Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir
Haz 27, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman arasında nasıl bir münasebet vardır?

1541Soru 9:

“Demek selamet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imandadır.” cümlesinde; selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman arasında nasıl bir münasebet vardır?

Cevap:

            “İmana gel ki kederden emin olasın, kadere teslim ol ki selamette kalasın.”

İman ile “emniyet”, İslam ile “teslimiyet”,  kelime olarak,  aynı kökten gelirler.

Üstad bir risalesinde iman ile Sultan-ı Kâinata intisap eden bir adamın kimseden pervası, korkusu olamayacağına vurgu yapar. Bütün mahlukat Allah’ın hükmü altındadır, O’nun mülkü ve O’nun memlûküdürler. İman ile Allah’a sığınan kimse, Onun askerleri hükmünde bulunan varlıklardan  ve olaylardan korkmaz; emniyetli bir hayat yaşar. Hastalıklar onun için günahlara kefaret ve manevî dereceler kazanmaya sebeptir.  Ölüm,  bir terhis tezkeresidir; ruhun serbest kalmasıdır, kabir ise “cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Devamını Oku »

Haz 27, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

İkinci Sözde niçin Tubanın menşei için “çekirdek”, Zakkum için “tohum” ifadesi kullanılmıştır?

cennet-cehennem2Soru 8:

Tûbû ağacı ile, zakkum hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? Bir önceki soruya konu olan vecizede, tubanın menşei için “çekirdek”, zakkum için “tohum” ifadesinin kullanılmasının bir hikmeti var mıdır?

Cevap:

Tûbâ, en güzel, en hoş, en iyi manasına gelir. Tîb (temiz ve güzel kokular) kelimesinden türemiştir.

Ra’d Sûresinde, “İman edip güzel amel işleyenler için Tûbâ ve varılacak güzel yurt vardır.”(13 / 29)  buyrulur. Ayette geçen Tûbâ kelimesine “cennet” manası verildiği gibi, “cennette bir ağaç” manası da verilmiştir.

Zakkum;  Yemen’in Tihame bölgesinde yetişen  küçük yapraklı, acı, fena kokan ve cilde temas ettiğinde ölüme götürebilecek ölçüde yara açan bir ağaçtır.

Zakkum, “Cehennemde bulunan iğrenç yiyecekler” ve  “ehl-i cehennemin konuk olacağı ağaç” manalarına gelir.

Zakkum için Saffât Sûresinde, “Bu mu daha iyi bir ikramdır, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir fitne (sınama aracı)  kılmışızdır. O bir ağaçtır ki cehennemin tâ dibinde yetişir.”(62-64)  buyrulur. Devamını Oku »

Haz 24, 2015 - Katre    Yorum Yok

Onun hesabına kainata bakmak

gzel_kelebek_ve_zizek“Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.”

 

Üstat hazretleri buradan mana-yı harfi içinOnun hesabına bakmak” tarifini getirmiştir; örneğimizde, portakala Rezzak ismi hesabına bakmak gibi.

“Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak”, yani  portakalı sahipsiz, yaratıcısız, tek başına müstakil bir varlık gibi düşünmek, yahut ona ağacın bir eseri imiş gibi bakmak “hatadır.” Devamını Oku »

Haz 24, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez

vecize nefsNur Külliyatından çok hayatî bir mesaj:

“Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.”

“Nefis nedir ve nasıl ıslah edilir?” sorusuna cevap ararken, öncelikle onun iyi bir tarifini yapmak gerekiyor.

Bu konuda, tefsir âlimlerinden bir nakil yapalım:

“Nefis, bir şeyin zatı ve kendisi demektir. Ruh ve kalb manasına da gelir. … Şehvet ü gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniyeye de ıtlak olunur.” (Elmalılı Hamdi Yazır)

Tarifte geçen birinci manaya göre, “nefsini ıslah” ifadesini “kendini ıslah” etmek şeklinde anlarız. Nefis kelimesi, bu manasıyla, hem bedeni, hem de ruhu içine aldığına göre, her ikisinin de ıslah edilmesi söz konusudur.

Başkalarına yol gösterebilmemiz için gözümüzün görmesi gerektiği gibi, birisine bir şey öğretmemiz için de bilgi sahibi olmamız gerekir. Örnekler artırılabilir.

***

Nefsin ıslah olması, onun salih amellere yönelmesi demektir. Islah olan bir nefis yalnız güzel ve faydalı işlere talip olur; günah ve isyandan nefret eder ve bütün gücüyle uzak durur.

Salih amel, kuvvetli bir imandan doğar. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve diğer farzları yerine getirmeyen bir kişi salih amelden uzak kalmış demektir. Böyle birisinin başkalarının salahına vesile olması düşünülemez.

Namaz kılmayan birisinin namazın faziletlerine dair sözleri boşlukta kalır; dinlenilmez, kalbe ve ruha inmez.

Kibirliden tevazu dersi alınmaz.

İffetsizin ahlâk dersi dinlenilmez.

Merhametsizin şefkatten söz etmeye hakkı yoktur. Devamını Oku »

Haz 19, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Tuba ve zakkum – İman ve küfür

cennet-cehennemSoru 5-6-7 – İmanın manevî tuba-i cennet çekirdeği taşımasını, küfrün ise yine manevî bir zakkum-u cehennem tohumu saklamasını  nasıl anlamalıyız?

Cevap:

Burada, müminin şahsında iman nazara ders veriliyor. Bu manaya mazhar olanlar kâmil iman sahipleridir. Diğerleri de derecelerine göre bu feyizden, bu nurdan hisselerini alırlar.

