Günah işleyen bir kişi günahına bütün varlık alemini ortak eder. | Alaaddin Başar
Oca 2, 2013 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Günah işleyen bir kişi günahına bütün varlık alemini ortak eder.

cehennem“…Ve Allah’a her an ibadet eden hücrelerini, organlarını ve duygularını isyan menzillerinde gezdirenler, büyük bir cinayet işlemiş oluyorlardı. Muhakkak, bunun cezası çok ama çok çetin olacaktı.”

Son iki cümle Yılmaz Bey’in ruhunda büyük bir sarsıntı meydana getirdi. Hissiyatını saklayamadı.

“Son ifadeleri irkilerek dinledim. Buna göre ben büyük bir sorumluluk altındayım. İçimden bir gizli ses, bu yazılanlara karşı çıkmak istiyor. Şu anda bir ikileme girdim.” dedi.

Necdet bey, yerinden kalkıp Yılmaz beyin yanına geldi.

Elini omzuna hafifçe dokundurarak,

“Dostum,” dedi, “o ikilem hepimizde var. Her insanda nefisle kalp arasında bir kavga sürer gider. İnsan bu mücadelede nefsine karşı çıkmakla manen terakki eder. İzin verirsen ben senin nefsine biraz daha yüklenmek istiyorum. Bunun sana faydalı olacağını inanıyorum.”

Bir süre sustu. Arkadaşının bir şeyler söylemesini bekledi. Ondan bir ses çıkmayınca konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Günah işleyen bir kişi sadece kendi organlarını ve duygularını yanlış yolda kullanmakla kalmıyor. Bütün bir kâinat ona hizmet ettiği ve o kişi, havadan suya, gıdalardan güneş ışığına kadar nice varlıkların yardımıyla o isyanı işlediği için   günahına bütün varlık alemini de  ortak etmiş oluyor.”

Yılmaz beyin huzuru iyiden iyiye kaçmıştı.

Necdet bey onu bir ölçüde rahatlatmak istedi:

“Senin durumun biraz farklı.” dedi. “Sen isyan yolunda bir kişi değilsin. Sadece, kulluk görevini ihmal ediyorsun. Bu ihmalinle sana hizmet eden bütün varlıkların o ibadetle şereflenmelerine engel oluyorsun.”

Sonra, rica edercesine,

“Gel,” dedi, “bu sorumluluktan kurtuluş yolunu tut. Bütün organlarını ve bütün bir varlık alemini sevindireceğin gibi, sen de bunun peşin bir ücreti olarak dünya hayatını daha huzurlu ve daha saadetli geçireceksin.”

Yılmaz bey,

“Bakalım.Gayret göstereceğim.” demekle yetindi.

O sırada meyveler de gelmişti. Yılmaz bey artık hiçbir şey sormamak sadece ve sadece düşünmek istiyordu. Şu meyve faslı olmasa da izin istese ve kendini dışarı atıp yalnız kalsa çok daha iyi olacaktı. Fakat çaresi yoktu. Bir süre daha birlikte olacaklardı.

Meyve faslında konuyu değiştirmek istedi. Bu kadar fikir yoğunluğu yeterdi.

Necdet beye Dergiciliğe ne zaman başladığını sordu.

Daha sonra basılmış eseri olup olmadığını sordu.

Maksadı biraz dinlenmekti. Verilen cevapları dinlemiyordu bile. Sadece   Necdet bey sustukça, yeni bir soru sorarak vakit kazanıyordu.

Meyve faslı bitince ayağa kalktı:

“Her şey için çok teşekkür ederim.” diyerek izin istedi.

Salim bey şaşakalmıştı. Sitemli bir şekilde,

“Hani” dedi, “benim odaya geçip uzun süre konuşacaktık?!”

Yılmaz bey,

“Değerli kardeşim ben alacağımı aldım. Bunları bir süre zihnimde yoğurmam, kalbimde ve vicdanımda değerlendirmem gerekiyor. Sana çok teşekkür ediyorum.”

İçinde yer yer ümit ışıkları parıldayan yorgun bakışlarıyla arkadaşını bir süre süzdü:

“Bu konuşulanları yarın, yahut ertesi gün oyun arkadaşlarıma aktardığımda kıyamet kopacak. Bana hayli yüklenecekler. Kırk dereden su getirecekler. Beni soru yağmuruna tutacaklar. Ve ben onları alıp size getireceğim. Yine Pazar günü ve  yine saat on ikide.

Onların bütün soruları aslında benim de sorularım olacak. Siz onlarla tartışırken ben de bir kenarda dinleyeceğim. Böylesi benim için daha faydalı olur sanıyorum. Şimdilik bana izin ver. Tekrar teşekkür ediyorum.” dedi.

Necdet beye dönerek, verdiği bilgiler için teşekkürlerini yenileyerek elini sıkıp kapıya doğru yürümeye başladı.

Salim bey arkadaşını taksisine kadar yolcu etti. Bu defa hasretle değil, samimiyetle ve sevgiyle kucaklaştılar.

Yılmaz beyin içi içine sığmıyordu.  On kilometre kadar gittikten sonra, çevreye şöyle bir göz attı. Arabasını durduracak ve bir süre yalnızlığın tadını çıkaracaktı. Az az ilerideki tepede tek bir ağaç gördü. “O da benim gibi yalnız.” dedi ve arabasını durdurup o ağacın yanına tırmandı.

Kısa bir süre uzanıp yorgunluk giderdi. Sonra doğruldu.

Bir saate yakın orada kaldı.

Hep düşündü. Geçmişin muhasebesini yaptı. Artık kararını vermişti. Cuma günü namaza başlayacaktı. O güne kadar, namaz hakkında daha fazla bilgi edinecekti. Zaten ne öğrenmişse ilkokul çağında rahmetli ninesinden öğrenmişti. Onların da çoğu hafızasından silinip gitmişti.

Kalktı ve tekrar yola koyuldu…



Yorum Bırakın