Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir
May 16, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

111Üstadımız “salavatı”; rahmet noktasında Resul-ü Kibriya’ya vesile, Resul-ü Kibriya’yı da rahmet noktasında Allah’a vesile yapmayı tavsiye ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

Bu âlem, hikmet dünyasıdır. Bunun içindir ki eşyanın yaratılmasında sebepler devreye sokulmuştur. Meyve için ağaca, çocuk için izdivaca ihtiyaç vardır. Ancak, ne ağaç o meyvenin hakiki mucididir, ne de ebeveyn o çocuğun gerçek sahibi. Sebepleri yaratan kim ise sonuçları yaratan da yine O’dur. Devamını Oku »

May 5, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

kuşBütün mahlukat ve mevcudatın vücudu, Cenab-ı Hakkın vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre, mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

 

Önce şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On birinci Sözün tamamıdır.

Bir önceki soruda da belirttiğimiz gibi Allah Ğani’dir. Samed’dir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Mahlukatı yaratmasına zatının ihtiyacı olduğu düşünülemez. Aksine, mevcudat yaratılmalarında, hayat sahibi olmalarında, rızıklarına kavuşmalarında, görme, işitme gibi nice hislerle donatılmalarında Allah’a muhtaçtırlar. Onlar, yaratılmaları ve ihtiyaçlarının görülmeleri ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine ayna olurlar.

Şu var ki, İlahi isimler tecelli isterler. Otuzuncu Sözde, ene bahsinde güzelce izah edildiği gibi, insanın ilim, kudret, irade gibi sıfatları Allah’ın bu sıfatlarını bilmemiz için bir kıyas unsurudur. Biz kendimizdeki bu sıfatlardan hareket ile, onları yaratan ve onlara hiçbir cihetle benzemeyen İlahi sıfatların varlığını biliriz. Aynı şekilde, Üstadın “insan şuun-u İlahiyenin bir mikyasıdır” ifadesinden hareketle bu sorunun cevabına bir derece ulaşabiliriz.

Bir insan ressam ise, resim yapmak ister. Resim yapmaya zatı itibariyle hiç ihtiyacı yoktur. Ancak, onun “ressam” ismi resim yapılmasını ister, tecelli ister. Bunu ihtiyaçla karıştırmamak gerekiyor.

İlahi isimlerden sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

May 5, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Yön Değişimi

Cemaat - dua - 1

Cuma günü Camiye gitti. Namazdan sonra hem kendisine, hem aile fertlerine, hem de arkadaşlarına bol bol dua etti.

Bütün duaları kabul olmuş gibi bir his vardı içinde.

Kendisini çok hafiflemiş hissediyordu.

Her şeye bir başka türlü bakmaya başlamıştı:

Kuşlara baktı. Dünün yumurtaları bugün göz, kulak, kanat, ayak takmış uçuyorlardı.

İnsanları düşündü. Dünün bir damla suyu bugün düşünüyor, konuşuyor, iş yapıyor, namaz kılıyordu.

Üzerinde yürüdüğü toprağa bile bakışı değişmişti: Dünün ateş parçası üzerinde bugün güller bitmişti. Devamını Oku »

May 5, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Kesin Karar

namaz_secde1Yılmaz bey bu ziyarette çok şey öğrenmişti. Arkadaşları da yapılan sohbetlerden memnun kalmışlardı.

Yılmaz bey artık kararını kesin olarak vermişti. Cuma günü namaza başlayacaktı.   Güngör ve Önder beylerle yakın ilgisini sürdürecekti. Onlar gelmeseler de kendisi onların iş yerlerine gidecek, kahve hayatı yerine haftalık geziler, piknikler düzenleyerek onlarla eski samimiyetini devam ettirecekti.

Arkadaşlarına artık fazla bir şey söylemesi gerekmezdi. Söylenen söylenmişti. Kendisi örnek bir hayat sergileyebilirse onları da, zamanla bu hayata özendirebilecekti.” Devamını Oku »

Nis 25, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Cenab-ı Hakkın istiğna-i zatisinin, hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan ile alakası nedir?

Cenab-ı Hakk, Ğaniyy-i Mutlak’tır, istiğna-i zatisi vardır. Yani, mahlukatın varlığı ile yokluğu, insanların inanmaları ile inanmamaları, ibadet etmeleriyle etmemeleri onun zatı için eşittir, müsavidir. İnsanların inanmalarıyla onun zatının kemalinde bir artma olmayacağı gibi, bütün insanların küfür ve isyan içinde bulunmalı halinde de yine O’nun zatının kemalinde hiç bir  noksanlık olmaz. “İstiğna-i zâtî”, bu ve benzeri bütün ihtiyaçlardan Onun münezzeh olması manasına gelir.

