On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı | Alaaddin Başar
On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı için Arşiv"
May 23, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Hazine-i rahmetin pırlantası ve kapıcısı zat-ı Ahmediye (a.s.v.)’dır. Birinci anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır. İfadelerini nasıl anlamalıyız? Aralarındaki münasebeti izah eder misiniz?

salavat-ayet“Sen hem Onun mülküsün, hem memlûküsün.” hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası ve ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.  Devamını Oku »

May 16, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

111Üstadımız “salavatı”; rahmet noktasında Resul-ü Kibriya’ya vesile, Resul-ü Kibriya’yı da rahmet noktasında Allah’a vesile yapmayı tavsiye ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

Bu âlem, hikmet dünyasıdır. Bunun içindir ki eşyanın yaratılmasında sebepler devreye sokulmuştur. Meyve için ağaca, çocuk için izdivaca ihtiyaç vardır. Ancak, ne ağaç o meyvenin hakiki mucididir, ne de ebeveyn o çocuğun gerçek sahibi. Sebepleri yaratan kim ise sonuçları yaratan da yine O’dur. Devamını Oku »

May 5, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

kuşBütün mahlukat ve mevcudatın vücudu, Cenab-ı Hakkın vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre, mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

 

Önce şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On birinci Sözün tamamıdır.

Bir önceki soruda da belirttiğimiz gibi Allah Ğani’dir. Samed’dir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Mahlukatı yaratmasına zatının ihtiyacı olduğu düşünülemez. Aksine, mevcudat yaratılmalarında, hayat sahibi olmalarında, rızıklarına kavuşmalarında, görme, işitme gibi nice hislerle donatılmalarında Allah’a muhtaçtırlar. Onlar, yaratılmaları ve ihtiyaçlarının görülmeleri ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine ayna olurlar.

Şu var ki, İlahi isimler tecelli isterler. Otuzuncu Sözde, ene bahsinde güzelce izah edildiği gibi, insanın ilim, kudret, irade gibi sıfatları Allah’ın bu sıfatlarını bilmemiz için bir kıyas unsurudur. Biz kendimizdeki bu sıfatlardan hareket ile, onları yaratan ve onlara hiçbir cihetle benzemeyen İlahi sıfatların varlığını biliriz. Aynı şekilde, Üstadın “insan şuun-u İlahiyenin bir mikyasıdır” ifadesinden hareketle bu sorunun cevabına bir derece ulaşabiliriz.

Bir insan ressam ise, resim yapmak ister. Resim yapmaya zatı itibariyle hiç ihtiyacı yoktur. Ancak, onun “ressam” ismi resim yapılmasını ister, tecelli ister. Bunu ihtiyaçla karıştırmamak gerekiyor.

İlahi isimlerden sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

Nis 25, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Cenab-ı Hakkın istiğna-i zatisinin, hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan ile alakası nedir?

Cenab-ı Hakk, Ğaniyy-i Mutlak’tır, istiğna-i zatisi vardır. Yani, mahlukatın varlığı ile yokluğu, insanların inanmaları ile inanmamaları, ibadet etmeleriyle etmemeleri onun zatı için eşittir, müsavidir. İnsanların inanmalarıyla onun zatının kemalinde bir artma olmayacağı gibi, bütün insanların küfür ve isyan içinde bulunmalı halinde de yine O’nun zatının kemalinde hiç bir  noksanlık olmaz. “İstiğna-i zâtî”, bu ve benzeri bütün ihtiyaçlardan Onun münezzeh olması manasına gelir.

Sonsuz aciz ve fakir yaratılmakla Allah’ın sonsuz rahmetine ve zenginliğine güzel bir ayna olan insanoğlunun, ne varlığına,  ne de ibadetlerine Allah’ın muhtaç olması düşünülemez. İnsanları yaratması gibi, onların bütün ihtiyaçlarını görmesi de yine rahmetinden dolayıdır.

Mar 15, 2014 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Neden ben değil de biz diyoruz?

Cemaat - kıyam “İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

Bu konuda risalelerde müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa, “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir. Devamını Oku »

Kas 18, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Cenab-ı Hakkın zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Allah ccCenab-ı Hakkın misli, şeriki, naziri ve şebihi olmadığını ve olamayacağını anlıyoruz. Ancak zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Cevap:

Varlık kavramı için şöyle üçlü bir sınıflandırma yapılıyor:

Vacib, mümkin ve mümteni.

Vacib, olması zaruri, olmaması muhal olan demektir. Allah’ın varlığı zatındandı ve vaciptir.

