iman | Alaaddin Başar
iman için Arşiv"

Gayba İman

gurubGAYB

“ Gizli olan, görünmeyen”

Kur’an-ı Kerim muttakilerden, yâni takva sahibi mü’minlerden bahsederken onların en büyük özelliği olarak “gayba imanlarını” gösterir. “O muttakiler ki gayba iman ederler” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir eden büyük âlimlerimiz, gayba imana iki şekilde mânâ verirler. Birincisi, “onlar gayba iman ederler; yâni görmedikleri halde, aklen ve naklen istidlâlde bulunarak, yâni delillere dayanarak iman ederler.” Diğeri ise, “onlar gıyaben dahi iman ederler; yâni münafıklar gibi sadece mü’minler arasında değil, gıyaben de Allah’a ve Resulüne (a.s.m.) iman ederler.”

Gayb iki ayrı mânâya gelir: Birincisi, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın malûmu olan haller, hâdiseler, âlemlerdir ki, bunlar imana konu değildirler. İman bu gayb için   değil, Kur’an-ı Azîmüşşan’ın haber verdiği ve Peygamber-i Zîşanın (a.s.m.) izah ettiği ve varlığına aklın birtakım deliller getirebildiği gayb için sözkonusudur.

“Bizce gayb, görülemeyen değil, görülmeyen demektir. Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan gayb-ı mâkule iman ediyoruz.”  (Hak Dini Kur’an Dili) Devamını Oku »

Haz 27, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman arasında nasıl bir münasebet vardır?

1541Soru 9:

“Demek selamet ve emniyet, yalnız İslâmiyette ve imandadır.” cümlesinde; selamet ile İslâmiyet ve emniyet ile iman arasında nasıl bir münasebet vardır?

Cevap:

            “İmana gel ki kederden emin olasın, kadere teslim ol ki selamette kalasın.”

İman ile “emniyet”, İslam ile “teslimiyet”,  kelime olarak,  aynı kökten gelirler.

Üstad bir risalesinde iman ile Sultan-ı Kâinata intisap eden bir adamın kimseden pervası, korkusu olamayacağına vurgu yapar. Bütün mahlukat Allah’ın hükmü altındadır, O’nun mülkü ve O’nun memlûküdürler. İman ile Allah’a sığınan kimse, Onun askerleri hükmünde bulunan varlıklardan  ve olaylardan korkmaz; emniyetli bir hayat yaşar. Hastalıklar onun için günahlara kefaret ve manevî dereceler kazanmaya sebeptir.  Ölüm,  bir terhis tezkeresidir; ruhun serbest kalmasıdır, kabir ise “cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Devamını Oku »

Haz 19, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Tuba ve zakkum – İman ve küfür

cennet-cehennemSoru 5-6-7 – İmanın manevî tuba-i cennet çekirdeği taşımasını, küfrün ise yine manevî bir zakkum-u cehennem tohumu saklamasını  nasıl anlamalıyız?

Cevap:

Burada, müminin şahsında iman nazara ders veriliyor. Bu manaya mazhar olanlar kâmil iman sahipleridir. Diğerleri de derecelerine göre bu feyizden, bu nurdan hisselerini alırlar.

Üstad iman için “intisap” tabirini kullanıyor. Yani insan, iman ile kendini Allah’ın bir eseri biliyor. Hayatını O’nun Muhyi ismine, Sûretini Musavvir ismine, her organının hikmetli yaratılışını Hakîm ismine,…, nispet ediyor. Bu ise insan için hem en büyük bir şeref, hem de en ileri bir haz ve zevk kaynağıdır. Böyle bir insan, kendini bu dünyada  Allah’ın misafiri bilmenin, güneşten, aydan, hayvanlara bitkilere kadar her şeyin onun hizmetine verilmiş olmasının manevî hazzını duyar. Ayrıca önünde bulunan kabrin “zulümatlı bir  kuyu ağzı değil, nuraniyetli alemlere açılan bir kapı” olduğuna inanmanın rahatını ve huzurunu tadar. Bu ve benzeri manevî zevkler imanda mevcuttur. Devamını Oku »

May 26, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Kafirler nasıl bu hayattan zevk alıp yaşayabiliyorlar?

0Soru 4:

“Ey nefsim bil ki evvelki adam kâfirdir.” ifadesinden sonra kâfirin nazarına görünen hadiselerin dehşetine ve zulmetine bakıldığında; bu özellikte olanların yaşayamaması ve hayata tahammül edememesi icap eder. Fakat çok keyifli gibi görünüyorlar. Bunu nasıl izah edersiniz?

Cevap:

Sorunun en güzel cevabı Üstadın şu ifadeleridir:

“… gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuz bin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor.” Devamını Oku »

Eki 2, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

İman ile hayatı hayatlandırmak

Hayatın lezzetini ve zevkini istersenizMavi_deniz_ve_gne_fotoraf, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve ferâizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhâfaza ediniz.” SÖZLER

Bu dünya gölgeler âlemi; ahiret asıl…

Bu dünya fanilik beldesi; ahiret baki…

Bu dünya bir imtihan meydanı ve ahiret tarlası; sonuçlar ötede alınacak, mahsuller orada derlenecek.

