Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir

Birlikte tecelli

dünya“Bir iş, bir işe mâni olmuyor.” Sözler

Bir mimar, köprüsünü yaparken, ötede çeşmesi onun yolunu bekler. Han ile uğraşırken hamamı ihmal eder. Bir işi tamamlamak için berikini yarım bırakmak, birisiyle uğraşırken ötekileri ihmal etmek durumundadır. Çünkü insan her şeyiyle sınırlı, her cihetle âciz ve bütün sıfatlarıyla cüz’îdir.

İradesi cüz’îdir, bir anda iki farklı işi arzu edemez.

Bakışı cüz’îdir, iki ayrı sahifeyi aynı anda okuyamaz.

Düşüncesi cüz’îdir, iki ayrı mânâya birlikte kafa yoramaz.

Sevgisi cüz’îdir, bir eserini severken diğerlerini unutma durumundadır.

Böyle bir yaratılışa sahip olması, insan için büyük bir irşad ve ikaz vesilesi: İnsan bu yaratılışı sayesinde Allah’ın sonsuz sıfatlarına hayran oluyor. İlâhî isimlerin küllî ve sonsuz tecellilerini hayretler içinde seyredebiliyor. İnsan, o cüz’î sıfatlarını iyi değerlendirebilse, haddini bilmenin yanısıra Rabbini bilmede de hayli mesafe katedecektir. Devamını Oku »

May 24, 2014 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Hiç düşündük mü?

Fetus 1Bugün dünyaya gelen, meselâ, ikiyüzbin çocuk varsa, bir o kadar çocuk da doğumlarına bir gün kalmış vaziyette rahimlerde bekleşmede…

Bir başka grubun doğumuna üçgün, diğerlerinin bir hafta, bir kısmının bir ay, daha başkasının beş ay ve nihayet bugün rahimlere düşenlerin ise tam dokuz ayları var.

Demek ki, şu anda anne rahimlerinde bu dokuz aylık sürenin değişik safhalarını yaşayan milyonlarca yavru hayata hazırlanıyor.

Bir kısmı “nutfeden” “alâkaya” adım atarken, berikiler “alâkadan” “mudgaya” geçiyor. Bir başka grupta kemikler yeni teşekküle başlıyor. Devamını Oku »

May 24, 2014 - Şemme    Yorum Yok

Altıncı İ’lem: Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır.

beka fenaİ’lem Eyyühel-Aziz! Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, bâki kalır. Cesed ölüp dağılırsa da ruh bâki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır. Çokluk, cemaat dağılır amma, vâhid-i ferd bâki kalır. Kesret bozulur, vahdet bâkidir. Madde kırılır, nur bâkidir.

Binaenaleyh ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.

Maahaza her vakit “Fenaya hazır ol” emrini intizar eden zâil ve bekasız maddîyatta, şu hıfz ve muhafaza düsturu beka ile çok münasebetdar olan ruh ve manada da câridir.

Açıklama:

Burada, ruhun baki olduğu ve insan hayatının ölümle son bulmayıp ebediyen devam edeceği çeşitli örneklerle nazara veriliyor. Bunlardan birisi,

“Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır.”

Bir mana çok değişik şekillerde ifade edilebilir. Aynı manayı farklı üsluplarla yahut farklı dillerle ifade etsek, bu lafızların hepsi beden hükmündedir, ruh olan mana değişmez, baki kalır. Devamını Oku »

May 23, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Hazine-i rahmetin pırlantası ve kapıcısı zat-ı Ahmediye (a.s.v.)’dır. Birinci anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır. İfadelerini nasıl anlamalıyız? Aralarındaki münasebeti izah eder misiniz?

salavat-ayet“Sen hem Onun mülküsün, hem memlûküsün.” hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası ve ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.  Devamını Oku »

May 23, 2014 - Bir Kader Sohbeti    Yorum Yok

Nereden çıktı bu musibet?

depremVakit hayli ilerlemişti. Murat, artık yeni bir soru sormayacaktı. Fakat, merak ettiği bir konu vardı. Onu sormadan edemezdi. Biraz sonra terk edeceklerdi bu evi. Arif Beyle artık kim bilir ne zaman görüşeceklerdi. Ondan kader konusunda faydalanabileceği eserleri sorması gerekirdi. Adam bir hayli yorulmuş olmalıydı. Ağır bir konuda saatlerce sohbet yapmak kolay değildi.  Olsundu. Zaten bu işi zevkle yapmıyor muydu?. Her halinden bunu okumak mümkün değil miydi?

Murat bu düşüncelerle, önündeki kuru yemiş tabağını donuk bakışlarla bir süre seyretti.

Sonunda kararını verdi:

— Sizi hayli yorduğumuzun farkındayız. Son olarak sizden bir tavsiye alıp müsaade isteyeceğiz. Kader konusunda hangi eserleri okumamızı tavsiye edersiniz? Devamını Oku »

May 16, 2014 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

EL-HÂFİD / ER-RÂFİ

HAFID RAFİ’Hâfid: “Kâfirleri, asileri, mütekebbir ve zalimleri alçaltan.”

