Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir

Nur talebeleri; cesaretin ve şecaatin, menbaı ve kaynağı olan iman hakikatlerini okuyup öğrendikleri halde, pasif gibi görünüyorlar. Bunu nasıl yorumlarsınız?

cemaatÖnce şunu ifade edeyim: Bu gibi iddia ve ithamlar büyük ölçüde mazide kalmış bulunuyor. Nur talebelerinin pasiflikle itham edildiği dönemlerde, insanların kafalarında devletçilik yer etmiş, her şeyi devletten beklemek herkes için vazgeçilmez bir gerçek haline gelmişti. Zamanla, bu anlayışın devletleri de, milletleri de geri bıraktığı görülerek hür teşebbüs ve hür fikir kapıları açılmış, devletin birçok müesseseleri özel teşebbüse devredilmiş, eğitimde bile özel teşebbüsün hissesi, yavaş da olsa, yükselme göstermeye başlamıştır. Bu yeni dönemde insanlar iman ve ahlâk sahasında devletten fazla bir şey beklemeyip kendi çaplarında bir şeyler yapmanın gayreti içine girmişler ve bu çalışmalar, “Damlaya damlaya göl olur.” kabilinden, bugün büyük bir önem kazanmış, din düşmanlarının bile nazar-ı dikkatlerini çekme noktasına ulaşmıştır. Hal böyle olunca her şeyi devletten ve hükümetten bekleyenlerin ortaya attıkları söz konusu iddia da aktüalitesini büyük ölçüde kaybetmiştir. Devamını Oku »

Mar 4, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman ve Siyaset

SİYASET, oldukça genel bir ifade. Devletin ekonomik politikasından, bir şirket müdürünün yönetim biçimine, mürşitlerin ve peygamberlerin (a.s.) irşat metotlarına kadar uzanan çok geniş bir sahayı içine alıyor. Ama gel gör ki, günümüz insanı kısır politik çekişmeleri bir boks maçı gibi seyrede ede, siyaset denilince onun hatırına hemen parti propagandaları ve hükümet programları gelir. Devamını Oku »

Nur talebeleri niçin cemiyet ve siyasî teşekküllerden uzak duruyorlar?

siyasetDinsizliğin ve ahlaksızlığın komünizm ve masonluk gibi birer şahs-ı manevi ile hücum ettiklerini gören Üstadımız, bütün bu yıkıcı cereyanlara ve zındıka komitelerine siyasetle karşı koymanın çok yetersiz ve tesirsiz kalacağını görmüş, bunlara karşı iman hakikatleri etrafında bir şahs-ı manevî teşkil etmek üzere Nur Külliyatını yazmaya başlamıştır. Bu mana, onun ruhunu o derece istila etmiştir ki, “İki elimiz var, yüz elimiz de olsa ancak nura kâfi gelir, topuzu tutacak elimiz yok.” diyerek siyasetle ilgili çalışmalardan ilgisini bütünüyle çekmiştir. Devamını Oku »

Nur talebeleri imanla kabre girecekler diye Bediüzzaman’ın bir sözü var mıdır? Bu çok iddialı bir söz değil midir?

cennetÜstadın bu gibi ifadelerinde iki önemli kayıt görüyoruz: Birincisi ve en önemlisi “İnşallah” yani Allah dilerse, ihsan ederse. Diğeri ise “yüzde doksan- yahut  yüzde doksan dokuz-” ihtimale. Yani, bu müjdelerde “yüzde yüz” yahut “mutlaka, kesinlikle” gibi bir ifadeyi göremiyoruz. Çünkü kişi korku ile ümit arası yaşamak durumundadır; Allah’ın gazabından emin de olmayacak, rahmetinden ümit de kesmeyecektir. Devamını Oku »

Eski ve Yeni Said Dönemleri denilince ne anlaşılmalı?

Bediuzzaman Said Nursi

Bediuzzaman Said Nursi

Eski ve Yeni Said dönemleri, Üstad Bediüzzamanın hizmet hayatının iki ayrı döneminin isimleridir. Bu isimleri bizzat kendi vermiştir. Eski Said döneminde hizmet ağırlığı “içtimai problemler için çözüm üretmek ve gerektiğinde bizzat teşebbüste bulunmak” iken, Yeni Said dönemine  “siyasetten uzak bir iman ve Kur’an hizmeti” damgasını vurur. Devamını Oku »

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Sahib-i Kâinatın ismini alan kimselerin, “her hadisatın karşısında titremeden kurtulması” her zaman olmuyor. Yani besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin ismini almayı nasıl anlayacağız?

besmele

Besmele

Besmeleyle başlanan bir işin mutlaka başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstadın “Esbaba teşebbüs bir dua-ı fiilîdir.” sözünü hatırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış olur. Neticeyi yaratmak Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir işe besmele ile başlayan kişi, başarının Allah’tan olduğunun, “her hayrın Onun elinde” bulunduğunun şuuru içinde, kendine düşen görevleri eksiksiz yerine getirir ve neticeye karışmaz. İşin şöyle veya böyle sonuçlanması onun kalbini fazla meşgul etmez, “hadisatın karşısında titremeden kurtulma” ancak böylece gerçekleşir  Devamını Oku »

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Besmeleye “İslâm nişanı” deniliyor. Acaba diğer dinlerde besmele yok muydu?

İslam nişanı denilmesinden maksat şudur: “Bir kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek onun müslüman olduğuna hükmederiz.” İslâm nişanı sadece besmele değildir. Bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması da islam nişanıdır. Bütün semavî dinlerde kişiye ancak Allah’a kul olduğu ders verilir ve bütün işlerini O’nun rızası istikametinde yapması emredilir. Buna göre her dinde, inanan kişiler bütün işlerini Allah namına,  Onun rızasını gözeterek ve Ondan yardım dileyerek yaparlar. Şu var ki,  kendi dillerinde  “besmele” yerine başka bir ifade kullanmış olabilirler.  Sonuç değişmez.

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Birinci Söze “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız” denilerek başlanıyor ve bu konuda yapılan güzel ve doyurucu açıklamalara Lem’alardan da on sayfa kadar açıklama ekleniyor. Besmele üzerinde bu kadar önemle durulmasının hikmeti nedir?

Risale-i Nur Külliyatı

Risale-i Nur Külliyatı

Önce şunu ifade edelim: “Bismillah her işin başıdır.” denmeyip de “her hayrın başıdır” denilmesinde ince bir mesaj vardır. Demek ki, hayır olmayan şeylere başlarken besmele çekilemez. Mesela, bir hırsız yaptığı soyguna besmele ile başlayamaz. O halde, insan öyle işler yapmalıdır ki onlara besmele ile başlayabilsin. Bunlar da ancak hayırlı işlerdir. Devamını Oku »

Sayfalar:«1...192021222324252627»