Sonsuz aciz ve fakir yaratılmakla Allah’ın sonsuz rahmetine ve zenginliğine güzel bir ayna olan insanoğlunun, ne varlığına,  ne de ibadetlerine Allah’ın muhtaç olması düşünülemez. İnsanları yaratması gibi, onların bütün ihtiyaçlarını görmesi de yine rahmetinden dolayıdır.

Nis 25, 2014 - Bir Kader Sohbeti    Yorum Yok

Hayır da şer de Allah’tandır

hayır-şerArif Bey, yerinden kalktı:

— İsterseniz bu faslı kapayalım, dedi. Yeni bir konuya geçmeden, size biraz kuru yemiş ikram etmek isterim. Sanırım kahvaltı yapalı dört beş saat geçti. Yanında çay da iyi gider.

Ama diye ekledi:

— İsteyene meşrubat da getirebilirim.

Gençlerin, “zahmet olur, teşekkür ederiz” yollu itirazlarını hiç dinlemedi bile. Çünkü, artık yeterince samimi olmuşlardı. Onu kırmayacaklarından kesinlikle emindi

Arif Bey, gençlerin önüne kuru yemiş tabaklarını koydu. Ardından çayları getirdi:

— Buyurun, dedi. Noksanıyla kabûl edin.

Meyve ve çay faslında genellikle aktüel konularda konuştular. Biraz da dinlenmiş oldular.

Ve yeniden başladılar kader sohbetine… Devamını Oku »

Nurla aydınlanan Vahdet-ül vücud

“Vahdet-ül-vücudu nasıl görüyorsun?

– Tevhidde istiğraktır ve nazara sığmayan bir tevhid-i zevkîdir.”

Mesnevî-i Nuriye

Vahdet-ül-vücud “lâ mevcude illâ hu” cümlesinde ifadesini bulan bir tasavvuf meşrebi. Felsefecisinden materyalistine kadar geniş kitlelerin dikkatini çeken ve bunların herbirince değişik yönlere çekilen bir garip ekol.

Önce, vahdet ve vücut kelimeleri üzerinde biraz duralım. Vahdet lügat olarak, birlik mânâsına geliyor. Zıddı “kesret”, yâni çokluk. Kesret tevhid edilir ve ortaya vahdet çıkar. Birbirinden ayrı beş harfi tevhid eder, bir araya getirirsiniz, bu vahdetten bir kelime çıkar ortaya. Beş on kelime bir araya geldi mi bir cümle olurlar. Cümleler sayfada, sayfalar kitapta vahdete ererler. Kitap ortaya çıktı mı artık onbinlerce kelime bir tek isimle anılır. Devamını Oku »

Nis 15, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Fotoğraflar

Nis 12, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Kul hakkının manevi boyutu

kul hakkıİnsan her şeyden önce kuldur; âlemlerin Rabbinin kulu. Bedenini bütün bir kainattan ince ölçülerle süzüp yaratan, ruhunu ise doğrudan yaratıp o bedene sultan eden Allah’ın kulu. Bu kul, O’nun eseridir, O’nun mülküdür, O’nun isimlerine en güzel bir aynadır.

Ve bu kul, bu mükemmel aynayı hassasiyetle korumaya mecburdur. O aynaya kendisi de zarar veremez, başkaları da.

İşte kul hakkı, Allah’ın ahsen-i takvimde yarattığı bu en mükemmel aynanın hukukunu koruma mükellefiyetidir.

Bu hukuk ikiye ayrılıyor:  Maddî ve manevî hukuk-u ibad. Devamını Oku »

Mar 31, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Varlığımızı hikmet dairesinde değerlendirebiliyor muyuz?

yildiz_cicegi

Hikmet ve kudret hem dünyada hem de ahirette birlikte tecelli ederler. Yani, Allah’ın kudretiyle yaratılan her şey hikmet üzere yaratılır. Bununla birlikte, dünyada hikmet daha çok nazara çarpar, ahirette ise kudretin azameti ön plana çıkar.

Bir örnek verelim:

Yıldızlar da güzeldir, çiçekler de. Ancak, yıldızları seyrettiğimizde güzellikten çok haşmet ve azamet manaları kalbimize hakim olur. Çiçekleri seyrettiğimizde ise onlardaki cemal tecellilerine hayran oluruz.
Devamını Oku »

Sayfalar:«12345678910...27»