Hikmetli Nükteler | Alaaddin Başar
Hikmetli Nükteler için Arşiv"
May 24, 2014 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Hiç düşündük mü?

Fetus 1Bugün dünyaya gelen, meselâ, ikiyüzbin çocuk varsa, bir o kadar çocuk da doğumlarına bir gün kalmış vaziyette rahimlerde bekleşmede…

Bir başka grubun doğumuna üçgün, diğerlerinin bir hafta, bir kısmının bir ay, daha başkasının beş ay ve nihayet bugün rahimlere düşenlerin ise tam dokuz ayları var.

Demek ki, şu anda anne rahimlerinde bu dokuz aylık sürenin değişik safhalarını yaşayan milyonlarca yavru hayata hazırlanıyor.

Bir kısmı “nutfeden” “alâkaya” adım atarken, berikiler “alâkadan” “mudgaya” geçiyor. Bir başka grupta kemikler yeni teşekküle başlıyor. Devamını Oku »

Ara 25, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Bir harf katibini bildirir…

a harfi

Bir kitaptaki herhangi bir harf de kendine göre bir varlığa sahiptir, kâtibini kendi ölçüsünde bildirir, tanıttırır. Ama o harf, kitapta vazife almakla ayrı bir kemâle ermiş, ayrı bir kıymet kazanmıştır. Kitaptaki onbinlerce kelime kesreti ifade eder, ama onlar artık bir tek isimle yâd edilmeye başlanmışlardır:Kitap

Ve o kitabın taşıdığı mânâlardan, ilim ve irfan âlemine ettiği hizmetlerden her harf de hissesini alır; o kemâlden o da nasiplenir. Devamını Oku »

Eyl 18, 2012 - Hikmetli Nükteler    4 Yorum

Hesaba çekileceğiz…

Rakîb;  “murakabe eden, denetleyen, kontrol eden” gibi manalara geliyor. Bu kelimenin geniş bir kullanım alanı olmakla birlikte, daha çok, mali denetimleri hatırlatıyor.

İnsana takılan o paha biçilmez istidat ve ona verilen ömür sermayesi de denetimden nasiplerini alacaklar.  Allah’ın bir ismi de Rakîb, yani murakabe eden.

Nefeslerimiz sayılı olduğu gibi, lokmalarımız da sayılı…

Düşüncelerimiz de sayılı.

Kurduğumuz hayaller, fırlattığımız bakışlar, yaptığımız konuşmalar da sayılı.

Attığımız adımlar, harcadığımız paralar da sayılı.

Bunların hepsi Allah’ın murakabesi altında.

Bütün bu kıymetli sermayelerden hesaba çekilmeyeceğimiz düşünülemez, hatta tevehhüm bile edilemez.

Ve o Rakîb, her şeyi işiten, gören, bilen bir Rakîb. Hem de Mucîb…Tövbelerimizi ve dualarımızı işiten bir Rakîb..

Resmi dairelerde, üç beş bin liralık bir bütçe veriyorlar,  ardından murakabe geliyor, “Bu bütçeyi nereye ve nasıl harcadın?” diye.

Üstümüzde bir Rakîb var, yani biz Onun murakabesi altındayız. Günah ve sevabımızı yazan melekler, bu murakabenin kâtipliğini yapıyorlar.

Eyl 17, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Kabiliyetleri açısından insan…

İnsanda öyle bir istidat var ki, her konuda insanın önünü açıyor; “çalışırsan bu sonucu da elde edebilirsin,” mesajını veriyor.

Dünyadaki meslekleri saymakla bitiremeyiz, bunların hepsini icra edenler insan. Demek ki, insan mühendis de olabiliyor, doktor da; fizikçi de olabiliyor kimyacı da. Edebiyatçı da olabiliyor sanatkâr da.

Bu meşru meslekler yanında, yine sayılamayacak kadar da bozuk, karışık, haram işler var. İnsan bunların da her birine girebiliyor. Hırsız da oluyor, dolandırıcı da; katil de oluyor kumarbaz da; uyuşturucu ticareti de yapabiliyor, silah kaçakçılığı da.

Müspet ve menfi bu kadar işleri görmeye açık olan bu kadar geniş bir istidat, insandan başka hiçbir varlıkta yok.

Meleklerin en büyüklerinden biri Cebrail’dir (as.). Ama o büyük melek isterse Azrail olamıyor, Mikail de istese İsrafil olamıyor.

Hayvanlar âleminde de benzer bir tabloya şahit oluyoruz: Bir arı, istese ipek öremez, ipek böceği de bal yapamaz.

Yani, her varlık ne için yaratılmışsa o işi görüyor. Sadece insana, kısmen de cinlere, imtihan olmalarının gereği olarak, bir serbesti, bir hürriyet tanınmış. İsterlerse iman edebiliyorlar, dilerlerse küfür yolunda gidebiliyor.

Tarih boyunca gelip geçmiş bütün insanları ve kıyamete kadar da gelecek insanları hayalen sıraya koyalım. Her birinin tek başına ayrı bir âlem olduğunu, her birinin karakter, meslek, ahlak, ilim, salih amel, takva ve ahlâk yönünden çok farklılık gösterdiğini görürüz.  Bu farklılıklar cennetteki ayrı ayrı ihsan mertebelerini ve cehennemdeki farklı azap derecelerini netice verecekler.

