Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir
Oca 29, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Nefsi Gemlemek

Nefsi Gemlemek

Nefsi Gemlemek

Kemal; noksanlığın zıddıdır.

İmansızlık en büyük bir noksanlık iman ve marifet ise en büyük bir kemaldir.

Bilgisizlik bir noksanlık ve kusur, ilim ise bir kemaldir.

Aynı şekilde, kibir noksanlıktır, tevazu “kemal”,  hayasızlık noksanlıktır, edep ve haya “kemal”; zulüm noksanlıktır adalet “kemal”. Devamını Oku »

Oca 29, 2012 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

El-Kuddûs

El-Kuddüs

El-Kuddüs

“Zâtında, sıfatında, fiillerinde, isimlerinde, hükümlerinde her türlü lekeden, eksiklikten çok uzak, pek temiz.”

“Her şaibeden münezzeh, çok temiz ve pak olan.”

“Göklerdekiler ve yerdekiler, Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan Allah’ı tesbih ederler.” (Cum’a sûresi, 62/1) Devamını Oku »

Yakîn

mumin“Şüphesiz, sağlam ve kat’i olarak bilmek”

“Birşeyi gerçeğe uygun olarak şüphesiz bilmek.”

Yakîn: Lügat mânâsıyla tereddütsüz, şüphesiz ilim. Daha geniş ve daha güzel, bir başka tarif: “Birşeyi vakıa mutabık olarak itikad-ı sahih üzere şüphesiz bilmek.”

Bu tarifte, yakînin iki önemli mânâsı karşımıza çıkıyor. Birisi, bir şeyi gerçekte nasılsa öyle bilmek. Buna, “vakıa mutabakat” deniliyor. Diğeri itikad-ı sahih, yâni bu inançta zerrece şüphe etmemek. Devamını Oku »

Nur cemaati şahs-ı manevi merkezli, lider ihtiyacı olmayan bir cemaattir. Bediüzzaman hazretleri de kendisinden sonra kimseyi halife yahut vekil bırakmamıştır. Bu tarz ise mazinin geleneksel hizmet biçimine uymuyor. Bunun sebeplerini izah edebilir misiniz?

Bediuzzaman Said Nursi

Bediuzzaman Said Nursi

Üstadımız bir çok mektuplarında ısrarla “Zaman cemaat zamanıdır.” buyuruyor. Bu ifade geneldir. Yani bu zamanda, sadece İslam’a hizmet için değil, her konuda başarılı olmanın yolu cemaatle çalışmaktan, fertleri değil sahs-ı maneviyi nazara vermekten geçer.  Ticaret âleminde “marka isimler” vardır. Bunlar birer şahs-ı maneviyi temsil ederler. O markayı beğenenler şirketin sahiplerini, müdürlerini, pazarlamacılarını tanımazlar bile. Devamını Oku »

‘Risale-i Nur Külliyatını bir sene anlayarak ve kabul ederek okuyan, zamanın hakikatli bir alimi olur’ cümlesinden ne anlamalıyız?

Risale-i Nur Külliyatı

Risale-i Nur Külliyatı

Üstadımızın bu konuya ışık tutacak iki ifadesini aynen aktarıyorum:

“ Çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.” Mektubat

“Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim,   hakikatlı bir alimi olabilir.”   Lem’alar

 “Mühim ve hakikatli  bir alim” olmakla, “ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmiş” olmayı birlikte nazara aldığımızda şu sonuca ulaşırız: Devamını Oku »

Oca 14, 2012 - Zerre    Yorum Yok

Zerre’den: Herşeyin bâtını zâhirinden daha âlî, daha kâmil, daha latif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi…

Mesnevi-i Nuriye

Mesnevi-i Nuriye

İ’lem Eyyühel-Aziz! Herşeyin bâtını zâhirinden daha âlî, daha kâmil, daha latif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi; hayatça daha kavî, şuurca daha tamdır. Ve zâhirde görünen hayat, şuur, kemal ve saire ancak bâtından zâhire süzülen zaîf bir tereşşuhtur. Yoksa bâtın camid, meyyit olup da ilim ve hayatı dışarıya vermiş olduğuna zehaba ihtimal yoktur.

