ene | Alaaddin Başar
ene için Arşiv"
Nis 30, 2015 - Zerre    Yorum Yok

Ene rasadıyla Allah’ın mülkünü mahlukata taksim etmek

kainatİ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanın hilkatinden maksad, mahfî hazine-i İlahiyeyi keşif ile göstermek ve Kadîr-i Ezelî’ye bir bürhan, bir delil, bir ma’kes-i nuranî olmakla cemal-i ezelînin tecellisi için şeffaf bir mir’at, bir âyine olmaktır. Hakikaten semavat, arz ve cibalin hamlinden âciz kaldıkları emaneti insan hamlettiği cihetle cilâlanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünki o emanetin mazmunlarından biri de insanın sıfât-ı İlahiyeyi fehmetmek için bir vâhid-i kıyasî vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksad bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserîsi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi feth ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşr iken söndürüyor. Allah’ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza nur-u imanla Allah’a bakıp mülkü ona teslim etmekle -itikaden- mükellef iken, “Ene” rasadıyla halka bakarak Allah’ın mülkünü onlara taksim ediyor. Hakikaten اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ جَهُولٌ             

Açıklama:

“Mahfî hazine-i İlahiye”, Cenab-ı Hakk’ın isimleri, sıfatlarıdır. Bunlar mahfidirler, gizlidirler; yani tecelli etmezlerse bilinmezler. Nitekim, hadis-i kutside “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim de kainatı yarattım” buyrulmuştur.

İlâhî isimlerden birisi Hâlık’tır. İlk mahluk olan nur-u Muhammedînin yaratılmasıyla bu isim tecelli etmiştir. Ama bu tecelliyi ancak kendisi bilmekte ve görmektedir.

Sonraki safhalarda, o nurdan meleklerin yaratılmasıyla, yaratma fiilinin ve Hâlık isminin tecellilerini seyredecek ve bilecek ilk varlıklar ortaya çıkmış oldu. Onlar hem kendilerinin hem de diğer varlıkların yaratılışlarını ibretle tefekkür ettiler. Ancak, onlarda tecelli etmeyen çok isimler vardı. Onların bilinmesi için meleklerin, sema ve arzın yaratılması kâfi gelmiyordu. Devamını Oku »

Nis 24, 2013 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

EL-FETTÂH

19-EL-FETTAH“Rahmet ve rızık kapılarını açan.”

“Zorlukları kolaylaştıran.”

“Hidayetiyle kalplere iman ve marifet kapılarını açan.”

“Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları nedeniyle yakalayıverdik.”(A’râf Sûresi, 7/96)

 

Bir milyondan fazla hayvan türü ve ondan daha fazla bitki türü olduğunu biliyoruz. Bu türlere giren fertlerin sayısını bilmek ise ancak Allah’a mahsus.  Devamını Oku »

Oca 10, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Ölçü Biz Değiliz

Ölçü

“Vacibü'l-Vücud, zatında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef'alinde de benzemiyor”. Mesnevî-i Nuriye, Zerre

Rahatla anlaşılabilecek nice gerçeklerin büyük engeli:

“İnsanın İlâhi hakikatleri değerlendirirken kendini ölçü alması.”

Bu büyük hastalık, şu gerçeği unutmaktan kaynaklanıyor:

“Vâcib-ül Vücud zâtında, mahiyetinde mümkine benzemediği gibi, ef’alinde de benzemiyor.” 

Allah’ın zatını ancak kendisi bilir. Ama, o mukaddes zatının mahlukata benzemediğini, Kur’an haber verdiği gibi her akl-ı selim de tasdik ediyor. Devamını Oku »

Benlik

“Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle,  insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki,  âlemin bütün kapılarını açar.”  Sözler

“Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar.” Sözler

“Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar.”  Sözler

Sebze ve meyve pazarlarını bilirsiniz.Her seyyar satıcı kendi tablası başında avazı çıktığı kadar bağırır. Biri, ‘elmanın iyisi burada’ diye müşterilere tiz perdeden seslenirken; diğeri, ‘üzüme gel üzüme’ diye ayrı bir nağme tutturur. Herkes kendi malını metheder durur.

Benlik dâvâsının hâkim olduğu bir cemiyet hayatı da o pazardan pek farklı değil. Şu kadar var ki, o pazarda her satıcı kendi malını överken burada her fert öncelikle kendini methetmekte, diğer insanların dikkatini celbe çalışmakta… Malıyla, mülküyle, makamıyla övünmesi de neticede bu noktaya varıyor.

Bir de benliğin hakikatine erenlerin pazarı var. O pazar ehlinden birisine, ‘benlik nedir?’ diye sorarsak bize şunları söyler:

“Benlik, insanın kendi varlığından ve sıfatlarından haberdar olması, nefsini ve malını kendine nisbet edebilmesidir. Bilirsiniz, insan, güttüğü koyunlar için ‘benim koyunlarım’ diyebildiği halde o koyunlar, meselâ, kendi ayakları için ‘benim ayaklarım’ diyemiyorlar. Güneş de gezegenlerine sahip çıkamıyor.”

Bu açıklamadan sonra bize soracak:

“Hiç düşündünüz mü; insana bu imtiyaz niye tanınmış? ‘benim aklım, benim elim, benim çocuğum, benim tarlam’ diyebilmesi niçin?” Devamını Oku »