Sorularla Sözler | Alaaddin Başar
Sorularla Sözler için Arşiv"
Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Bu gün türlerin sayısı milyonu geçmiş bulunuyor. Üstadımız ise 400 bin muhtelif taifeden söz ediyor. Bu meseleyi nasıl anlamamız lazım?

Nur Külliyatı bir fen kitabı değildir. Fenlerden bahsetmesi,  Kâinat kitabındaki hikmetleri, manaları Allah namına okutmak içindir. Yani, fenni meseleleri davasına delil olarak kullanır. Bu bilgilerden fen namına değil, Allah’ın ilmine, hikmetine ayna olmaları yönüyle söz eder. Hakikat bu olunca “dört yüz bin” ifadesiyle türlerin gerçek sayısı değil, çokluğu nazara verilmekte, bu kadar tür canlıyı bütün organları, hissiyatı, silahları, erzaklarıyla, talim ve terhisleriyle en güzel şekle tedbir ve idare eden İlahi kudret ve hikmete dikkat çekilmektedir. Sayının şöyle veya böyle olması sonucu değiştirmez. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Ey insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim de!” cümlesinde neden sadece Müslümanlara değil de bütün insanlara hitap edilmiş? Zira besmeleyi Müslümanlar söylerler.

Bu hitap hem bize hem de bütün insanlık âleminedir.

Üstadımız,  İslamiyet için “insaniyet-i Kübra” ifadesini kullanıyor. Biz mümin bir insan olarak, bütün kâinatta, yeryüzündeki bütün canlı türlerinde ve kendi ruh âlemimizdeki İlahi terbiyeleri düşünmeli, bütün bunların Allah’ın rahmetiyle geçekleştiğinin şuurunda olarak, Allah namına hareket etmeli, bütün işlerimizi Onun rızası dairesinde yapmaya çalışmalıyız. Böyle yaparsak her halimizde besmelenin manasını okumuş oluruz. Ayrıca işlerimize besmele çekerek başlamamız da bir sünnettir ve ibadettir. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Nakş-ı azam olan insan” ifadesini nasıl anlamalıyız? Her insan bu anlamda nakş-ı azam tabiri içerisine girer mi?

Otuz Üçüncü Sözün  “İnsan Penceresinde”, esmada bir ism-i azam olduğu gibi o esmanın nakışlarında da bir nakş-ı azam olduğu ifade ediliyor ve bu nakş-ı azamın insan olduğu belirtiliyor.

Bilindiği gibi ism-i azam bütün isimleri birlikte ifade etmektedir. Bütün âlemlerde tecelli eden bütün isimlerin insanda da tecelli etmiş olması cihetiyle insan “nakş-ı azam” oluyor. Bu tecellileri Üstad hazretleri üç grupta ele alıyor. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Rahmetin vücudu güneş kadar aşikar” olduğu halde, ekser insanların bundan gafil olmaları nedendir?

“Nimetten in’ama geçsen Mün’imi bulursun.” cümlesi sorunun cevabında hareket noktamız olabilir. İnsanoğlu akıl sayesinde kendisinin hizmetine verilen her şeyin faydalarını, hikmetlerini bilebiliyor. Bu noktada hayvandan ayrılıyor. Mesela, hayvan da nefes alır, ama havayı tanımaz, “ciğer nedir, kan  nedir, kanın kirlenmesi ve temizlenmesi nedir” bilmez. İnsan ise aklı sayesinde bütün bunları bilir. Ancak bu noktada kalır da bir adım ötesine geçmezse, yani havanın kendisi için bir nimet olduğunu, bu nimetin kendi kendine var olmadığını ve bu özelliklerle tesadüfen donatılmadığını düşünmezse Mün’imi yani o nimeti ihsan eden Rabbini bulamaz. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Böyle bir rahmetin, insanlardan küllî ve halis bir şükür, ciddî ve safî bir hürmet istemesi ne demektir? Bu mukabeleyi herkes yapabilir mi? Yoksa burada özel makam sahipleri mi kastedilmektedir?

