Mesnevi-i Nuriye Dersleri | Alaaddin Başar
Mesnevi-i Nuriye Dersleri için Arşiv"
Oca 4, 2018 - Katre    Yorum Yok

Adeti ibadete dönüştürmek

“Evet niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir.”

Üstat hazretlerinin  “öğrendim” dediği kelimelerden biri de “niyet”. Buradaki niyeti  en başta “ihlas” olarak anlamamız gerekiyor. Zira en büyük niyet, bir işi Allah rızası için yapmaktır. Namazımıza “Niyet ettim Allah rızası için” diye başladığımız gibi, konuşurken, ticaret yaparken, sefere çıkarken kısacası bütün işlerimizde de niyetimiz İlâhî rızaya ermek olmalıdır.

Cümlede geçen “âdi” kelimesi, yeme, içme,  konuşma, yatma gibi adet olarak yaptığımız işler demektir. Bunları sünnet niyetiyle  yaptığımızda o âdi işlerimiz ibadet olurlar. Zira, o Hak Elçisine (asm.)  uymak, Allah’ın razı olduğu şekilde hareket etmek demektir. Devamını Oku »

Eyl 1, 2015 - Şemme    1 Yorum

Kur’an’da delilin neticeden daha zahir olması

1İ’lem Eyyühel-Aziz!

Ekseriyet-i mutlakayı teşkil eden avam-ı nâsın fehimleri Kur’anca o kadar müraat edilmiştir ki, birkaç dereceyi, birkaç ciheti ihtiva eden bir mes’elede avamın fehimlerine en me’nus en karib ciheti ve nazarlarına en vâzıh, en zâhir dereceyi söylüyor. Çünki öyle olmasa, delilin neticeden hafî olması lâzımgelir. Kur’an’ın kâinattan yaptığı bahis, Hâlık’ın sıfatlarını isbat ve izah içindir. Binaenaleyh ne kadar cumhurun fehmine yakın olursa, irşada daha lâyık ve daha muvafık olur. Meselâ: Hâlık’ın tasarrufatına delalet eden âyetlerden en zâhir, en aşikâr olan tabakayı وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ  السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ  اَلْسِنَتِكُمْ وَ اَلْوَانِكُمْ  âyetiyle zikretmiştir. Halbuki bu tabakanın arkasında vücuhun taayyünat, teşahhusat tabakası vardır. Evvelki tabakanın fehmi, ikinci tabakanın fehminden daha yakındır. Ve keza en aşikâr dereceyi اِنَّ فِى خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ âyetiyle zikretmiştir. Bu derecenin arkasında, arzın şems etrafında emir ve irade-i İlahî kanunuyla tahrik ve tedviri derecesi de vardır. Lâkin bu derece, evvelki dereceden bir derece mahfî olduğundan terkedilmiştir. Devamını Oku »

Ağu 7, 2015 - Katre    2 Yorum

Günah sevaba, sevap günaha nasıl dönüşür?

kafirin-bakış-açısı“Ve keza nazar ile niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder.”

Bakma manasına gelen “nazar” kelimesi, çoğu zaman,  “bakış açısı ve akıl” manasında da kullanılır.

Meselâ, hastalıklara bir elem ve keder vasıtası olarak nazar edilebileceği gibi, günahları eriten; insanın dünya sevgisini azaltan, kalbini ahirete yönlendiren, acz ve fakrını kemaliyle hissettirip insanın kulluk şuurunu pekiştiren bir nimet-i İlâhî olarak da bakılabilir.

Günahın sevaba dönüşmesine eskiden beri verilen meşhur bir örnek var: Yalan söylemek günah olduğu halde, iki kişinin arasını bulmak ve onları barıştırmak için yalan söylendiğinde o günah bir sevaba vesile olmuş olur. Ancak, Üstat hazretleri, “Maslahat için kizb ise zaman onun neshetmiş.” diyerek bu kapıyı kapamış ve  gerekçe olarak da “bunun muayyen bir haddinin olmadığını” göstermiştir. Yani, iki kişiyi barıştırmak için yalan söylenebileceğine dair bir kapı açılırsa, başka faydalar için de yalan söyleme yoluna gidilme tehlikesi ortaya çıkar.  Hatta, bu kapı birçok haramların işlenmesine de yol açabilir. Devamını Oku »

Tem 10, 2015 - Katre    1 Yorum

Sebepler tenteneli bir perdedir

bitki-ve-hayvanlar“Binaenaleyh nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni’, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.”

