eder ve bütün gücüyle uzak durur.

Salih amel, kuvvetli bir imandan doğar. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve diğer farzları yerine getirmeyen bir kişi salih amelden uzak kalmış demektir. Böyle birisinin başkalarının salahına vesile olması düşünülemez.

Namaz kılmayan birisinin namazın faziletlerine dair sözleri boşlukta kalır; dinlenilmez, kalbe ve ruha inmez.

Kibirliden tevazu dersi alınmaz.

İffetsizin ahlâk dersi dinlenilmez.

Merhametsizin şefkatten söz etmeye hakkı yoktur. Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman, nasıl bir hizmet ifa etmiştir?

ÜstadımBediüzzaman Said Nursî, Müslümanların başlıca fikir ve maneviyat merkezleri olan medrese, mektep ve tekkenin işlevleri arasında tam bir irtibat sağlamıştır. Ona göre bunlardan her birinin kendilerine mahsus alanları vardır. Fakat bir koordinasyon ile zaman zaman bir araya gelip müşterek gayeye hizmet etmelidirler. Bunu, üç ayrı odasının ortadaki büyük salona açıldığı bir ev benzetmesi ile ifade eder. Kendisinin de ilk yetişme ortamı olan medresenin zahirî, sağlam ilim ölçüleri; okulun temsil ettiği modern bilimler ve üçüncü olarak da nefis terbiyesi ve kalbe yönelen maneviyat eğitimi, ona göre vazgeçilmez üç unsur olup ahenk içinde Müslüman toplum içinde yerlerini almaları gerekir.
Fikir öncülüğünü yaptığı birçok müesseseler, okullar, yayın evleri, gazete, radyo, televizyon, kitap, dergi çalışmaları ile onun temennilerinin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Allah Teala onu garik-i rahmet eylesin, Müslümanları onun böylesi güzel irşatlarını uygulamaya muvaffak buyursun.

Dücane Cündioğlu:
“Risale-i Nur, kendi suretiyle, kendi hakikatiyle muhterem ve muhteşemdir”

Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

KÜLLÎ UBUDİYET

namaz-galaksiNur Külliyatından çok önemli bir hakikat dersi:

“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” (Sözler)

Tezahür-ü rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğini göstererek Rab ismini tecelli ettirmesi, terbiye ettiği mahluklarını başka varlıkların da temaşasına ve tefekkürüne açması demektir. Bu terbiye öncelikle kâinatta kendini göstermiştir. Yani, önce bu kâinat insan meyvesi verecek şekilde terbiye görmüş de sonra insan o kâinata muhatab olacak ve ondan istifade edip onu temaşa edecek bir fıtratta yaratılmıştır.

İnsan ruhu ve kalbi, Allah’a kulluk görevini yerine getirme konusunda öncelikle bedene, sonra onu kuşatan bütün bir kâinata ihtiyaç duyar. Bunların her ikisini de Allah terbiye etmiştir.

Sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

May 26, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman’ın tefsirde izlediği usul

üstad-risalelerÜstad Bediüzzaman hemen her bahsi, bir ayet-i kerime ile başlatır. Böylece yazacağı şeylerin, o ayetin feyzinden bazı katreler olduğunu gösterir. Fakat ayetin mealini vermez. Diğer tefsirlerin yaptığı tarzda açıklamalara girişmez. Onları önemsiz gördüğünden değil, öteki tefsirlerde zaten yapıldığından ötürü onlara havale eder. Anlatırken akla hitap eden deliller gösterir, bazen misaller verir, bazen hikâye zikreder. Kur’an’dan başka kaynağa müracaat etmez. Yeri geldiğinde hafızasından ilgili hadis-i şerifler nakleder. Bu, onun hayatının son otuz beş yılını sürgün ve hapislerde geçirmesine verilebilir. Devamını Oku »

