ibadet | Alaaddin Başar
ibadet için Arşiv"
Oca 4, 2018 - Katre    Yorum Yok

Adeti ibadete dönüştürmek

“Evet niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir.”

Üstat hazretlerinin  “öğrendim” dediği kelimelerden biri de “niyet”. Buradaki niyeti  en başta “ihlas” olarak anlamamız gerekiyor. Zira en büyük niyet, bir işi Allah rızası için yapmaktır. Namazımıza “Niyet ettim Allah rızası için” diye başladığımız gibi, konuşurken, ticaret yaparken, sefere çıkarken kısacası bütün işlerimizde de niyetimiz İlâhî rızaya ermek olmalıdır.

Cümlede geçen “âdi” kelimesi, yeme, içme,  konuşma, yatma gibi adet olarak yaptığımız işler demektir. Bunları sünnet niyetiyle  yaptığımızda o âdi işlerimiz ibadet olurlar. Zira, o Hak Elçisine (asm.)  uymak, Allah’ın razı olduğu şekilde hareket etmek demektir. Devamını Oku »

Tem 14, 2015 - Makaleler    1 Yorum

KÜLLİYET KAZANMA 

Cemaat - kıyam - 4Nur Külliyatında,  insanın külliyet kazanarak Allah’a yaklaşması konusunda çok önemli dersler ve mesajlar vardır.

Allah’a yaklaşma, kulun Allah’ın rızası dairesinde hareket etmesi, O’nun marifeti, muhabbeti yolunda ilerlemesi ve O’ndan uzaklaşmayı netice veren isyanlardan, günahlardan da hassasiyetle kaçınması ile mümkün olur.

Kulum bana en fazla farzlarla, sonra nafilelerle yaklaşır …” diye başlayan hadis-i kutsîde, yaklaşmanın ilk ve en önemli adımının farzları işlemek olduğu nazara verilmektedir.

Farzları işleyen ve haramlardan hassasiyetle sakınan bir kul, Allah’a yaklaşma yoluna girmiş demektir. Bu vadide daha fazla yol alması ise ubudiyetinde, tefekküründe ve İslâm’a hizmetinde külliyet kazandığı ölçüde olacaktır.

Külliyet kazanma  konusu, muhtelif risalelerde farklı yönleriyle nazara verilir.

Yirmi Üçüncü Sözün İkinci Nüktesinde geçen şu ifade de külliyet kesbetmekle ilgilidir:

Evet hakikî terakki ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin, hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır.” Sözler, Yirmi Üçüncü  Söz

Bu hakikat dersine Nur Külliyatındaki bir başka dersin ışığında bakmaya çalışalım: Devamını Oku »

Haz 17, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

KÜLLÎ UBUDİYET

namaz-galaksiNur Külliyatından çok önemli bir hakikat dersi:

“Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” (Sözler)

Tezahür-ü rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğini göstererek Rab ismini tecelli ettirmesi, terbiye ettiği mahluklarını başka varlıkların da temaşasına ve tefekkürüne açması demektir. Bu terbiye öncelikle kâinatta kendini göstermiştir. Yani, önce bu kâinat insan meyvesi verecek şekilde terbiye görmüş de sonra insan o kâinata muhatab olacak ve ondan istifade edip onu temaşa edecek bir fıtratta yaratılmıştır.

İnsan ruhu ve kalbi, Allah’a kulluk görevini yerine getirme konusunda öncelikle bedene, sonra onu kuşatan bütün bir kâinata ihtiyaç duyar. Bunların her ikisini de Allah terbiye etmiştir.

Sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

Eyl 30, 2014 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Gerçek Sebep

namazGünler birbirini kovalıyor, haftalar, aylar akıp gidiyordu.

Yılmaz bey, artık akşamlarını hep okumaya ayırmıştı.

“Çocuk her organıyla büyür, ben de İslam’ı bir bütün olarak düşünmeli, hayatımın bütün safhalarını ona uydurmayı başarmalıyım.” diyordu.

Yine de en fazla ilgi duyduğu konu, ibadet idi.

Bir defasında, “Niçin namaz kılıyoruz?” başlıklı bir yazı gözüne ilişmişti. Dikkatle okudu. Yazıda, ibadetlerin “illet ve hikmetlerinden” söz ediliyordu. Devamını Oku »

Şub 25, 2013 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

İbadet ‘Rabbimize, Onun bildirdiği şekilde şükretmektir’

cemaat“O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten size bir su indirdi. O su sebebiyle türlü meyvelerden (ve ekinlerden) size bir rızk çıkardı. Bunları bildiğiniz halde sakın  Allah’a ortaklar koşmayın.”

