Alaaddin Başar | Yazar, Akademisyen (Prof.Dr), Mütefekkir

Dört isim

Allah cc

“Sâni-i Zülcelâl, hem evveldir, hem âhir, hem zâhirdir, hem bâtın.”

Mesnevî-i Nuriye

Kur’an-ı Kerim’de Esma-i Hüsna’dan Evvel ve Âhir, Zâhir ve Bâtın isimleri birlikte beyan edilir.

Evvel ismi bize ezeliyet dersi verirken, Âhir ismi nazarımızı ebediyete çevirir ve sonunda O’na rücu edeceğimizi ihtar eder. Zâhir isminden, şu kâinatı yaratan zâtın varlığı şu âlemden daha açık ve seçik olarak aklımıza görünürken, Bâtın isminden O’nun kudsî mahiyetini anlamaktan âciz olduğumuzu ders alırız. Devamını Oku »

Mar 6, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Aklı başında olan insan

Aklı başındaElimde Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye var. Defalarca okuduğum bir cümle farklı bir çehreyle yeniden karşıma çıktı:

“Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz.”

Önceleri bu cümleyi Üstat Hazretlerinin çok uzaklardaki bir insana seslenişi gibi hayal etmiş ve kendimi unutarak hep başkaları namına okumuş veya dinlemiştim. Nitekim, ölümle ilgili konuları okurken de kendimi limanda demir atmış bir gemi gibi vehmedip, ölüm yolcusu başka insanları hayal etmişimdir.

Ama bu defa, içimden gelen bir sesin ikazıyla cümlenin sonundaki noktada duraklıyor, bir süre düşünüyor ve cümleyi tekrar okuyorum: Devamını Oku »

Mar 4, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Tarafsızlık Güzel mi?

yollar
Tarafsızlık güzeldir, ama her zaman ve her yerde değil.

Âdil hüküm vermede, bilirkişi raporu hazırlamada, adayları imtihan etmekte tarafsızlık esastır.

Ancak tarafsız düşünmenin yahut davranmanın çok yanlış ve çirkin olduğu konular da az değildir. Başta imanî meseleler olmak üzere birçok sahada tarafsız düşünmek, menfiden yana olmayı netice verir. Devamını Oku »

Kas 18, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Cenab-ı Hakkın zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Allah ccCenab-ı Hakkın misli, şeriki, naziri ve şebihi olmadığını ve olamayacağını anlıyoruz. Ancak zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Cevap:

Varlık kavramı için şöyle üçlü bir sınıflandırma yapılıyor:

Vacib, mümkin ve mümteni.

Vacib, olması zaruri, olmaması muhal olan demektir. Allah’ın varlığı zatındandı ve vaciptir.

Mümkin ise “olup olmaması eşit olan” şeklinde tarif edilir. Mümkinin varlığı zatından değildir. Allah’ın var etmesiyle var, yok etmesiyle yok olur. Devamını Oku »

Kas 18, 2013 - Zerre    Yorum Yok

İcad ile nakış bir midir?

meyvelerİ’lem Eyyühel-Aziz!

Şu görünen âlem, İlahî bir dükkân ve bir mahzendir. İçerisinde envaen türlü türlü mensucat kumaşlar, me’kulât yemekler, meşrubat şerbetler vardır. Bir kısmı kesif bir kısmı latif, bir kısmı zâil, bir kısmı daimî, bir kısmı katı bir lüb, bir kısmı mâyi ve hâkeza her çeşit bulunur. Lâkin bir kısmı icadî bir nescdir. Bir kısmı da tecelliyata bir nakıştır. Felasifenin dalaletince, icad ile nakış birdir. Ve o dükkân sahibi de mûcib-i bizzâttır. 

Açıklama:

Dünya çarşısı her çeşit yiyecekler, içecekler ve giyeceklerle dolup taşıyor. Bir buçuk milyonu aşan hayvan türünün her biri, bu dükkânda ve bu hazinede her türlü ihtiyaçlarını buluyor, alıyor ve kullanıyorlar… Devamını Oku »

Tem 27, 2013 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

EL-KÂBID / EL-BÂSIT

el-kabıd-basıt

Kâbıd: “Daraltıp sıkan.”, “Kıtlık veren”

Bâsıt: “Açıp genişlik veren.”,“Bollaştıran.”

“Allah, daraltır ve genişletir ve siz O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara Sûresi, 2/245)

Bu iki isim hem madde, hem de mânâ âlemi için geçerlidir. Zenginlikte genişlik, fakirlikte darlık olduğu gibi, ilimde genişlik cehalette darlık vardır.

Bu iki mübarek ismin en büyük tecellileri, insanın kalb ve ruh âleminde kendini gösterir. Zira, ruh bedenden, mânâ da maddeden üstündür. Devamını Oku »

Tem 22, 2013 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur’dan Dersler Hubab ve Habbe

Risale-i Nur'dan Dersler Hubab ve Habbe

Risale-i Nur´dan Dersler Serisinin üçüncüsü: Hubab ve Habbe

Risale-i Nur’un bir arada okunup müzakere edildiği ders halkalarına iştirak etme fırsatı bulamayanlar için, yazılı bir sohbet imkânı sunmak amacıyla kaleme alınmış müstesna bir eser.

Katre, Zerre ve Şemme’den sonra Hubab ve Habbe Risalelerindeki bölümlerin ele alındığı bu eserde Mesnevi-i Nuriye’deki ince nükteleri kavrama fırsatı bulacaksınız. Bu eser, üzerine Risale-i Nur’dan iman dersleri yapma görevi düşmüş ve taşın altına elini koymuş gayretli Nur talebelerinin çok işine yarayacak.

Tem 15, 2013 - Zerre    Yorum Yok

Şecere-i Kelimat Denilen Lisan

Lisan


İ’lem Eyyühel-Aziz! Sen kendi vücudunu yapmaya kadir değilsin. Ve elin onu icad etmekten kasırdır. Başkaları dahi o işten âciz ve kasırdırlar. İstersen tecrübe et bakalım. Şecere-i kelimat denilen bir lisanı veya muhaberat ve ezvak santralı olarak bir ağızı yap. Elbette yapamayacaksın.

Öyle ise Allah’a şirk yapma! اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ                      

Açıklama:

İnsan kendi vücudunu yapamayacağı gibi onun bir cüzünü de yapamaz. Meselâ, insan göz yapamaz, ancak gözlük yapabilir. İnsan ayak yapamaz, ancak ayakkabı yapabilir. İnsan el yapamaz ancak eldiven yapabilir.

“Başkaları dahi o işten âciz ve kasırdırlar.” cümlesi iki şekilde yorumlanabilir. Birisi, insan dışındaki bütün varlıklar da bir araya gelseler bir insan yapamazlar. Devamını Oku »

Tem 10, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Ehli tarikatın ekserisinde sekr, ehli aşkın çoğunda ise istiğrak ve iltibas oluyor. Sekr ile istiğrakın farkı nedir? Ehli tarikat ve ehli aşk birbirinden farklı mıdır?

kuran-ve-tesbihEhl-i aşk olmak için mutlaka ehl-i tarikat olmak gerekmez. Nur Külliyatında geçen, “Kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmek, Onun muhabbetiyle kendinden geçmek” ifadeleri, bir bakıma, aşk ehlinin tarifi gibidir.

Aşk, muhabbetin ileri derecesidir. Bu şerefe ermenin yolu, ehl-i tarikat olsun olmasın her mümine açıktır. Ehl-i tarikat içinde de Vedud ismine daha çok mazhar olan evliya için ehl-i aşk tabiri kullanılır.

Devamını Oku »

Tem 10, 2013 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

EL-ALÎM

EL-ALİM“Ezelî ilmiyle, büyük-küçük, mümkün-muhal, gizli-aşikâr her şeyi bilen.”

“İlmi, yaratılmış ve yaratılmamış her şeyi birlikte ihata eden (kaplayan, içine alan).”

 

 

“Doğu da Allah’ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın vechi (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, Vâsi’dir (rahmeti ve kudreti genişdir), Alîm’dir.” (Bakara Sûresi, 2/115)
Allah’ın zâtı hiçbir mahlukuna benzemediği gibi ilmi de mahluk ilmine benzemez. Ezelî ilim ancak O’nundur ve O’na mahsustur. Olmuş ve olacak her şey O’nun ilminde daima hazırdır.

Evveli ve âhiri olan ve her şeyi sonradan öğrenen insanoğlu, bu dar, kısıtlı ve sınırlı ilmiyle, Allah’ın ezelî ilminin varlığını bilse de hakikatini bilemez.

İnsanın, iradesi gibi düşünmesi ve hatırlaması da cüz’îdir. Bir anda iki şey düşünemez ve hatırlayamaz. Allah’ın ilmi ise küllîdir, ‘her şeyi birlikte bilir’; mutlaktır, ‘hiçbir kayıt altına girmez’ ve muhittir, ‘her şeyi içine alır, ihata eder.’

Bu hakikat, Nur Külliyatı’nda ‘güneş’ misaliyle çok güzel açıklanır: Devamını Oku »

Sayfalar:«1...6789101112...27»