Nis 30, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur’un, Kur’an anlayışına getirdiği yenilik

kuran-ve-risalelerRisale-i Nur’un üzerinde durduğu temel konulardan biri Kur’an’ın hakkaniyeti, yani gerçeğin ta kendisi olmasıdır. O, insanlara iyice temellendirilmiş bir Kur’an anlayışı vermeye büyük özen gösterir. Kur’an’ın klasik tarifi şöyledir: “Allah Teala tarafından Hz. Muhammed’e (s.a.v.) vahyedilmiş, tevatürle nakledilmiş, Mushaflarda yazılmış, tilavetiyle ibadet olunan, mu’ciz kelamullahtır.” Bu, Kur’an hakkında belirleyici bir çerçeve çizen mükemmel bir tariftir.  Devamını Oku »

Nis 27, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur, Kur’an’dan mülhem midir?

risaleRisale-i Nur Külliyatı’nın müellifi, eserini yazarken yanında Kur’an-ı Hakîm’den başka kaynak bulunmuyordu. Bazen bir konudaki ayetleri derinden derine tefekkür eder, onları tekrar tekrar okur, her tekrarında yeni yeni feyizler alır, sonra Kur’an’dan mülhem olarak (ilham alarak) sür’atli bir şekilde o konuyu açıklar, yanındaki talebelerine yazdırırdı. Bu eserleri şahsının malı olarak düşünmediğinden, fazileti Kur’an’a râci olup Kur’an hakikatlerine hizmet ettiğinden, bunların ehemmiyetini belirtir, insanların bu eserleri dikkatli bir şekilde okumalarını tavsiye ederdi. Devamını Oku »

Nis 25, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur, manevi bir tefsirdir

538-1600Dinî ilimlerin öğretiminin zayıfladığı, insanların himmetlerinin ve dinî ilimlere ayırabildikleri zamanın azaldığı bir dönemde, işe en sağlam yerinden başlamak gerekiyordu. İşte Üstad Bediüzzaman’ın tefsiri, dinin temeli olan; Allah Teala’nın varlığı, birliği, sıfatları, melekler, kitaplar, nübüvvet, vahiy, ahiret hayatı gibi meselelerde, güçlü açıklamalar yapmıştır. Bunları yaparken, diğer tefsirlerdeki gibi farklı kıraat vecihleri, esbab-ı nüzul, i’rab, lügat vb. yönlerini açıklamamıştır. Bu konular önemsiz olduğundan değil, bu hususta ayrıntılı açıklamaların bulunduğu geniş tefsirlere havale ettiğinden ötürü böyle yapmıştır. Devamını Oku »

Nis 23, 2015 - Makaleler    1 Yorum

Risale-i Nur, Nasıl Bir Tefsirdir?

1611Tefsir, Kur’an-ı Kerim’in lafızlarından kastedilen manaları beşer takati ölçüsünde açıklamak demektir. Kur’an’ın en yetkili müfessiri, Hz. Peygamber’dir (s.a.v.). “Sana da, ey Resulüm, bu Zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın” (Nahl 44) ayeti bunu açıkça belirtir. Devamını Oku »

Eki 2, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

İman ile hayatı hayatlandırmak

Hayatın lezzetini ve zevkini istersenizMavi_deniz_ve_gne_fotoraf, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve ferâizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhâfaza ediniz.” SÖZLER

Bu dünya gölgeler âlemi; ahiret asıl…

Bu dünya fanilik beldesi; ahiret baki…

Bu dünya bir imtihan meydanı ve ahiret tarlası; sonuçlar ötede alınacak, mahsuller orada derlenecek.

Dünyanın mahiyetini böyle bildiğimizde, ondan bekleyeceğimiz lezzet ve zevk de “gölge zevk”, “fani lezzet”, “imtihan meydanında yahut tarlada tattığımız sade nimetler gibi ” olur.

Gerçek zevk, ebedî olandır.

“ Ahiret daha hayırlı ve bâkîdir.”   (A’lâ Sûresi, 17) Devamını Oku »

Sayfalar:«1234»