İnsan, sofrasındaki bir nimete,  meselâ bir zeytine,  bakarken, onun bağlı olduğu ağacı, o ağacın takılı olduğu dünyayı, ona hizmet eden havayı, mevsimleri, güneşi, gece ve gündüzü hatırlasa küllî bir şükür yapabilir. Öte yandan,  o zeytinden faydalanabilmesi için vücudunda yaratılan bütün organları ve sistemleri birlikte düşünebilse bunların tümü için de Rabbine şükreder ve şükrünü bu manada da küllileştirebilir. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Rahmetin; hikmet, inayet ve ilmi tazammun etmesini nasıl anlamalıyız?

Rahmet inayeti tazammun eder, yani inayet İlahi rahmetten doğar. İnsanlardan örnek verecek olursak, bir kişi cömert olacaktır ki başkalarına yardım etsin;  sadaka cömertliğin meyvesidir. Temel sıfat cömertliktir.

Allah’ın yardımı, inayeti, affetmesi gibi cemal tecellilerinin menbaı rahmettir. Yani Allah rahmet sahibi olduğundan yardım eder, ihsan eder, bağışlar vs. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Bütün mahlukatın insanın etrafına inayetle toplanması ve hacetlerimize lebbeyk demeleri, her bir makam sahibine göre ayrı ayrımıdır?

“ … hilkat-i âlemde görüyoruz ki; mevcudat-ı âlem bir daire tarzında teşkil edilip, içinde nokta-i merkeziye olarak hayat halkedilmiş. Bütün mevcudat hayata bakar, hayata hizmet eder, hayatın levazımatını yetiştirir. Demek kâinatı halkeden zât, ondan o hayatı intihab ediyor. Sonra görüyoruz ki; zîhayat âlemlerini bir daire suretinde icad edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor. Âdeta zîhayatlardan maksud olan gayeler onda temerküz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp, ona hizmetkâr ve müsahhar ediyor, onu onlara hâkim ediyor. Demek Hâlık-ı Zülcelal, zîhayatlar içinde insanı intihab ediyor, âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor. (Mektubat)

Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur” ifadesi ile, bu sırda geçen “rahmetin tezahüratı” arasında nasıl bir ilgi vardır?

Bir hadis-i kutsîde, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım.” buyruluyor. “Bilinmek istedim.” diye tercüme edilen kısmın aslı “bilinmeye muhabbet ettim” şeklindedir. İşte “Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur” cümlesi bu muhabbete işaret etmektedir. Bu muhabbet ise varlıkların yaratılmasının sebebi olduğu gibi onlar için büyük bir rahmettir de. Nitekim, “Rahmetim gazabımı geçti.” hadis-i kutsîsine bazı büyük zatlar şöyle bir mana da vermektedirler: Cenâb-ı  Hakk’ın zatı her türlü ihtiyaçtan münezzeh olmakla birlikte, esmasını tecellisiz bırakmamayı rahmetiyle diledi ve mahlukatını yarattı. Aksi olsaydı her şey yoklukta kalmaya mahkûm olacaktı.

Üstad hazretleri  bu rahmeti ve bu muhabbeti “hakikat-i mahbube” olarak ifade eder.

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Kâinatı şenlendiren ve karanlıklı mevcudatı ışıklandıran rahmettir, ne demektir?

Canlı-cansız bütün varlıklarda rahmetin ilk tezahürü, onların yoklukta kalmayıp varlık nimetine kavuşmalarıdıır. Üstadın ifadesiyle “ademde kalmayıp vücuda gelmek”tir. İşte kâinat var olmakla bu rahmete mazhar olmuş, hayatla yeni bir rahmete kavuşmuş ve ayrı bir karanlıktan kurtulmuştur. Meleklerden, hayvanlara ve insanlara kadar bütün canlılar hayat ile şenlendikleri gibi bulundukları mekânlar da yine hayat ile bir bakıma şenlenmiş olurlar.

Sayfalar:«1234567»