Üstad iman için “intisap” tabirini kullanıyor. Yani insan, iman ile kendini Allah’ın bir eseri biliyor. Hayatını O’nun Muhyi ismine, Sûretini Musavvir ismine, her organının hikmetli yaratılışını Hakîm ismine,…, nispet ediyor. Bu ise insan için hem en büyük bir şeref, hem de en ileri bir haz ve zevk kaynağıdır. Böyle bir insan, kendini bu dünyada  Allah’ın misafiri bilmenin, güneşten, aydan, hayvanlara bitkilere kadar her şeyin onun hizmetine verilmiş olmasının manevî hazzını duyar. Ayrıca önünde bulunan kabrin “zulümatlı bir  kuyu ağzı değil, nuraniyetli alemlere açılan bir kapı” olduğuna inanmanın rahatını ve huzurunu tadar. Bu ve benzeri manevî zevkler imanda mevcuttur. Devamını Oku »

Haz 19, 2015 - Katre    Yorum Yok

Mana-yı Harfi – Mana-yı İsmi

Vav_harfinin_hikmetiMukaddeme

Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksad: Mana-yı harfî, mana-yı ismî, niyet, nazardır. Şöyle ki:

Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve O’nun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.

 

Açıklama:

Bediüzzaman hazretleri Arapça gramerinde geçen “isim ve harf” tariflerini akaid ilmine uygulamış ve İlâhî birer sanat eseri olan bu âlemdeki varlıklara nasıl bakılması gerektiğini ortaya koymuştur.

“İsim”,  başkasına muhtaç olmaksızın tek başına bir mana ifade eder.  “Harf” ise, tek başına bir mana ifade etmeyip başka bir kelimenin anlaşılmasına yardım eder. Meselâ, “masa” kelimesi bir isim olarak tek başına bir mana taşımaktadır. Ama, “nın” edatı, yalnız olarak bir mana ifade etmez, ancak “masanın” dediğimizde masa kelimesinin anlaşılmasına yardımcı olur. Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman, nasıl bir hizmet ifa etmiştir?

ÜstadımBediüzzaman Said Nursî, Müslümanların başlıca fikir ve maneviyat merkezleri olan medrese, mektep ve tekkenin işlevleri arasında tam bir irtibat sağlamıştır. Ona göre bunlardan her birinin kendilerine mahsus alanları vardır. Fakat bir koordinasyon ile zaman zaman bir araya gelip müşterek gayeye hizmet etmelidirler. Bunu, üç ayrı odasının ortadaki büyük salona açıldığı bir ev benzetmesi ile ifade eder. Kendisinin de ilk yetişme ortamı olan medresenin zahirî, sağlam ilim ölçüleri; okulun temsil ettiği modern bilimler ve üçüncü olarak da nefis terbiyesi ve kalbe yönelen maneviyat eğitimi, ona göre vazgeçilmez üç unsur olup ahenk içinde Müslüman toplum içinde yerlerini almaları gerekir.
Fikir öncülüğünü yaptığı birçok müesseseler, okullar, yayın evleri, gazete, radyo, televizyon, kitap, dergi çalışmaları ile onun temennilerinin gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Allah Teala onu garik-i rahmet eylesin, Müslümanları onun böylesi güzel irşatlarını uygulamaya muvaffak buyursun.

Dücane Cündioğlu:
“Risale-i Nur, kendi suretiyle, kendi hakikatiyle muhterem ve muhteşemdir”

Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

KÜLLÎ UBUDİYET

namaz-galaksiNur Külliyatından çok önemli bir hakikat dersi:

“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” (Sözler)

Tezahür-ü rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğini göstererek Rab ismini tecelli ettirmesi, terbiye ettiği mahluklarını başka varlıkların da temaşasına ve tefekkürüne açması demektir. Bu terbiye öncelikle kâinatta kendini göstermiştir. Yani, önce bu kâinat insan meyvesi verecek şekilde terbiye görmüş de sonra insan o kâinata muhatab olacak ve ondan istifade edip onu temaşa edecek bir fıtratta yaratılmıştır.

İnsan ruhu ve kalbi, Allah’a kulluk görevini yerine getirme konusunda öncelikle bedene, sonra onu kuşatan bütün bir kâinata ihtiyaç duyar. Bunların her ikisini de Allah terbiye etmiştir.

Sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

May 26, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bediüzzaman’ın tefsirde izlediği usul

üstad-risalelerÜstad Bediüzzaman hemen her bahsi, bir ayet-i kerime ile başlatır. Böylece yazacağı şeylerin, o ayetin feyzinden bazı katreler olduğunu gösterir. Fakat ayetin mealini vermez. Diğer tefsirlerin yaptığı tarzda açıklamalara girişmez. Onları önemsiz gördüğünden değil, öteki tefsirlerde zaten yapıldığından ötürü onlara havale eder. Anlatırken akla hitap eden deliller gösterir, bazen misaller verir, bazen hikâye zikreder. Kur’an’dan başka kaynağa müracaat etmez. Yeri geldiğinde hafızasından ilgili hadis-i şerifler nakleder. Bu, onun hayatının son otuz beş yılını sürgün ve hapislerde geçirmesine verilebilir. Devamını Oku »

May 26, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Kafirler nasıl bu hayattan zevk alıp yaşayabiliyorlar?

0Soru 4:

“Ey nefsim bil ki evvelki adam kâfirdir.” ifadesinden sonra kâfirin nazarına görünen hadiselerin dehşetine ve zulmetine bakıldığında; bu özellikte olanların yaşayamaması ve hayata tahammül edememesi icap eder. Fakat çok keyifli gibi görünüyorlar. Bunu nasıl izah edersiniz?

Cevap:

Sorunun en güzel cevabı Üstadın şu ifadeleridir:

“… gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuz bin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor.” Devamını Oku »

Sayfalar:«1234567...27»