Evet karnın (miden) evinden; cildin, gömleğinden ve kuvve-i hâfızan, senin kitabından nakş ve intizamca daha yüksek ve daha garibdir. Binaenaleyh âlem-i melekût, âlem-i şehadetten; âlem-i gayb, dünya ve âhiretten daha âli ve daha yüksektir. Maalesef nefs-i emmare, heva-i nefs ile baktığı için zâhirî hayatlı, ünsiyetli bir perde gibi, meyyit ve zulmetli ve vahşetli zannettiği bâtın üstüne serilmiş olduğunu görüyor.     (Zerre 174-2) Devamını Oku »

Oca 14, 2012 - Hikmetli Nükteler    1 Yorum

Ağaç Fabrikası

AğaçBir ağaca bakalım. Ağacın içinde bir tezgâh çalışıyor. Orada manevî bir fabrika var. Ağacı kestiğimizde böyle bir fabrikaya rastlamıyoruz, ama o ağacın dallarından asılan meyveler “biz bu fabrikanın mahsulleriyiz” diyorlar.

İşte ağacın maddesi olan odundan öte, onda bir manevi fabrika faaliyet gösteriyor. Bu odun maddesi ağacın zahiri, fabrika ise batınıdır;  beden ve ruh gibi..  Ve o batınî fabrika bu ağaçtan, onun zahirinden daha harikadır; ruhumuzun bedenimizden daha mükemmel olması gibi. Devamını Oku »

Oca 14, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Beden ruhun hanesidir…

Üstat hazretleri beden ruhun hanesidir buyurur. O hanede vazife gören ruh haneden daha mükemmeldir. Zira, efendi odur, beden onun hizmetine verilmiştir. Padişah, saraya göre değil, saray padişaha göre şekillenir.

Ruh bedenden daha kâmil, daha latif, daha güzeldir. Nitekim,  bedendeki güzellikler bir bakıma ondan gelmektedir; yani bütün organlar ona göre ve onun faydalanabileceği şekilde yaratılmışlardır.

Ruhta görme sıfatı var da göz ona göre yapılmış; gözlüğümüzün göze göre, ayakkabımızın ayağımıza göre şekillenmesi gibi.

Bedendeki her şey ruha göre ayarlanmış. Ruhta yazma özelliği var da el ona göre hazırlanmış. Hayvana böyle bir ruh verilmediği için böyle bir el de verilmemiş.

Ruhumuzda hayret etme ve secde etme kabiliyeti var da, alnımız ona göre yapılmış vs..

Misaller çoğaltılabilir.

Oca 14, 2012 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

El-Melik

El-Melik

El-Melik

“Bütün varlıkların sahibi, tek hükümdarı.”

“Bütün âlemlerin mutlak ve tek sultanı.”

“De ki: İnsanların Rabbine sığınırım; insanların melikine,
insanların (gerçek) ilâhına…”
( Nâs sûresi, 14/1-3)

Nur Külliyatı’nda bir terkip geçer: Saltanat-ı Rububiyet. Bu ifade bize, bütün âlemlerde her ne varsa hepsinin ilâhî terbiyeden geçtiğini ders verir. İşte bu terbiye, bir ‘rububiyet saltanatı’dır. Devamını Oku »

Oca 12, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Hukuklar birleşiyor

AdaletGünümüzde insan haklarından çokça söz edilir. Ama bu sözler her nedense uygulamaya bir türlü konulamaz. Sadece beyannamelerde, bildirilerde, makalelerde mahpus kalır.

“İnsan hakları” tabiri aslında caydırıcı bir ifade değil. Hak ve hukukun korunması sadece insanoğlunun insafına ve vicdanına bırakılmış. Belli bir müeyyidesi yok. En kötü ihtimalle bir “kınama” cezası alıyorsunuz ve yaptığınız yanınıza kâr kalıyor.

Ama, “kul hakkı” ifadesi böyle değil. Bu ifadeyle insanın başıboş bir varlık olmadığı, Allah’ın kulu, O’nun mülkü, O’nun mahlûku olduğu zihinlerde iyice tesbit edilir ve nefisler, ‘kul hakkına tecavüzün kesinlikle cezasız kalmayacağı’ tehdidiyle karşı karşıya kalır. Devamını Oku »

Sayfalar:«1...2021222324252627»