Dünyanın mahiyetini böyle bildiğimizde, ondan bekleyeceğimiz lezzet ve zevk de “gölge zevk”, “fani lezzet”, “imtihan meydanında yahut tarlada tattığımız sade nimetler gibi ” olur.

Gerçek zevk, ebedî olandır.

“ Ahiret daha hayırlı ve bâkîdir.”   (A’lâ Sûresi, 17) Devamını Oku »

Haz 23, 2014 - İkinci Söz    Yorum Yok

İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Elif lam mimSoru 1-

İkinci sözün başındaki ayette Cenab-ı Hak: “O takva sahipleri öyle kimselerdir ki, gayb’a iman ederler” buyuruyor. Burada,

a-      Takva sahiplerinin, gayb’a iman etmeleri bir özellik olarak nazara veriliyor niçin?

b-      İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Cevap:

Takva üçe ayrılıyor. Şirkten takva (Allah’a ortak koşmaktan sakınmak), masiyetten takva (günahlardan uzak durmak),  masivadan takva (kalbe Allah sevgisinden ve Allah korkusundan başka sevgilerin ve korkuların girmesinden sakınmak)

“Takva sahipleri” denilince bu üç tehlikeden sakınan, uzak duran kimseler anlaşılır.

Takva sahipleri tarif edilirken, ilk özellik olarak, gayba iman etmeleri nazara verilmektedir.

İmanın bütün rükünleri gaybdır.

“Gayba iman ederler.” ifadesi için iki ayrı mana veriliyor: Devamını Oku »

Haz 15, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

Meleklerin Secdesi

namaz_secde1Bir yanda Peygamber Efendimiz (asm.) ve ona vahiy getiren Cebrail… Onların hemen arkasında insanlara hidayet yolunda rehberlik eden peygamber varisi büyük âlimler ve mürşitler.

Karşı tarafta, insanlara hak ve hakikatin kapısını kapamayı meslek edinmiş şeytanlar ve onların izinde giden insanlık düşmanları ve hidayet engelleri… Firavunlar, nemrutlar…

Ve insan, Allah’a ibadet etmekle ve insanları O’nun yoluna çağırmakla Hz. Âdem’e secde eden meleklerin safında yer almış oluyor.

Rabbine isyan ettiğinde ve insanlara zarar verdiğinde ise şeytanın ve onun tilmizlerinin yanında yer alıyor.

Âdem’e secde konusunu bu açıdan ele almalı ve o kıssayı bu nazarla değerlendirerek safımızı net olarak ortaya koymalı ve cephemizden asla ayrılmamalıyız…

Meleklerin Hazreti Âdem’e secde etmeleri hadisesi bizlere iki ayrı dersi birlikte verir: Devamını Oku »

Nur ve Kuvvet-I

Nur zulmetin zıddıdır. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir ışık, zulmet denilince de koyu bir karanlık canlanır. Bu mânâ yanlış değil, ama eksik. Madde âlemini aydınlatan ışığa “nur” ve bu âlemi seyretmemize engel olan karanlığa “zulmet” dediğimiz gibi, mânâ âleminin de nur ve zulmetlerini aynı şekilde değerlendirebiliriz. O âlemi de aydınlatan nurlar ve gizleyen zulmetler var.

İman bir nurdur; göz nuru insanı madde âlemiyle buluşturduğu gibi, iman nuru da insan kalbini iman hakikatlarına muhatap kılar.

Kör bir insan, göz nurundan mahrumdur; eşyaya bakar ama birşey göremez. İmansız bir insan da küfür karanlığındadır, kâinatı seyreder ama onun yaratıcısını bilemez.

Cehalet de ayrı bir körlük, ayrı bir zulmettir. Câhil insan, gözü önüne konulan ilmî bir eserin sadece maddesini görür, onun içindeki mânâya nüfuz edemez. İlim ise nurdur, insanı o eserdeki hikmetlerle tanıştırır.

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Nur olduğu gibi bütün isimleri de nuranîdir. Herbirinden, farklı güzellikler, değişik inayetler ve merhametler tezahür eder.

Devamını Oku »

Kas 25, 2012 - Makaleler    Yorum Yok

Salih amel üzerine

AMEL-İ SALİH: İyi, güzel ve faydalı iş, Allah’ın rızasına uygun amel.”

Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak, iman edip., salih amel işleylenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Asr Suresi, 1-3

Kuran-ı Kerimde, imandan sonra hemen amel-i salihin zikredildiği pek çok âyet vardır. Bu bir irşattır, bir dikkat çekmedir. Allah’a iman eden bir insanın, bu imanını, kulluk şuuruyla ve ibadet hayatıyla desteklemesi gerektiğini ikazdır. Devamını Oku »

Sayfalar:12»