 

Bir nimetin sadece insana olan faydalarına nazar edilirse ona mana-yı ismiyle bakılmış olur. Halbuki  o nimet, insanı ve onun ihtiyaçlarını bilmeyen toprağın, suyun, ağacın yahut güneşin işi olamaz. O nimeti bir Mün’im (nimetlerdiren)  yaratmıştır ve bize ikram etmektedir.

Her biri, bir sanat mucizesi olan varlıklara baktığımızda da onları yapan Sani’ zihnimize gelmelidir. Bir çiçeğin yapılışını ne toprağa verebiliriz, ne suya, ne güneşe, ne de bahar mevsimine. Bunların tümünü birlikte çalıştırarak o eseri meydana getiren Allah, bütün kâinatı onun imdadına göndermekte ve onu taklit edilmesi mümkün olmayan bir sanat mucizesi olarak icat etmektedir. Devamını Oku »

Tem 2, 2015 - Katre    Yorum Yok

Tenteneli perdeler arasında hakikati görmek

perde“Evet her şeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakk’a bakar. Diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakk’a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakk’a bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır.”

Burada “mana-yı harfi ve mana-yı ismi” konusuna devam edilerek, mana-yı harfinin “Hakk’a bakan cihet”, mana-yı isminin ise “halka bakan cihet” olduğu nazara veriliyor. Hakk’a bakan cihet, bir şeyde tecelli eden İlâhî isim ve sıfatlar, o şeyin yaratılış hikmetleri, onda kendini gösteren rahmet ve inayet, o eseri Cenâb-ı Hakk’ın bizzat müşahede etmesi, meleklerine göstermesi, bütün ruhaniyata seyrettirmesi gibi gayelerdir. Halka, yani mahlukata bakan ciheti ise o şeyin başka varlıklara sağladığı faydalardır.

Meselâ, güneşin Hakk’a bakan ciheti O’nun nur ismine ayna olması, kudret ve azametini göstermesi gibi görevleridir. Halka bakan ciheti ise, yeryüzündeki bütün canlılara yaptığı çok hayatî hizmetlerdir. Aslında bu hizmetler, Allah’ın rahmet ve inayetini göstermeleri yönüyle de Hakk’a bakmaktadırlar. Devamını Oku »

Haz 24, 2015 - Katre    Yorum Yok

Onun hesabına kainata bakmak

gzel_kelebek_ve_zizek“Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.”

 

Üstat hazretleri buradan mana-yı harfi içinOnun hesabına bakmak” tarifini getirmiştir; örneğimizde, portakala Rezzak ismi hesabına bakmak gibi.

“Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak”, yani  portakalı sahipsiz, yaratıcısız, tek başına müstakil bir varlık gibi düşünmek, yahut ona ağacın bir eseri imiş gibi bakmak “hatadır.” Devamını Oku »

Haz 19, 2015 - Katre    Yorum Yok

Mana-yı Harfi – Mana-yı İsmi

Vav_harfinin_hikmetiMukaddeme

Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksad: Mana-yı harfî, mana-yı ismî, niyet, nazardır. Şöyle ki:

Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve O’nun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.

 

Açıklama:

Bediüzzaman hazretleri Arapça gramerinde geçen “isim ve harf” tariflerini akaid ilmine uygulamış ve İlâhî birer sanat eseri olan bu âlemdeki varlıklara nasıl bakılması gerektiğini ortaya koymuştur.

“İsim”,  başkasına muhtaç olmaksızın tek başına bir mana ifade eder.  “Harf” ise, tek başına bir mana ifade etmeyip başka bir kelimenin anlaşılmasına yardım eder. Meselâ, “masa” kelimesi bir isim olarak tek başına bir mana taşımaktadır. Ama, “nın” edatı, yalnız olarak bir mana ifade etmez, ancak “masanın” dediğimizde masa kelimesinin anlaşılmasına yardımcı olur. Devamını Oku »

