Birinci Söz | Alaaddin Başar
Birinci Söz için Arşiv"
Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

“Tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: “En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki…” Tabiiyyunlar neden en çok salabet ve hararete güvenirler?

Tabiat, aslında “yaratılış, fıtrat” manasına gelir. Kâinatın tümü için de bu tabir kullanılmaktadır. Sertin tabiatında yumuşağı ezmek, ona yol vermemek vardır. Aynı şekilde sıcaklığın, ateşin tabiatı kurutmak, yakmak, kül etmektir. Bir kıvılcımın nice ormanları yakıp kül etmesi bunun açık delilidir. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

İnsanların çoğu gaflet veya dalalettedir, Allah’ı tanımaz ve O’nun namına vermezler. O halde biz bunlarla alışveriş yapmayacak mıyız?

Bu sorunun cevabını Üstadımız şöyle vermektedir:

Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse (meselâ hayvan ve ağaç gibi), doğrudan doğruya o nimeti Cenâb-ı Hak hesabına verir. Madem o lisan-ı hal ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Mucizelerin, peygamberlerden sadır olduğunu biliyoruz. Yaprakların sıcaklığa, köklerin sert taşlara mukavemeti de bir mucize midir? Peygamberlerdeki mucizelerle mahlukattaki mucizeler arasında farklar var mıdır?

Mu’ciz, aciz bırakan demektir. Peygamberlerin eliyle gerçekleşen harikaları insanlar yapmaktan acizdirler. Bu hal, onlara bu işin bir kul tarafından bizzat icra edilemeyeceğini, elinde mucize zahir olan kişinin ancak Allah’ın elçisi olabileceğini bilmeleri için bir irşattır. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Ağaçların; dallarının havada intişarıyla, köklerinin yerde intişarı aynı suhulet ve kolaylıkla oluyor. Burada başka hakikatlere bir işaret var mıdır?

Belki şöyle bir işaret de olabilir. Sert olan toprağın delinmesi için ağacın sert gövdesi ve dallarına görev düşebilirdi. Aynı şekilde yumuşak havada ise yumuşak kökler daha rahatlıkla intişar edebilirlerdi. Hilkatte bunun aksi bir tecelli ile karşılaşıyor ve İlahi kudrete nispeten büyük küçük, az çok fark etmediği gibi sertle yumuşağın da fark etmediğini görüyoruz. Bu ise sebeplerin gerçek tasarruf sahibi olmadığının ayrı bir delili olarak değerlendirilebilir.

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Ağaçların ipek gibi yumuşak kök ve damarlarının sert olan toprağı ve taşları delmesini, biyoloji uzmanları enzimlerle izah ediyorlar. Dolayısıyla besmeleyle irtibatı nedir? Acaba burada bütün sertliklere ve salabetlere karşı, yumuşaklığın tavsiye edilmesi söz konusu mudur?

Sert cisimlerin yumuşak cisimlere engel olmaları, onlara ezmeleri tabiatta çokça görülür. Yani sertin tabiatında yumuşağa galip gelme vardır. Burada ise bu tabiat kanunun tam tersi bir icraat görülüyor. Demek ki, tabiat hakiki fail değil. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Mübarek hayvanlar olarak bahsedilenlerin dışındakiler mübarek değiller mi? Veya mübarek kelimesini nasıl anlamalıyız?

Her hayvan, kendisine verilen görevi eksiksiz yapmakla Allah’a ibadet eder ve onu tespih eder. Bu ibadetinin manevî mükâfatını da ahirette mutlaka alacaktır. Bu konu On Yedinci Sözde hem izah, hem ispat edilmiştir. Ancak, “mübarek” kelimesini her hayvan için kullanmayız. Çünkü bu kelimenin manasında “bereket, ihsan, ikram vardır.” Hamsinin çok olduğu senelerde bereketten söz ederiz. Ama çekirgelerin çoğalmasını bereket değil afet kelimesiyle ifade ederiz. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Her varlığın “bismillah” deyip, çok büyük işler yaptığını müşahede edilmekle beraber, bazen de mahlukatın perişaniyet ve aczi de dikkat çekmektedir. Bu iki meseleyi nasıl bağdaştıracağız?

Her varlık yaptığı bütün işleri Allah namına yapmakta, O’nun ihsanıyla kendi gücünün çok ötelerinde işler başarmaktadır. Öte yandan, bu dünya hayatında “cemal ve celal tecellileri” birbirini takip etmekte, “her kemale bir noksan katmak bu âlem-i kevn ü fesadın muktezası” olduğundan, sıhhatli hastalık, gençliği ihtiyarlık, izzeti zillet takip etmektedir. Bu ise her iki tip esmanın da tecelli etmesi içindir. Mesela, insan gençliğinde Muizz (izzet sahibi) isminin bir cilvesiyle güçlü, kuvvetli, sağlam ve dinç olur. Daha sonra Müzill (zillet verici) ismini tecellisiyle ihtiyarlar, hastalanır, güçsüz ve kuvvetsiz kalır. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Aczin ve fakrın en makbul bir şefaatçi olması nasıl oluyor?

İnsanın aczi ve fakrı sonsuzdur. Nur Risalelerinde, “zulmetin nura ayna olması gibi”, insandaki bu acizliğin İlahi kudretin tecellisine, fakrın ise İlahi rahmetin tecellisine bir ayna olduğu sıkça ders verilir. Acz ve fakrımızı Allah’a karşı hissetmemiz gerektiğine de ayrıca vurgu yapılır. Biz neye muhtaç isek onun fakiriyiz ve neyi yapmaya güç yetiremiyorsak onun aciziyiz.. Bu nazarla bakıldığında insanın aczinin de fakrının da sonsuz olduğu anlaşılır. Devamını Oku »

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Sahib-i Kâinatın ismini alan kimselerin, “her hadisatın karşısında titremeden kurtulması” her zaman olmuyor. Yani besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin ismini almayı nasıl anlayacağız?

besmele

Besmele

Besmeleyle başlanan bir işin mutlaka başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstadın “Esbaba teşebbüs bir dua-ı fiilîdir.” sözünü hatırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış olur. Neticeyi yaratmak Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir işe besmele ile başlayan kişi, başarının Allah’tan olduğunun, “her hayrın Onun elinde” bulunduğunun şuuru içinde, kendine düşen görevleri eksiksiz yerine getirir ve neticeye karışmaz. İşin şöyle veya böyle sonuçlanması onun kalbini fazla meşgul etmez, “hadisatın karşısında titremeden kurtulma” ancak böylece gerçekleşir  Devamını Oku »

Sayfalar:12»