Nur ve kuvvet-II | Alaaddin Başar

Nur ve kuvvet-II

nurHissetme, anlama ve iman… İnsan ruhuna ulviyet kazandıran üç ayrı hâdise. Hissetme, meselâ görme ile anlama arasında bir yönüyle benzerlik var. İkisinde de kavrama, içine alma, her yönüyle ihata etme, kaplama vardır. İnsan bir çiçeğe baktı mı, onun görüntüsü bütünüyle gözde teşekkül eder; âyineye akseden resim gibi. Ve insan, bir meseleyi anladı mı artık onun her tarafı o şahsın ilmindedir, tıpkı bir görüntü gibi… Ama, iman öyle değil. İmanda kavrama yoktur, anlama yoktur; tasdik vardır, hayret vardır, vecd vardır, muhabbet ve havf vardır…

Göz, Allah’ın eserlerinde dolaşır, akıl onlardaki hikmetleri anlamaya çalışır. Kalp ise o eserlerdeki kemâle hayran olur, cemâle meftun olur. Ve onların yaratıcısına ve O’nun sonsuz sıfatlarına iman eder. Ama bunları ne görür, ne anlar, ne de kavrar. Onları görülmez olarak bilir, anlaşılmaz olarak anlar.

Göz, bir bakıma şu sonsuz kâinatın küçük bir bölümünü görebildiği gibi, akıl da ondaki sonsuz ilim ve hikmetten çok az bir kısmını anlıyor. İnsan kalbi koltuk değneğiyle yürür gibi, hakikata doğru birkaç adım attıktan sonra, Rabbinin lütfunu gözlemeye başlar. Kalbin hâl diliyle ettiği bu dua sonunda, ona iman ihsan edilir.

Güneşe karşı tutulan bir milimetrelik bir aynada, bir anda, yüzellimilyon kilometreye yakın bir mesafe meydana geldiği gibi, iman ile Rabbine teveccüh eden bir kalpte de sonsuz bir muhabbet ve hayret hâsıl olur. Artık onun mârifeti, duyu organlarının ve aklın sahasını çok gerilerde bırakmıştır.

Daha önce sadece maddeyi gören insan, imana kavuşunca meleklerle buluşur, ruh âlemi onlarla şenlenir, coşar. Daha önce komşu kasabayı görmeyen insan, şimdi cennette dolaşmaktadır. Bunlardan daha  önemlisi, artık o, kendisini kimin yaptığını, yarattığını bilmektedir. Bunun kalpte hâsıl ettiği huzur ise tarife sığmaz.

Bir göz doktoru, gözü bilmenin verdiği avantajla, bu bilgiden mahrum olanlara tepeden bakar. Göz, Allah’ın sonsuz eserlerinden bir tek eser. Allah’ın bir tek eserini başkalarından daha iyi bilmek insanı bu kadar yükseltiyor. Bir mü’min bütün bu eserlerin sahibine, yaratıcısına inanır. Onun varlığını bilir; sıfatlarının sonsuz olduğunu, kemâlinin idrak edilemez derecede yüce olduğunu bilir. Böyle bir kulun, inanmayan insandan üstünlüğü artık rakamlara sığmaz. Ama, o bu yüksekliğine rağmen mütevazidir. İnanmayanları da kendi ulaştığı noktaya getirmek ister.

“En kıymettar âletleri en kıymetsiz şeylerde sarfedip, nefsine zulmettin.” Sözler



Yorum Bırakın