Mümkin ise “olup olmaması eşit olan” şeklinde tarif edilir. Mümkinin varlığı zatından değildir. Allah’ın var etmesiyle var, yok etmesiyle yok olur. Devamını Oku »

Tem 10, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Ehli tarikatın ekserisinde sekr, ehli aşkın çoğunda ise istiğrak ve iltibas oluyor. Sekr ile istiğrakın farkı nedir? Ehli tarikat ve ehli aşk birbirinden farklı mıdır?

kuran-ve-tesbihEhl-i aşk olmak için mutlaka ehl-i tarikat olmak gerekmez. Nur Külliyatında geçen, “Kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmek, Onun muhabbetiyle kendinden geçmek” ifadeleri, bir bakıma, aşk ehlinin tarifi gibidir.

Aşk, muhabbetin ileri derecesidir. Bu şerefe ermenin yolu, ehl-i tarikat olsun olmasın her mümine açıktır. Ehl-i tarikat içinde de Vedud ismine daha çok mazhar olan evliya için ehl-i aşk tabiri kullanılır.

Devamını Oku »

Şub 14, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Zat, şuunat, sıfat, esma ve efal-i ilahiye hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Allah 3Çokça sorulan bu konu hakkında, Esma-i Hüsna isimli kitabımızın giriş bölümünde gerekli izah yapılmıştır. O bölümü aynen aktarmakla yetineceğim.

 

Allah’ın Zâtı :

Allah’ın zâtı, idrak edilemeyecek kadar yücedir. Zira akıl ve idrak O’nun insana bir hediyesidir ve mahluk olan bu sermaye ile Allah’ın varlığı bilinebilir, ama zâtının hakikati idrak edilemez.

Mahluk olan şey mutlaka sınırlıdır. Bir başlangıcı olduğu gibi bir nihayeti de vardır. Meselâ, göz mahluk olduğu gibi görme sıfatı da mahluktur ve her ikisi de sınırlıdır. İnsan, bütün cisimleri göremediği gibi, kâinatta faaliyet gösteren kuvvetleri, bedenlerde vazife gören ruhları, bu âlemi dolduran melekler dünyasını da göremez. Göz gibi akıl da bir mahluktur. Allah’ın sıfatları ise sonsuz. Sınırlı olan, sonsuzu ihata edemez, kavrayamaz.

“Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez.”      Sözler Devamını Oku »

Oca 30, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

İnsan simasında, küre-i arz simasında ve kâinat simasında; niçin diğer isimler değil de hep ism-i Rahmanın tezahürü nazara veriliyor?

Rahman

İnsan simasında, küre-i arz simasında ve kâinat simasında; niçin diğer isimler değil de hep ism-i Rahmanın tezahürü nazara veriliyor.  Niçin diğer mahlukata göre insan, ism-i Rahmanı tamamıyla gösterir bir mahiyettedir? Vahdet-ül vücudun, mutedil kısmının, “la mevcude illa hu” demesiyle, insanın sima-i manevisinin münasebetini nasıl anlamalıyız?

 

Ademde, yani yoklukta kalmayıp vücuda gelmek, varlık sahasında boy göstermek bütün mahlukatta görülen bir rahmet tecellisidir. Güneşler, yıldızlar, elementler ve daha nice varlıklar bir rahmet eseri olarak yokluktan kurtulmuşlardır. Ancak varlık mertebeleri çok muhteliftir. En ileri mertebeyi Üstadımız “vücudun hadsiz mertebelerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmişir.”  şeklinde ortaya koyar. Demek ki, var olmak, canlı olmak, insan olmak ve müslüman olmak ayrı birer rahmet eseri olmakla birlikte, bunların en ileri mertebesi müslüman olan insanda kendini gösterir. İnsan, akıl nimetiyle ve hidayet güneşiyle öyle bir rahmete mazhar olur ki, o rahmet sadece bu dünyaya münhasır kalmaz, cennette ebediyen devam eder. Devamını Oku »

Oca 30, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Bir kısım ehli tarikatın اِنَّ اللهَ خَلَقَ اْلاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ hadis-i şerifini, akaid-i imaniyeye münasip düşmeyen tarzdaki tefsirleri nasıldır?

Allah 3Üstadımız bu meseleyi açıklarken, Cenab-ı Hak hakkında suretin muhal olduğunu beyan etmekle o gibi kimselerin yanlış telakkilerine de işaret etmiş oluyor. Nurun meşrebi, batıl şeyleri tasvir etmemek ve zihinleri bulandırmamak olduğundan bu konuda fazla izahta bulunmuyor. Biz de aynı düstur üzere hareket etmeye mecburuz. Yine Üstadın bu “suret” kelimesi hakkında koyduğu çok önemli bir kayıt var: “sima-ı manevî”  kaydı. Ruhun haricî vücudu olduğuna göre kendine has bir “manevi siması” da vardır. Devamını Oku »

Sayfalar:1234»