Dördüncü Sır | Alaaddin Başar
Dördüncü Sır için Arşiv"
Mar 15, 2014 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Neden ben değil de biz diyoruz?

Cemaat - kıyam “İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

Bu konuda risalelerde müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa, “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir. Devamını Oku »

Oca 22, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Besmelenin, fatihanın fihristesi ve Kur’an’ın mücmel bir hülasası olması, ne demektir?

besmeleBu hülasalığın; kesret içinde tecelli eden ehadiyet hakikati ile münasebeti var mıdır? Var ise nasıldır?

Kur’an-ı Kerimde ele alınan konular özet olarak Fatiha suresinde de vardır. Onda birer çekirdek halinde verilen derslerin tafsilatlı şekli Kur’an-ı Kerimdir.

Şöyle düşünebilir:

Kur’an, Allahın isimlerinden, sıfatlarından bahsetmekte ve Allah’ı insanlara böylece tanıtmakta, onlara marifet dersi vermektedir. Devamını Oku »

Oca 10, 2013 - Dördüncü Sır    1 Yorum

İyyakena’büdü ve iyyakenestain’ deki hakiki hitaptan maksat nedir? Bu hitabın hakikisi olduğu gibi, surisi de olabilir mi?

İnsan sebeplere ne ölçüde minnettar olursa “iyyakena’büdü” hitabının hakikatinden o kadar uzaklaşır. Aynı şekilde sebeplerden ne ölçüde fayda umar, medet beklerse “iyyakenestein” hitabındaki manadan yine o kadar uzak kalır.

Üstat hazretleri, riya için “şirk-i hafi”  yani “gizli şirk” tabirini kullanıyor. Hiçbir mümin Allah’tan başkasına ibadet etmez, ama kullara riya etmek onların teveccühüne can atmak, onlara hoş görünmeye çalışmak, insanı rıza çizgisinden belli bir ölçüde saptırır ve “iyyakena’büdü” hitabındaki hakikate yine bir manada ters düşer. Devamını Oku »

Oca 10, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalpleri celp etmek için o sikke-i ehadiyet içerisinde rahmet sikkesini ve rahimiyet hatemini koymuştur. Cümlesinden neler anlamalıyız?

Bir hadis-i şerifte, “İnsan ihsanın kuludur.” buyrulur.

İnsan eşyayı tefekkür ederken onlardan gördüğü fayda çoğu zaman öncelik kazanır. Bunun içindir ki, bedenimizde görev yapan bütün organlardan, kâinatta bize hizmet eden bütün sistemlere kadar her şeyde bizim için bir rahmet, bir ihsan vardır. İnsan bu faydaları, bu rahmet tecellilerini düşünmekle Rabbine daha fazla teveccüh eder. Onun içindir ki besmelede bin bir isim içinde rahmet ifade eden iki isim yer alır ve insan da bir işe besmele ile başlarken o işin sonunda Allah’ın rahmetiyle doğacak faydalı sonuçlara kalben nazar eder. Devamını Oku »

Oca 10, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Kur-an’ı Kerimin; en dakik bir cüziden bahsetmesinin sebebi, zahir bir surette hatem-i ehadiyetin herkes tarafından görülmesidir. Hakikaten herkes her cüzide bu hatemi okuyabilme özelliğine sahip midir?

Ehad, Allah’ın zâtının birliğini ifade eder. Bütün kâinatı bir saray gibi seyredebilenler o sarayın tümünün bir sultanın mülkü olduğunu rahatlıkla anlar, bazı bölmeleri yahut odaları başkalarına isnat etme hatasına düşmezler. Bu birlik mührü, cüzilerde daha net ve daha rahat olarak okunmaktadır. Şöyle ki, insan bütün galaksiler arasındaki harika ilgiyi okumakta güçlük çekebilir. Ama, meselâ, bir çiçeğin yaprakları arasındaki ahengi, hepsinin bir sapa bağlı olduğunu, bunlardan bir kısmını başka zatlara isnat etmenin aklen mümkün olmadığını çok iyi bilir. Devamını Oku »

Oca 1, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Herkes her mertebede iyyakena’büdü ve iyyakenestain diyebilir mi?

Her vicdan Allah’tan başka hiçbir şeyin ibadete layık olmadığını, kör ve sağır esbabın onu bilemeyeceğini, duasını ve niyazını işitmeyeceğini bilir. Bu biliş o vicdanın bir nevi “iyyakena’büdü ve iyyakenestain” demesidir.

Şu var ki, sebeplere tesir vermeme, ancak Allah’a tevekkül etme hususunda insanlar birbirinden çok farklıdırlar. Bu konuda insanlar arasında  “zerreden şemse kadar” mertebeler vardır.

Oca 1, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Hatem-i Rahmaniyetin içerisinde gösterilen sikke-i ehadiyete birkaç örnek verilebilir mi?

Rahmân’ın Rezzâk manasında olduğunu düşünürsek, rızka muhtaç her canlıda Cenab-ı Hakk’ın pek çok isimleri tecelli etmektedir. O canlı böylece ehadiyete bir ayna olmakta, bir sikke-i ehadiyet taşımaktadır.

Mesela, o canlı, hayatıyla Hay ve Muhyi isimlerine, yaratılmasıyla Hâlık ismine, bütün organlarının hikmetle yaratılmasıyla Hakîm ismine, şekliyle Musavvir, güzelliğiyle Müzeyyin isimlerine ayna olmaktadır.

Böylece güneşin aynadaki tecellisinin onun pek çok sıfatlarını ve bir nevi cilve-i zatını göstermesi gibi, o canlı da bu isim ve sıfatlara ayna olmakla o sıfatların sahibinin zatının da birliğine ayna olmaktadır. Zaten ehadiyetin manası da budur.

Ara 20, 2012 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Hitab-ı iyyakena’büdü demekle, herkese kâfi gelmeyen; kesret-i mahlûkattaki vahidiyet tecellisini nasıl anlamalıyız?

643870_282785251822030_1206722291_n

İlahî sıfatların tasarrufu altında bulunan sonsuz mahlukatı ne bilmemiz mümkündür ne de hayal etmemiz. Genlerden, atomlardan, arşa, lehv-i mahfuza, melekler alemine, henüz ışığı dünyamıza ulaşmamış yıldızlara kadar bütün bu varlıklar Allah’a ibadet halindedirler, Onun emri dairesinde hareket eder, vazife görürler. Bütün bunları tasavvur etmek ve bunların tamamı namına “iyyakena’büdü” demek çok zor ve ancak kâmil insanlara mahsustur. Bunun yapabilmek için, Üstadımızın ifadesiyle, “küre-i arz vüsatinde  bir kalp lazımdır.” Devamını Oku »

Ara 13, 2012 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

“İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “Biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

643870_282785251822030_1206722291_nBu konuda risalelede müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa,  “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir.

Ayrıca, kâinattaki canlı-cansız her varlık kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirmekle Allah’a ibadet etmektedir. İnsan bunları da hayalen nazara alıp o mahlûkat kafileleri namına “na”büdü, nestein” diyebilir.

Bir de, insanın her bir organı, her bir duygusu ve  hissi de kâinattaki diğer varlıklar gibi kendi görevini yerine getirmekle bir ibadet halindedir. Nitekim Üstadımız bir başka risalesinde “İnsanın bir ferdinde bir cemaat-ı mükellefîn bulunur.” demekle bu organlar ve duygular cemaatine işaret etmiştir. İnsan bütün bunları da niyet ederek “Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyebilir.