besmele | Alaaddin Başar
besmele için Arşiv"
Mar 15, 2014 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Neden ben değil de biz diyoruz?

Cemaat - kıyam “İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

Bu konuda risalelerde müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa, “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir. Devamını Oku »

Kas 18, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Cenab-ı Hakkın zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Allah ccCenab-ı Hakkın misli, şeriki, naziri ve şebihi olmadığını ve olamayacağını anlıyoruz. Ancak zıddının olmamasını nasıl anlamalıyız? Zıddan kastedilen nedir?

Cevap:

Varlık kavramı için şöyle üçlü bir sınıflandırma yapılıyor:

Vacib, mümkin ve mümteni.

Vacib, olması zaruri, olmaması muhal olan demektir. Allah’ın varlığı zatındandı ve vaciptir.

Mümkin ise “olup olmaması eşit olan” şeklinde tarif edilir. Mümkinin varlığı zatından değildir. Allah’ın var etmesiyle var, yok etmesiyle yok olur. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Ey insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim de!” cümlesinde neden sadece Müslümanlara değil de bütün insanlara hitap edilmiş? Zira besmeleyi Müslümanlar söylerler.

Bu hitap hem bize hem de bütün insanlık âleminedir.

Üstadımız,  İslamiyet için “insaniyet-i Kübra” ifadesini kullanıyor. Biz mümin bir insan olarak, bütün kâinatta, yeryüzündeki bütün canlı türlerinde ve kendi ruh âlemimizdeki İlahi terbiyeleri düşünmeli, bütün bunların Allah’ın rahmetiyle geçekleştiğinin şuurunda olarak, Allah namına hareket etmeli, bütün işlerimizi Onun rızası dairesinde yapmaya çalışmalıyız. Böyle yaparsak her halimizde besmelenin manasını okumuş oluruz. Ayrıca işlerimize besmele çekerek başlamamız da bir sünnettir ve ibadettir. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Birinci Sır    Yorum Yok

Kâinat simasındaki sikkenin, besmeledeki Allah lafza-i celali ile, küre-i arz simasındaki sikkenin Rahmân ismi ile ve insanın manevî simasındaki sikkenin de Rahîm ismi ile nasıl bir münasebeti vardır? İnsanın manevî simasındaki “sikke-i ulya-i rahimiyet” nasıl anlaşılmalıdır?

“Lafza-i celal, Allah’ın zâtına isim ve unvan olduğu” için bütün âlemlerdeki her çeşit tecelliyi içine almaktadır. Rahman ise, Üstadın ifadesiyle, Rezzak manasınadır ve bu isim sadece yeryüzündeki canlılarda tecelli eder. Rahîm ismi ise daha çok ahirete bakar ve yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türü içinde sadece insanda tecelli etmektedir ve edecektir. Buna göre, besmelede “kâinat, yeryüzü ve insan” şeklinde harika bir sıralama söz konusudur. Allah ismi, bütün kâinattaki her tür tecelliyi, Rahmân ismi yeryüzünde rızka muhtaç canlılardaki rahmet tecellisini, Rahîm ismi ise insanın ebede namzet bir fıtratta yaratılmasındaki rahmet tecellisini nazara vermektedir. Devamını Oku »

Besmelenin nurları sadece rahmet açısından mı görülebilir?

Bilindiği gibi Allah ismi Cenab-ı Hakk’ın zâtına bir unvandır ve bütün sıfatları ve isimleri birlikte ifade etmektedir. Allah isminden sonra rahmet ifade eden iki ismin gelmesiyle, rahmete dikkatimiz çekilmiş oluyor. Bu iki isim yerine “Kahhar, Cebbar” gibi iki tane celalî isim, yahut Aziz ve Ğaffar gibi bir celalî bir de cemalî isim gelebilirdi. Bin bir isim içinde rahmet ifade eden bu iki ismin seçilmesi, “Rahmetim gazabımı geçti.” hadis-i kutsîsini de hatıra getiriyor. Üstadımız da bu ayetin tefsirinde “rahmet” üzerinde daha fazla durmayı tercih etmiş oluyor. Daha doğrusu, “uzaktan göründü” ifadesiyle, rahmet manasının onun kabinde ve aklında öncelikle kendini gösterdiğini ifade etmiş oluyor.

Yoksa, Allah ismi bütün isimlere delalet ettiği için, bu ayette sadece rahmet ifade eden bu iki isme değil, bütün esmaya ve o esmanın  bütün nurlarına da delalet vardır.

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

İnsanların çoğu gaflet veya dalalettedir, Allah’ı tanımaz ve O’nun namına vermezler. O halde biz bunlarla alışveriş yapmayacak mıyız?

Bu sorunun cevabını Üstadımız şöyle vermektedir:

Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse (meselâ hayvan ve ağaç gibi), doğrudan doğruya o nimeti Cenâb-ı Hak hesabına verir. Madem o lisan-ı hal ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Ağaçların ipek gibi yumuşak kök ve damarlarının sert olan toprağı ve taşları delmesini, biyoloji uzmanları enzimlerle izah ediyorlar. Dolayısıyla besmeleyle irtibatı nedir? Acaba burada bütün sertliklere ve salabetlere karşı, yumuşaklığın tavsiye edilmesi söz konusu mudur?

Sert cisimlerin yumuşak cisimlere engel olmaları, onlara ezmeleri tabiatta çokça görülür. Yani sertin tabiatında yumuşağa galip gelme vardır. Burada ise bu tabiat kanunun tam tersi bir icraat görülüyor. Demek ki, tabiat hakiki fail değil. Devamını Oku »

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Sahib-i Kâinatın ismini alan kimselerin, “her hadisatın karşısında titremeden kurtulması” her zaman olmuyor. Yani besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin ismini almayı nasıl anlayacağız?

besmele

Besmele

Besmeleyle başlanan bir işin mutlaka başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstadın “Esbaba teşebbüs bir dua-ı fiilîdir.” sözünü hatırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış olur. Neticeyi yaratmak Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir işe besmele ile başlayan kişi, başarının Allah’tan olduğunun, “her hayrın Onun elinde” bulunduğunun şuuru içinde, kendine düşen görevleri eksiksiz yerine getirir ve neticeye karışmaz. İşin şöyle veya böyle sonuçlanması onun kalbini fazla meşgul etmez, “hadisatın karşısında titremeden kurtulma” ancak böylece gerçekleşir  Devamını Oku »

Şub 19, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

Besmeleye “İslâm nişanı” deniliyor. Acaba diğer dinlerde besmele yok muydu?

İslam nişanı denilmesinden maksat şudur: “Bir kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek onun müslüman olduğuna hükmederiz.” İslâm nişanı sadece besmele değildir. Bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması da islam nişanıdır. Bütün semavî dinlerde kişiye ancak Allah’a kul olduğu ders verilir ve bütün işlerini O’nun rızası istikametinde yapması emredilir. Buna göre her dinde, inanan kişiler bütün işlerini Allah namına,  Onun rızasını gözeterek ve Ondan yardım dileyerek yaparlar. Şu var ki,  kendi dillerinde  “besmele” yerine başka bir ifade kullanmış olabilirler.  Sonuç değişmez.