Nis 30, 2015 - Zerre    Yorum Yok

Ene rasadıyla Allah’ın mülkünü mahlukata taksim etmek

kainatİ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanın hilkatinden maksad, mahfî hazine-i İlahiyeyi keşif ile göstermek ve Kadîr-i Ezelî’ye bir bürhan, bir delil, bir ma’kes-i nuranî olmakla cemal-i ezelînin tecellisi için şeffaf bir mir’at, bir âyine olmaktır. Hakikaten semavat, arz ve cibalin hamlinden âciz kaldıkları emaneti insan hamlettiği cihetle cilâlanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünki o emanetin mazmunlarından biri de insanın sıfât-ı İlahiyeyi fehmetmek için bir vâhid-i kıyasî vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksad bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserîsi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi feth ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşr iken söndürüyor. Allah’ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza nur-u imanla Allah’a bakıp mülkü ona teslim etmekle -itikaden- mükellef iken, “Ene” rasadıyla halka bakarak Allah’ın mülkünü onlara taksim ediyor. Hakikaten اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ جَهُولٌ             

Açıklama:

“Mahfî hazine-i İlahiye”, Cenab-ı Hakk’ın isimleri, sıfatlarıdır. Bunlar mahfidirler, gizlidirler; yani tecelli etmezlerse bilinmezler. Nitekim, hadis-i kutside “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim de kainatı yarattım” buyrulmuştur.

İlâhî isimlerden birisi Hâlık’tır. İlk mahluk olan nur-u Muhammedînin yaratılmasıyla bu isim tecelli etmiştir. Ama bu tecelliyi ancak kendisi bilmekte ve görmektedir.

Sonraki safhalarda, o nurdan meleklerin yaratılmasıyla, yaratma fiilinin ve Hâlık isminin tecellilerini seyredecek ve bilecek ilk varlıklar ortaya çıkmış oldu. Onlar hem kendilerinin hem de diğer varlıkların yaratılışlarını ibretle tefekkür ettiler. Ancak, onlarda tecelli etmeyen çok isimler vardı. Onların bilinmesi için meleklerin, sema ve arzın yaratılması kâfi gelmiyordu. Devamını Oku »

Nis 23, 2015 - Şemme    Yorum Yok

Kesafet ve Letâfet

214İ’lem Eyyühel-Aziz! Maddî olan bir şey, kesafeti ne kadar fazla olursa o  nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idraktan kasırdır. Fakat nur ve nuranî şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse, o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latif olursa, o derecede maddîyatın içlerini keşfeder (Röntgen şuaı gibi). Mümkinatta mes’ele bu merkezde ise; Vâcib, Vâhid olan Nur-ul Envar ne derece نَافِذ  الّخَفَايَا عَالِمٌ بِاّلاَسْرَارِ olacağı, bir derece anlaşıldı. Öyle ise azameti, tam manasıyla ihata, nüfuz, şümulü iktiza ve istilzam eder.

Açıklama: Devamını Oku »

Oca 1, 2015 - Şemme    Yorum Yok

Sen Allah’tan uzaksın ama o sana çok yakın

Allah ccİ’lem Eyyühel-Aziz! Ulûhiyetin azameti, izzeti, istikâliyeti, her şeyin, -küçük olsun büyük olsun, yüksek olsun alçak olsun- taht-ı tasarrufunda bulunduğunu istiyor. Senin hıssetin veya hakaretin, onun tasarrufundan hariç kalmasına sebeb olamaz. Çünki senin ondan bu’dun varsa da onun senden bu’du yoktur. Veya senin bir sıfatının hakareti vücudunun hakaretini istilzam etmez. Veya mülk cihetinin mülevves olması, melekût cihetinin de mülevves olmasını iktiza etmez. Ve kezâ, Hâlık’ın azameti, çirkin şeylerin tasarrufundan çıkmasını istilzam etmez. Bilâkîs azamet-i hakikiye, îcad hususunda infiradı, tasarruf cihetiyle de ihâtayı iktiza eder.

 

Açıklama:

“Uluhiyetin azameti, izzeti, istiklaliyeti, her şeyin, -küçük olsun büyük olsun, yüksek olsun alçak olsun- taht-ı tasarrufunda bulunduğunu istiyor.”

Uluhiyet; “ilâhlık, mabudiyet” manasına gelir. Yani, bütün varlık âlemi ancak Allah’ın tasarrufundadır, O’nun emriyle hareket eder, O’nun takdir ettiği görevleri aksatmadan yerine getirir. Devamını Oku »

Sayfalar:1234»