insan | Alaaddin Başar
insan için Arşiv"
Oca 14, 2013 - Bir Kader Sohbeti    Yorum Yok

ADALETİ KAVRAMAK

AdaletHer insan, hayatı boyunca başından geçen bütün hadiseler, alâkadar olduğu bütün meseleler ve ruhunda kaynayan bütün düşünce ve hislerle ayrı bir eser sergiliyor. Bu eserin, tamamına beşer olarak sadece kendisi vâkıf. Gel gör ki, o bile eserini kelimesi kelimesine hıfzetmiş değil. Baş sayfalara doğru gidildikçe unuttuğu şeyler çoğalır.

Hâl böyle olunca, bir insanın bir başkası hakkında bildikleri ne kadar üstünkörü, ne kadar sathî, ne kadar gelişigüzeldir!

Her insanın hayatına ayrı bir eser dedik. Biz bu milyarlarca eserden bazılarının sadece isimlerini biliyoruz. Bir kısmının ancak bazı yönlerine vâkıfız. Diğer bir kısmını da şöyle bir görmüş geçmişiz. Bu üç sınıfın dışında kalan milyarların ise yüzlerini dahi görmüş değiliz. Devamını Oku »

Oca 2, 2013 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

“Namaz Kılmayan Cami”

camiYazının başlığı Yılmaz beyin çok  dikkatini çekti:

“Namaz Kılmayan Cami”

Pek bir şey anlamamıştı. Caminin namaz kılması nasıl olurdu?

Bir şey sormayı da erken buldu. Merakla dinlemeye koyuldu.

Yazı şöyle devam ediyordu:

       “İnsan tek başına ayrı bir âlem… Aklının, kalbinin, hayalinin, hafızasının, organlarının ve his dünyasının kendilerine uygun ibadetleri ve tesbihleri var.

      Aklın ibadeti, “necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularının cevabını arayıp bulmak… Kendisini ve topyekûn kâinatı Allah’ın eseri bilip onlardaki ilâhî hikmetleri tefekkür etmek. Emir ve yasaklara ciddî bir muhatap olmak… Devamını Oku »

Ara 22, 2012 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

YENİ BAKIŞ AÇISI

1113_10151090572767638_148992517_n

Ertesi gün mağazaya vardığında, kendini biraz farklı hissetmeye başlamıştı. Çalışanlarına karşı bakışı değişmişti:

Onlar da Allah’ın birer kuluydular.

Onlar da sonsuz aciz ve fakirdiler.

Onların da önlerinde hastalıklar, sıkıntılar ve ölüm vardı.

Onlar da ebediyet yolcusuydular.

Onlarla patron-müşteri ilişkisinin çok ötesinde ortak noktaları vardı. Hepsi  Allah’ın kulu ve  ahiret yolcusuydular. Bu yol arkadaşlığında farklı görevler üslenmişlerdi. Devamını Oku »

Nur ve kuvvet-II

nurHissetme, anlama ve iman… İnsan ruhuna ulviyet kazandıran üç ayrı hâdise. Hissetme, meselâ görme ile anlama arasında bir yönüyle benzerlik var. İkisinde de kavrama, içine alma, her yönüyle ihata etme, kaplama vardır. İnsan bir çiçeğe baktı mı, onun görüntüsü bütünüyle gözde teşekkül eder; âyineye akseden resim gibi. Ve insan, bir meseleyi anladı mı artık onun her tarafı o şahsın ilmindedir, tıpkı bir görüntü gibi… Ama, iman öyle değil. İmanda kavrama yoktur, anlama yoktur; tasdik vardır, hayret vardır, vecd vardır, muhabbet ve havf vardır…

Göz, Allah’ın eserlerinde dolaşır, akıl onlardaki hikmetleri anlamaya çalışır. Kalp ise o eserlerdeki kemâle hayran olur, cemâle meftun olur. Ve onların yaratıcısına ve O’nun sonsuz sıfatlarına iman eder. Ama bunları ne görür, ne anlar, ne de kavrar. Onları görülmez olarak bilir, anlaşılmaz olarak anlar.

