cemaat | Alaaddin Başar
cemaat için Arşiv"
May 24, 2014 - Şemme    Yorum Yok

Altıncı İ’lem: Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır.

beka fenaİ’lem Eyyühel-Aziz! Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. Libası yırtılır, cesedi sağlam, bâki kalır. Cesed ölüp dağılırsa da ruh bâki kalır. Cisim ihtiyarlanırsa, enaniyet genç kalır. Çokluk, cemaat dağılır amma, vâhid-i ferd bâki kalır. Kesret bozulur, vahdet bâkidir. Madde kırılır, nur bâkidir.

Binaenaleyh ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesedleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı halde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak sâlimen ebed yoluna devam edecektir.

Maahaza her vakit “Fenaya hazır ol” emrini intizar eden zâil ve bekasız maddîyatta, şu hıfz ve muhafaza düsturu beka ile çok münasebetdar olan ruh ve manada da câridir.

Açıklama:

Burada, ruhun baki olduğu ve insan hayatının ölümle son bulmayıp ebediyen devam edeceği çeşitli örneklerle nazara veriliyor. Bunlardan birisi,

“Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır.”

Bir mana çok değişik şekillerde ifade edilebilir. Aynı manayı farklı üsluplarla yahut farklı dillerle ifade etsek, bu lafızların hepsi beden hükmündedir, ruh olan mana değişmez, baki kalır. Devamını Oku »

Ara 13, 2012 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

“İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “Biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

643870_282785251822030_1206722291_nBu konuda risalelede müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa,  “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir.

Ayrıca, kâinattaki canlı-cansız her varlık kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirmekle Allah’a ibadet etmektedir. İnsan bunları da hayalen nazara alıp o mahlûkat kafileleri namına “na”büdü, nestein” diyebilir.

Bir de, insanın her bir organı, her bir duygusu ve  hissi de kâinattaki diğer varlıklar gibi kendi görevini yerine getirmekle bir ibadet halindedir. Nitekim Üstadımız bir başka risalesinde “İnsanın bir ferdinde bir cemaat-ı mükellefîn bulunur.” demekle bu organlar ve duygular cemaatine işaret etmiştir. İnsan bütün bunları da niyet ederek “Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyebilir.

Nur talebeleri; cesaretin ve şecaatin, menbaı ve kaynağı olan iman hakikatlerini okuyup öğrendikleri halde, pasif gibi görünüyorlar. Bunu nasıl yorumlarsınız?

cemaatÖnce şunu ifade edeyim: Bu gibi iddia ve ithamlar büyük ölçüde mazide kalmış bulunuyor. Nur talebelerinin pasiflikle itham edildiği dönemlerde, insanların kafalarında devletçilik yer etmiş, her şeyi devletten beklemek herkes için vazgeçilmez bir gerçek haline gelmişti. Zamanla, bu anlayışın devletleri de, milletleri de geri bıraktığı görülerek hür teşebbüs ve hür fikir kapıları açılmış, devletin birçok müesseseleri özel teşebbüse devredilmiş, eğitimde bile özel teşebbüsün hissesi, yavaş da olsa, yükselme göstermeye başlamıştır. Bu yeni dönemde insanlar iman ve ahlâk sahasında devletten fazla bir şey beklemeyip kendi çaplarında bir şeyler yapmanın gayreti içine girmişler ve bu çalışmalar, “Damlaya damlaya göl olur.” kabilinden, bugün büyük bir önem kazanmış, din düşmanlarının bile nazar-ı dikkatlerini çekme noktasına ulaşmıştır. Hal böyle olunca her şeyi devletten ve hükümetten bekleyenlerin ortaya attıkları söz konusu iddia da aktüalitesini büyük ölçüde kaybetmiştir. Devamını Oku »

Nur cemaati şahs-ı manevi merkezli, lider ihtiyacı olmayan bir cemaattir. Bediüzzaman hazretleri de kendisinden sonra kimseyi halife yahut vekil bırakmamıştır. Bu tarz ise mazinin geleneksel hizmet biçimine uymuyor. Bunun sebeplerini izah edebilir misiniz?

Bediuzzaman Said Nursi

Bediuzzaman Said Nursi

Üstadımız bir çok mektuplarında ısrarla “Zaman cemaat zamanıdır.” buyuruyor. Bu ifade geneldir. Yani bu zamanda, sadece İslam’a hizmet için değil, her konuda başarılı olmanın yolu cemaatle çalışmaktan, fertleri değil sahs-ı maneviyi nazara vermekten geçer.  Ticaret âleminde “marka isimler” vardır. Bunlar birer şahs-ı maneviyi temsil ederler. O markayı beğenenler şirketin sahiplerini, müdürlerini, pazarlamacılarını tanımazlar bile. Devamını Oku »