Bu ikinci ayetten anlaşılacağı gibi, ibadet ‘Rabbimize, Onun bildirdiği şekilde şükretmektir.’ ‘Onun nimetlerine karşı kalbimizde doğan minnettarlığın açığa vurulmasıdır.’

Önder beye dönerek,

“Ben genellikle bu gibi sorularda önce akla hitap eden açıklamalar yapar, daha sonra ‘nakli delil’ dediğimiz ayet ve hadis meallerini verirdim. Nedendir bilemiyorum, bu defa tam  zıt bir yol tuttum. Önce ayetten başladım. Devamını Oku »

Oca 1, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Herkes her mertebede iyyakena’büdü ve iyyakenestain diyebilir mi?

Her vicdan Allah’tan başka hiçbir şeyin ibadete layık olmadığını, kör ve sağır esbabın onu bilemeyeceğini, duasını ve niyazını işitmeyeceğini bilir. Bu biliş o vicdanın bir nevi “iyyakena’büdü ve iyyakenestain” demesidir.

Şu var ki, sebeplere tesir vermeme, ancak Allah’a tevekkül etme hususunda insanlar birbirinden çok farklıdırlar. Bu konuda insanlar arasında  “zerreden şemse kadar” mertebeler vardır.

Ara 13, 2012 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

“İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “Biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır?

643870_282785251822030_1206722291_nBu konuda risalelede müstakil bir bahis vardır.

Özet olarak:

İnsan tek başına da namaz kılsa,  “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir.

Ayrıca, kâinattaki canlı-cansız her varlık kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirmekle Allah’a ibadet etmektedir. İnsan bunları da hayalen nazara alıp o mahlûkat kafileleri namına “na”büdü, nestein” diyebilir.

Bir de, insanın her bir organı, her bir duygusu ve  hissi de kâinattaki diğer varlıklar gibi kendi görevini yerine getirmekle bir ibadet halindedir. Nitekim Üstadımız bir başka risalesinde “İnsanın bir ferdinde bir cemaat-ı mükellefîn bulunur.” demekle bu organlar ve duygular cemaatine işaret etmiştir. İnsan bütün bunları da niyet ederek “Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz,” diyebilir.

Kas 25, 2012 - Bir Ayet Bir Tefekkür    Yorum Yok

Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. …

Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak, iman edip., salih amel işleylenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Asr Suresi, 1-3

Âyet-i kerimede sadece amel denilmeyip, salih amel buyrulması dikkate şayandır.

Kaidesine uygun olmayan bir işçilik salih değildir; ortaya konulan eserin çürüme, bozulma, yıkılma ihtimali çok yüksektir.

Gelişi güzel okunan bir eserden edinilecek fayda az olur. Okumanın salih olması, dikkatle, ciddiyetle mütenasiptir. İnsan, başka şeyler düşünerek sayfalarca yazı okuyabilir, ama bilgi yönünde bir adım dahi atmış sayılmaz; çünkü amel-i salih değildir.

Misâlleri çoğaltabiliriz.

Dünya işlerinde böyle olduğu gibi, ibadetlerde de amelin salih olması büyük önem taşır. Amelin salih olmasının en önemli şartı, ihlastır, yani o işten, o ibadetten, o hayırdan sadece Allah rızasının beklenmesi, başka bir gaye gözetilmemesidir.

Kas 25, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Salih amel üzerine

AMEL-İ SALİH: İyi, güzel ve faydalı iş, Allah’ın rızasına uygun amel.”

Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak, iman edip., salih amel işleylenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Asr Suresi, 1-3

Kuran-ı Kerimde, imandan sonra hemen amel-i salihin zikredildiği pek çok âyet vardır. Bu bir irşattır, bir dikkat çekmedir. Allah’a iman eden bir insanın, bu imanını, kulluk şuuruyla ve ibadet hayatıyla desteklemesi gerektiğini ikazdır. Devamını Oku »

Kalbin batını

“Bâtın-ı kalp, âyine-i Samed’dir.”  Sözler

Günlük hayatımızda, yer yer, “falanın kalbi bozuk” yahut,“filânca kalp ameliyatı geçirmiş” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda, kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir. Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî… Devamını Oku »

Sayfalar:12»