Peygamberler, sahabeler, âlimler, mürşitler de insanlardan çıkmışlar, Nemrutlar, Firavunlar, Ebu Cehiller de.

Eyl 17, 2012 - Hikmetli Nükteler    1 Yorum

Hikmet ve İnsan…

Hikmet bir manadır; fayda, gaye demektir, abesin yani gereksizliğin, yersizliğin zıddıdır.

İnsana bu gözle baktığımızda, saçından tırnağına kadar  her şeyiyle  hikmeti gösterir.  Saça ihtiyacımız vardır ve biz ondan fayda görürüz. Alnımızın saçsız olması da hikmettir, kaşlarımızın varlığı hikmettir, kirpiklerimizde hikmeti daha açık seyrederiz. Onlar siyah olmasalar, az bir ışıktan rahatsız olur, çevremizi göremeyiz. Kokular âlemiyle ilgimizi kuran burnumuz yine hikmeti gösterir. Alt çenemizin hareketli üstün sabit olması hikmettir, dişlerimizin hem kendileri hem de diziliş sıraları ve yerleri hikmetlidir. Kulağımız hikmetle yapılmıştır, bizi sesler âlemiyle buluşturur.

İnsan yüzünde hemen gördüğümüz bu hikmetleri, vücudumuzdaki bütün organların görevleri ve faydaları için de düşündüğümüzde, insan vücudunda hikmetsiz bir tek hücre, bir tek organ, bir tek damar olmadığını görürüz. Sanki “hikmet” cisim giymiş de “insan” olmuştur. İnsan, hikmeti o kadar açık ve net olarak göstermektedir.

May 28, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Ortası yok…

Malum ya, sermaye ne kadar çok olursa kâr da zarar da o nispette büyük olur. İnsanın istidat sermayesi cinlerinkinden çok ileri derecededir. Bu sermayenin yerinde kullanılmasıyla, cinlerin erişemeyeceği mertebelere çıkıldığı gibi, yanlış kullanılmasıyla da onların yapamayacakları kadar büyük şerler işlenir. Onun için Üstat hazretleri böyle şerli insanlara “cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytan-ı insî!”  diye hitap etmektedir.

Halk arasında bu manayı ders veren şöyle bir temsil vardır: “Yüksekten düşen yüksek düşer.”

Beş metreden düşmekle yüz metreden düşmek arasında büyük fark vardır. Birincisinde insan ağır yaralanırken, diğerinde paramparça olur ve ölür.

İnsan ahsen-i takvimde, en zengin bir istidat ile  yaratıldığı için, yükselince cennete, düşünce de, esfel i safiline düşüyor; ortası yok bunun.

May 1, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Eşitlikle adalet aynı şey mi?

Çoğu insan, eşitlikle adaleti karıştırıyor, çokları adaletle eşitliği bir sayıyor, bunları birbirine karıştırıyor. Halbuki, mutlak eşitlik, yâni, her şeyin her yönden aynı olması, adalete zıt!..

Önce insanların icraatlarından bir iki misal vereyim:

Bir şâir, kasidesinde her harfi kelimenin tamamını dikkate alarak yazar. Her kelimeyi, o şiirin bütününü nazara alarak yerleştirir. Her mısrayı da kasidenin tamamını gözeterek kaleme alır. Burada mutlak eşitlik değil, adalet söz konusu… İlk mısra başa gelir, son mısra dipte kalır, ama hepsi aynı gayeye hizmet ederler. Devamını Oku »

Şub 18, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Benzerlikler, Farklılıklar…

insalarİki zıt hüküm: “Bütün insanlar birbirine benzerler.” ve “Hiçbir insan diğerine benzemez.”

Bunların ikisi de doğrudur. Birincisi tevafuk cihetiyle, ikincisi tehalüf cihetiyledir.

Tevafuk ciheti, hepimizin simasının aynı şekilde olması, gözümüzün, burnumuzun, kulaklarımızın diğer insanlarla aynı özellikleri taşımalarıdır. Tehalüf ciheti ise, yapılış düzeni aynı olan bu simaların,  kendilerini diğerlerinden ayıracak bir alamet-i farika taşımaları, hiçbirinin diğerlerine  benzemeyişidir. Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Ya Ölüm Olmasaydı… ?

KabirBiz ölmemeyi istiyor ve ona razı oluyoruz. Bizi razı etmek için ölüm kanunu kalksa, işte o zaman ölümün ne kadar büyük bir rahmet olduğunu çok iyi anlarız.

“Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. “ Mektubat,  Birinci Mektup Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Bize bırakılsaydı…

hayretİnsan çoğu zaman olayları aklıyla değil hissiyle değerlendiriyor. Yani, hikmeti değil, hevesinin tatminini esas alıyor ve yanılıyor.

Mesalâ, biz her zaman lambaları küçük, odaları büyük görmüşüz. Böyle bir ortamda yaşamışız, hislerimiz bu yönde gelişmiş. Şimdi, güneş sisteminin tanzimi bize bırakılsaydı, güneşi küçük  dünyayı büyük olarak takdir ederdik. O zaman, o küçük güneşin gücü bu büyük gezegeni çevirmeye yetmezdi. Güneş sisteminin yaratılışı, bizim hevesimizin hilafına cereyan etmiştir ve bunda binlerce hikmet olduğunu çok iyi biliyoruz. Devamını Oku »

Sayfalar:12»