Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir
Eyl 30, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

İLİM Mİ, HURAFE Mİ? 

outer space galaxies planets fantasy art artwork fantasy world 1920x1080 wallpaper_wallpaperswa.com_88Nur Küliyatında geçen şu cümlede çok ince bir hikmet ve rahmet tablosu sergileniyor:

“Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor.”

Bu cümleyi okuduğumda, bir anda Otuz Üçüncü Söz’deki, “Mayi haline gelen bir madde-i seyyaleden, taş ve taştan toprak halkedilmiş” cümlesi aklıma geldi. Bu iki harika cümle ile hayalimde şöyle bir tablo canlandı:… Devamını Oku »

Eyl 30, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Gerçek Sebep

namazGünler birbirini kovalıyor, haftalar, aylar akıp gidiyordu.

Yılmaz bey, artık akşamlarını hep okumaya ayırmıştı.

“Çocuk her organıyla büyür, ben de İslam’ı bir bütün olarak düşünmeli, hayatımın bütün safhalarını ona uydurmayı başarmalıyım.” diyordu.

Yine de en fazla ilgi duyduğu konu, ibadet idi.

Bir defasında, “Niçin namaz kılıyoruz?” başlıklı bir yazı gözüne ilişmişti. Dikkatle okudu. Yazıda, ibadetlerin “illet ve hikmetlerinden” söz ediliyordu. Devamını Oku »

Haz 23, 2014 - İkinci Söz    Yorum Yok

İkinci sözdeki şahısların farklı nazarları mı hadiseleri değiştiriyor?

Yaz-Kış-YoluSoru 2-

Temsilde hodbin ve hudabin adamların karşılaştıkları hadiseler anlatılırken her iki adamın  “nazarında” ifadesine vurgu yapılıyor. Acaba her iki şahsın farklı nazarları mı hadiseleri değiştiriyor?

Cevap:

Burada nazar kelimesi, bakış açısı manasına kullanılmıştır. Üstadın şu ifadeleri konuya açıklık getirir; fazla beyana ihtiyaç bırakmaz. Devamını Oku »

Haz 23, 2014 - İkinci Söz    Yorum Yok

İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Elif lam mimSoru 1-

İkinci sözün başındaki ayette Cenab-ı Hak: “O takva sahipleri öyle kimselerdir ki, gayb’a iman ederler” buyuruyor. Burada,

a-      Takva sahiplerinin, gayb’a iman etmeleri bir özellik olarak nazara veriliyor niçin?

b-      İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Cevap:

Takva üçe ayrılıyor. Şirkten takva (Allah’a ortak koşmaktan sakınmak), masiyetten takva (günahlardan uzak durmak),  masivadan takva (kalbe Allah sevgisinden ve Allah korkusundan başka sevgilerin ve korkuların girmesinden sakınmak)

“Takva sahipleri” denilince bu üç tehlikeden sakınan, uzak duran kimseler anlaşılır.

Takva sahipleri tarif edilirken, ilk özellik olarak, gayba iman etmeleri nazara verilmektedir.

İmanın bütün rükünleri gaybdır.

“Gayba iman ederler.” ifadesi için iki ayrı mana veriliyor: Devamını Oku »

Haz 16, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Kâbeye Dönen Yüz

kabeBir gün, akşam namazını kılmak üzere yüzünü kıbleye döndü, tam tekbir alacakken, kafasına bir soru takıldı:

“Allah, mekândan münezzehti; bütün mekânları o yaratmıştı. O halde, Onun huzuruna çıkmak isteyen bir kul, yüzünü niçin Kâbe’ye dönüyordu?

Namazdan sonra ansiklopediye baktı. Kâbe maddesinde şu bilgilere ulaştı:

Kâbe ilk mescit idi. Hz.İbrahim’le oğlu Hz.İsmail tarafından inşa edilmişti… Devamını Oku »

Haz 16, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Fikir Yoğunluğu

kitaplıkYılmaz bey bir süre Salim beyin verdiği kitapları okudu. Bu güne kadar hep roman okumuştu. Fikir yoğunluklu kitaplarla ilk defa tanışıyordu. Hayal kurmalar, yerini  düşünmeye ve kafa yormaya bırakıyordu.

