On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı | Alaaddin Başar
On Dördüncü Lem’anın İkinci Makamı için Arşiv"
Haz 11, 2012 - İkinci Sır    Yorum Yok

Vahidiyette ukulün boğulmasını nasıl anlamalıyız? Vahidiyet içerisinde ehadiyet tecellisine örnekler verebilir miyiz?

Allah’ın sonsuz sıfatlarının bütün varlık âleminin her köşesindeki tecellilerini göremediğimiz, seyredemediğimiz gibi, hikmetini ve rahmetini de kâinattaki her şeyde görmemiz ve bilmemiz mümkün olmayabilir. “Acaba şu yıldızda benim için nasıl bir rahmet vardır?” sorusuna cevap bulamayız. Akıl onda boğulur. Yeryüzüne indiğimizde, havasından suyuna, meyvesinden sebzesine, arısından koyununa kadar birçok varlıktaki rahmet tecellilerini okumaya başlarız. Burada da yine sivrisinekten, yılana, timsaha kadar nice canlılarda bizim için nasıl bir rahmet oluğunu tam kavrayamayabiliriz. Rahîm isminin tecellisine baktığımızda kendi mahiyetimizde her organın ve her duygunun bizim için büyük bir rahmet ve ihsan olduğunu çok rahat bir şekilde okuruz, aklımız boğulmaktan kurtulur; rahat ve huzura kavuşur.

Haz 11, 2012 - Birinci Sır    Yorum Yok

İnsanî arş’tan, ne anlamalıyız?

İnsanın mahiyeti terakkiye ve inkişafa müsaittir. Bu mahiyetin “Zerreden ta şemse kadar dereceleri vardır.” Yani,  uğraştığı saha, himmet ettiği mesele, ömrünü feda ettiği ideal itibariyle atom kadar küçük insanlar olduğu gibi, güneş kadar yüksek ve parlak insanlar da vardır. “Bazı insan bir zerrede boğulur, bazısında da dünya boğulur.” cümlesi bu farklılığı çok güzel ortaya koyar. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Birinci Sır    Yorum Yok

Besmelenin sırlarındaki birinci sırda geçen üç sikke-i ehadiyet nasıl anlaşılmalıdır?

Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisi de Allah’ın birliğini ifade ederler. Vahid ismi, Allah’ın “hepsi sonsuz ve mutlak olan sıfatlarında şeriki olmadığını” yani sonsuz ilim, kudret, irade gibi İlahi sıfatların ancak Allah’a ait olacağını ifade eder. Ehad ismi ise Allah’ın zatının birliğini, zatında şeriki olmağını ifade eder. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Birinci Sır    Yorum Yok

Kâinat simasındaki sikkenin, besmeledeki Allah lafza-i celali ile, küre-i arz simasındaki sikkenin Rahmân ismi ile ve insanın manevî simasındaki sikkenin de Rahîm ismi ile nasıl bir münasebeti vardır? İnsanın manevî simasındaki “sikke-i ulya-i rahimiyet” nasıl anlaşılmalıdır?

“Lafza-i celal, Allah’ın zâtına isim ve unvan olduğu” için bütün âlemlerdeki her çeşit tecelliyi içine almaktadır. Rahman ise, Üstadın ifadesiyle, Rezzak manasınadır ve bu isim sadece yeryüzündeki canlılarda tecelli eder. Rahîm ismi ise daha çok ahirete bakar ve yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türü içinde sadece insanda tecelli etmektedir ve edecektir. Buna göre, besmelede “kâinat, yeryüzü ve insan” şeklinde harika bir sıralama söz konusudur. Allah ismi, bütün kâinattaki her tür tecelliyi, Rahmân ismi yeryüzünde rızka muhtaç canlılardaki rahmet tecellisini, Rahîm ismi ise insanın ebede namzet bir fıtratta yaratılmasındaki rahmet tecellisini nazara vermektedir. Devamını Oku »

Sırların yirmi otuzdan, beş altıya inmesini nasıl anlamalıyız?

“Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.” mısraında güzelce ifade edildiği gibi, kalbe gelen manalar, zevkler, hisler çoğu zaman ifade edilemez, kaleme dökülemezler. Bir seyahatimizde çok hoşumuza giden bir manzarayı dostlarımıza anlatırken “çok güzeldi, harikaydı, anlatamam mümkün değil” gibi sözlerle yetinir, kendi hissimizi ve zevkimizi karşımızdakine aynen aktaramayız. Aklî meseleler böyle değildir. Çok iyi anladığımız bir fizik konusunu muhatabımıza da aynen söyleyebilir yahut aynen kaleme alabiliriz. Metafizik sahalar ve kalbe ait zevkler böyle değildir. Kalbe doğan manalar kâleme döküldüğünde birçok incelikler ve teferruat kaybolur.

Kanaatimce besmelenin otuz kadar sırrını Üstadımız kalben zevk etmiş, ama bunların sadece beş altısını kâleme almış, yahut bunlardan sadece beş altısının muhataplarca anlaşılabileceğine kanaat getirerek yazmış diğerlerini, ya kelimeyle ifade edilemeyeceğinden yahut muhatabın kavramasının güçlüğünden terk etmiştir.

“Sönük aklıma uzaktan göründü” ifadesini nasıl anlamalıyız?

“Bu ders akıldan ziyade kalbe nazırdır, delilden ziyade zevke bakar.” cümlesi,  besmelenin sırlarının kalp ağırlıklı olduğuna ve aklın bu sahada sönük kalacağına işaret etmiş oluyor.

Bu ifadede tevazu manası da olmakla birlikte,  hakikatlerin keşfinde insanın acz, fakr ve zaafını bilerek dergah-ı İlahiyeye iltica etmesinin önemi ders verilmektedir.

Bu tarz ifade ile okuyucuya şöyle bir  ikaz da  yapılmaktadır:

“Besmelenin sırlarını okurken kalben onlara teveccüh edin, kendinizi bir derece kaptırarak zevkle okumaya çalışın. Her cümlesini denklem çözer gibi sönük aklın mizanlarınla tartmaya çalışmayın. Aksi halde, Onuncu Nota’da  ifade edildiği gibi, “O ab-ı hayat parmağı mesken ittihaz etmez.” ve o nur “sönmese de gizlenir.”

Besmelenin nurları sadece rahmet açısından mı görülebilir?

Bilindiği gibi Allah ismi Cenab-ı Hakk’ın zâtına bir unvandır ve bütün sıfatları ve isimleri birlikte ifade etmektedir. Allah isminden sonra rahmet ifade eden iki ismin gelmesiyle, rahmete dikkatimiz çekilmiş oluyor. Bu iki isim yerine “Kahhar, Cebbar” gibi iki tane celalî isim, yahut Aziz ve Ğaffar gibi bir celalî bir de cemalî isim gelebilirdi. Bin bir isim içinde rahmet ifade eden bu iki ismin seçilmesi, “Rahmetim gazabımı geçti.” hadis-i kutsîsini de hatıra getiriyor. Üstadımız da bu ayetin tefsirinde “rahmet” üzerinde daha fazla durmayı tercih etmiş oluyor. Daha doğrusu, “uzaktan göründü” ifadesiyle, rahmet manasının onun kabinde ve aklında öncelikle kendini gösterdiğini ifade etmiş oluyor.

Yoksa, Allah ismi bütün isimlere delalet ettiği için, bu ayette sadece rahmet ifade eden bu iki isme değil, bütün esmaya ve o esmanın  bütün nurlarına da delalet vardır.

Sayfalar:«1234