“Din düşmanlarını rahmetinden uzaklaştırıp ahirette zelil eden ve cezalandıran.”

Râfi’: “Sevdiği kullarını yükselten.” “Mü’minleri kendisine yaklaştırarak yücelten.”

“(O), alçaltan ve yüceltendir.” (Vâkıa Sûresi, 56/3)
Bu iki ismin tecellisi de büyük çapta, kulun cüz’î iradesine bakıyor. İradelerini yanlış yolda kullanarak küfür ve isyan yoluna giren insanlar, alçalmaya talip olmuşlar ve Hâfid olan Allah da onları inançsız ve ahlâksız kılmakla alçaltmıştır. Bu alçalmanın ahiretteki neticesi ise Cehennemde, zillet içinde azap çekmektir. Devamını Oku »

May 16, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

111Üstadımız “salavatı”; rahmet noktasında Resul-ü Kibriya’ya vesile, Resul-ü Kibriya’yı da rahmet noktasında Allah’a vesile yapmayı tavsiye ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

Bu âlem, hikmet dünyasıdır. Bunun içindir ki eşyanın yaratılmasında sebepler devreye sokulmuştur. Meyve için ağaca, çocuk için izdivaca ihtiyaç vardır. Ancak, ne ağaç o meyvenin hakiki mucididir, ne de ebeveyn o çocuğun gerçek sahibi. Sebepleri yaratan kim ise sonuçları yaratan da yine O’dur. Devamını Oku »

May 5, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

kuşBütün mahlukat ve mevcudatın vücudu, Cenab-ı Hakkın vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre, mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

 

Önce şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On birinci Sözün tamamıdır.

Bir önceki soruda da belirttiğimiz gibi Allah Ğani’dir. Samed’dir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Mahlukatı yaratmasına zatının ihtiyacı olduğu düşünülemez. Aksine, mevcudat yaratılmalarında, hayat sahibi olmalarında, rızıklarına kavuşmalarında, görme, işitme gibi nice hislerle donatılmalarında Allah’a muhtaçtırlar. Onlar, yaratılmaları ve ihtiyaçlarının görülmeleri ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine ayna olurlar.

Şu var ki, İlahi isimler tecelli isterler. Otuzuncu Sözde, ene bahsinde güzelce izah edildiği gibi, insanın ilim, kudret, irade gibi sıfatları Allah’ın bu sıfatlarını bilmemiz için bir kıyas unsurudur. Biz kendimizdeki bu sıfatlardan hareket ile, onları yaratan ve onlara hiçbir cihetle benzemeyen İlahi sıfatların varlığını biliriz. Aynı şekilde, Üstadın “insan şuun-u İlahiyenin bir mikyasıdır” ifadesinden hareketle bu sorunun cevabına bir derece ulaşabiliriz.

Bir insan ressam ise, resim yapmak ister. Resim yapmaya zatı itibariyle hiç ihtiyacı yoktur. Ancak, onun “ressam” ismi resim yapılmasını ister, tecelli ister. Bunu ihtiyaçla karıştırmamak gerekiyor.

İlahi isimlerden sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

May 5, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Yön Değişimi

Cemaat - dua - 1

Cuma günü Camiye gitti. Namazdan sonra hem kendisine, hem aile fertlerine, hem de arkadaşlarına bol bol dua etti.

Bütün duaları kabul olmuş gibi bir his vardı içinde.

Kendisini çok hafiflemiş hissediyordu.

Her şeye bir başka türlü bakmaya başlamıştı:

Kuşlara baktı. Dünün yumurtaları bugün göz, kulak, kanat, ayak takmış uçuyorlardı.

İnsanları düşündü. Dünün bir damla suyu bugün düşünüyor, konuşuyor, iş yapıyor, namaz kılıyordu.

Üzerinde yürüdüğü toprağa bile bakışı değişmişti: Dünün ateş parçası üzerinde bugün güller bitmişti. Devamını Oku »

May 5, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Kesin Karar

namaz_secde1Yılmaz bey bu ziyarette çok şey öğrenmişti. Arkadaşları da yapılan sohbetlerden memnun kalmışlardı.

Yılmaz bey artık kararını kesin olarak vermişti. Cuma günü namaza başlayacaktı.   Güngör ve Önder beylerle yakın ilgisini sürdürecekti. Onlar gelmeseler de kendisi onların iş yerlerine gidecek, kahve hayatı yerine haftalık geziler, piknikler düzenleyerek onlarla eski samimiyetini devam ettirecekti.

Arkadaşlarına artık fazla bir şey söylemesi gerekmezdi. Söylenen söylenmişti. Kendisi örnek bir hayat sergileyebilirse onları da, zamanla bu hayata özendirebilecekti.” Devamını Oku »

Sayfalar:«12345678910...27»