Her günü bir başka düşünce ikliminde geçiyor, her gün ayrı bir terakki kapısı buluyor, içeri giriyor ve bir daha çıkmak bilmiyordu.     Devamını Oku »

Haz 15, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Meleklerin Secdesi

namaz_secde1Bir yanda Peygamber Efendimiz (asm.) ve ona vahiy getiren Cebrail… Onların hemen arkasında insanlara hidayet yolunda rehberlik eden peygamber varisi büyük âlimler ve mürşitler.

Karşı tarafta, insanlara hak ve hakikatin kapısını kapamayı meslek edinmiş şeytanlar ve onların izinde giden insanlık düşmanları ve hidayet engelleri… Firavunlar, nemrutlar…

Ve insan, Allah’a ibadet etmekle ve insanları O’nun yoluna çağırmakla Hz. Âdem’e secde eden meleklerin safında yer almış oluyor.

Rabbine isyan ettiğinde ve insanlara zarar verdiğinde ise şeytanın ve onun tilmizlerinin yanında yer alıyor.

Âdem’e secde konusunu bu açıdan ele almalı ve o kıssayı bu nazarla değerlendirerek safımızı net olarak ortaya koymalı ve cephemizden asla ayrılmamalıyız…

Meleklerin Hazreti Âdem’e secde etmeleri hadisesi bizlere iki ayrı dersi birlikte verir: Devamını Oku »

Tecelliyle çalışmak

Tecelliyle çalışmak“Şeriat ve sünnet-i seniyyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden Esma-i Hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmî olmağa çalış.”  Sözler

 

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “nasıl esmada bir ism-i âzam var, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır” buyurarak insanın bütün isimlere âyine olduğunu beyan eder.

İnsan, yaratılmış ve kendisine belli bir şekil verilmiş; bu yönüyle yıldızlarla, dağlarla, sahralarla arkadaş.

Hayat nimetine kavuşmuş; bu cephesiyle cansız varlıklardan ayrılmış… Devamını Oku »

Haz 9, 2014 - Zerre    Yorum Yok

Gizli Şirk

İ’lem Eyyühel-Aziz! Enaniyetten neş’et eden şirk-i hafî katılaştığı zaman, esbab şirkine inkılab eder. Bu da devam ederse, küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, ta’tile yani hâlıksızlığa incirar eder. El’iyazübillah!..

 

Açıklama:

Şirk-i hafi, yani gizli şirk genellikle riya için kullanılıyor. Yani, bir işte Hakk’ın rızası yerine halkın beğenmesi gaye edinilirse,  rızanın yerini riya almış olur, bir nevi gizli şirke girilir. Bunun yanında, sebeplere olduğundan fazla önem vermek de şirk-i hafiye girer. Bu sebeplerden birisi ve en önemlisi insandır. İnsan,  bir hayra sebep olduğunda,  bunu Allah’ın izniyle, yardımıyla, O’nun yarattığı bedeni kullanarak, O’nun verdiği aklı istimal ederek yaptığını unutursa, o hayırlı sonucu kendi kuvvetine, ilmine ve maharetine vererek, kendini medih yolunu tutar ve şirk-i hafi tehlikesiyle karşı karşıya kalır… Devamını Oku »

Haz 5, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Kul hakkının sosyal boyutu

kul hakkıMaddenin ön plana çıktığı, menfaat kavgalarının hep maddede yoğunlaştığı bu dehşetli asırda, “kul hakkı” denilince de öncelikle kişinin malına ve bedenine verilen zararlar hatıra geliyor. Halbuki, kul hakkının en geniş ve en önemli boyutu onun manevî hukukunda kendini gösterir.

Bir adamın elbisesini bıçakla çizip parçalamakla, yüzünü çizip yaralamak arasında ne kadar büyük fark varsa, ondan çok daha ileri bir fark, bedene verilen zararla ruha verilen zarar arasında söz konusudur.

Ruhun hukuku denilince önce kalbin ve aklın, daha sonra his dünyasının hukuku anlaşılır. Devamını Oku »

Sayfalar:«123456789...27»