Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir

Kalbin batını

“Bâtın-ı kalp, âyine-i Samed’dir.”  Sözler

Günlük hayatımızda, yer yer, “falanın kalbi bozuk” yahut,“filânca kalp ameliyatı geçirmiş” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda, kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir. Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî… Devamını Oku »

Şub 5, 2012 - Bir Ayet Bir Tefekkür    1 Yorum

Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.

Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusu. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile, mideninki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.

Ben kimin mahlûkuyum? Şu âlem kimin mülkü? Bu dünyada kimin misafiriyim? Daha sonra nereye gideceğim? Beni misafir eden zât, benden ne istiyor?

İşte kalbin bâtını, bu gibi soruların cevaplarıyla tatmin oluyor. Onun talebi mârifetullah olunca, elbette, Samediyete en büyük âyine o olacaktır. Diğer mahlûklar bu kâinatın maddesine muhtaç. O ise, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye, O’na iman ve itaat etmeye. Devamını Oku »

Şub 5, 2012 - Sözler    Yorum Yok

On Birinci Söz (Video)

Kainatın yaratılış hikmeti nedir? Allah insanı neden yarattı? İbadet neden emredildi? gibi müthiş suallerin cevaplarını ihtiva eden On Birinci Söz Risalesini Prof.Dr. Alaaddin Başar hocamızın izahları eşliğinde dinlemek için buyrun:

Oca 29, 2012 - Şemme    Yorum Yok

İkinci İ’lem: Hiçbir insanın Cenâb-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur….

Mesnevi-i Nuriye

Mesnevi-i Nuriye

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hiçbir insanın Cenâb-ı Hakka karşı hakk-ı itirazı yoktur. Ve şekvâ ve şikâyete de haddi yoktur. Çünkü, şikâyet eden ferdin hilâf-ı hevesini iktizâ eden, nizam-ı âlemde binlerce hikmet vardır. O ferdi irzâ etmekte, o bin hikmetin iğdâbı vardır. Bir ferdi razı etmek için bin hikmet fedâ edilemez.

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَاۤءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَاْلاَرْضُ
Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizam ve intizamı fesada gider.

Ey müteşekkî! Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun? Cüz’î hevesini külliyat-ı kâinata mühendis mi yapıyorsun? Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, nakmet olarak gördüğün şey belki ayn-ı nîmettir? Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına müvâzi olmayan hevesini tatmin ve teskin için felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin? Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Ya Ölüm Olmasaydı… ?

KabirBiz ölmemeyi istiyor ve ona razı oluyoruz. Bizi razı etmek için ölüm kanunu kalksa, işte o zaman ölümün ne kadar büyük bir rahmet olduğunu çok iyi anlarız.

“Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. “ Mektubat,  Birinci Mektup Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Bize bırakılsaydı…

hayretİnsan çoğu zaman olayları aklıyla değil hissiyle değerlendiriyor. Yani, hikmeti değil, hevesinin tatminini esas alıyor ve yanılıyor.

Mesalâ, biz her zaman lambaları küçük, odaları büyük görmüşüz. Böyle bir ortamda yaşamışız, hislerimiz bu yönde gelişmiş. Şimdi, güneş sisteminin tanzimi bize bırakılsaydı, güneşi küçük  dünyayı büyük olarak takdir ederdik. O zaman, o küçük güneşin gücü bu büyük gezegeni çevirmeye yetmezdi. Güneş sisteminin yaratılışı, bizim hevesimizin hilafına cereyan etmiştir ve bunda binlerce hikmet olduğunu çok iyi biliyoruz. Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Nefsi Gemlemek

Nefsi Gemlemek

Nefsi Gemlemek

Kemal; noksanlığın zıddıdır.

İmansızlık en büyük bir noksanlık iman ve marifet ise en büyük bir kemaldir.

Bilgisizlik bir noksanlık ve kusur, ilim ise bir kemaldir.

Aynı şekilde, kibir noksanlıktır, tevazu “kemal”,  hayasızlık noksanlıktır, edep ve haya “kemal”; zulüm noksanlıktır adalet “kemal”. Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

El-Kuddûs

El-Kuddüs

El-Kuddüs

“Zâtında, sıfatında, fiillerinde, isimlerinde, hükümlerinde her türlü lekeden, eksiklikten çok uzak, pek temiz.”

“Her şaibeden münezzeh, çok temiz ve pak olan.”

“Göklerdekiler ve yerdekiler, Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan Allah’ı tesbih ederler.” (Cum’a sûresi, 62/1) Devamını Oku »

Yakîn

mumin“Şüphesiz, sağlam ve kat’i olarak bilmek”

“Birşeyi gerçeğe uygun olarak şüphesiz bilmek.”

Yakîn: Lügat mânâsıyla tereddütsüz, şüphesiz ilim. Daha geniş ve daha güzel, bir başka tarif: “Birşeyi vakıa mutabık olarak itikad-ı sahih üzere şüphesiz bilmek.”

Bu tarifte, yakînin iki önemli mânâsı karşımıza çıkıyor. Birisi, bir şeyi gerçekte nasılsa öyle bilmek. Buna, “vakıa mutabakat” deniliyor. Diğeri itikad-ı sahih, yâni bu inançta zerrece şüphe etmemek. Devamını Oku »

Sayfalar:«1...2021222324252627»