Göz, bir bakıma şu sonsuz kâinatın küçük bir bölümünü görebildiği gibi, akıl da ondaki sonsuz ilim ve hikmetten çok az bir kısmını anlıyor. İnsan kalbi koltuk değneğiyle yürür gibi, hakikata doğru birkaç adım attıktan sonra, Rabbinin lütfunu gözlemeye başlar. Kalbin hâl diliyle ettiği bu dua sonunda, ona iman ihsan edilir. Devamını Oku »

Ara 13, 2012 - Zerre    Yorum Yok

Zerre’den: İnsan, âlemin küçük bir fihristesidir…

190070_10151035836966633_1255841811_nİ’lem Eyyühel-Aziz! Bir insanı yaratan Hâlık’ın, âlemi müştemilâtıyla beraber yaratmasında bir bu’d, bir garabet yoktur. Zira bir insanın yaratılışı, içerisinde bulunan eşyanın yaratılmasından ibaret olduğu gibi, âlemin de yaratılışı müştemilâtının yaratılışından ibarettir. Ve keza insan, âleme bir enmuzec ve küçük bir fihristedir. Çünki kavunun hâlıkı, çekirdeğinin hâlıkından başkası olması mümteni’dir.           
Açıklama:

Fatiha Sûresinin başında, bütün âlemleri terbiye eden Allah’a hamd ederiz. Zira, bizim terbiyemiz bütün âlemlerin terbiyesiyle yakından ilgili. İnsanı yaratan ancak bütün âlemleri yaratandır, insanı terbiye eden ancak bütün âlemlerin Rabbidir. Güneşi terbiye eden kim ise gözleri terbiye eden de O’dur.

İnsanın yaratılması bütün iç organlarının yaratılmasından ve o haneye ruh verilmesinden ibaret olduğu gibi, âlemin yaratılması da onun içindeki varlıkların yaratılmasından ibarettir. Bu varlıklardan birisi de meskenimiz olan şu dünyadır. İnsanı yaratan, dünyanın Halik’ıdır, dünyayı yaratan kâinatın Halik’ıdır. Devamını Oku »

Eyl 18, 2012 - Zerre    Yorum Yok

Zerre’den: İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnudur …

İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnudur. Ve Sâniin gayet hakîm olduğuna, yaptığı vuzuh-u delalet ile sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basîre olduğu gibi öyle bir fiilin mahsülüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Öyle bir in’am ve ihsanın kesifidir ki, bütün hacatına vâkıftır. Öyle bir kaderin tersim ettiği bir surettir ki, bünyesine lâzım ve münasib şeyleri bilir. Bu malûmat ile her şeyin mâliki olan Mâlik’inden nasıl tegafül eder; ve bütün cinayetlerini bilen, hacatını gören, vaveylâlarını işiten Semi’, Basîr, Alîm, Mucîb olarak üstünde bir Rakib’in bulunmamasını nasıl tevehhüm edebilir?

Ey nefs-i emmare! Ne için kendini hariç tevehhüm ediyorsun? Eğer evamire imtisal dairesinden çıkarsan, ya herkesin ayağını öpercesine müraat ve ihtiram etmeğe mecbur olursun. Veya ehemmiyet vermeyerek “Zalim-i Alelküll” olacaksın. Bu yük ağırdır, taşıyamıyacaksın. En iyisi, ecnebi olan şirki terk ile mülküllahın dairesine gir ki, rahat edesin. Ve illâ, sefineye binip yükünü arkasına alan ebleh adam gibi olacaksın. Devamını Oku »

Eyl 17, 2012 - Hikmetli Nükteler    Yorum Yok

Kabiliyetleri açısından insan…

İnsanda öyle bir istidat var ki, her konuda insanın önünü açıyor; “çalışırsan bu sonucu da elde edebilirsin,” mesajını veriyor.

Dünyadaki meslekleri saymakla bitiremeyiz, bunların hepsini icra edenler insan. Demek ki, insan mühendis de olabiliyor, doktor da; fizikçi de olabiliyor kimyacı da. Edebiyatçı da olabiliyor sanatkâr da.

Bu meşru meslekler yanında, yine sayılamayacak kadar da bozuk, karışık, haram işler var. İnsan bunların da her birine girebiliyor. Hırsız da oluyor, dolandırıcı da; katil de oluyor kumarbaz da; uyuşturucu ticareti de yapabiliyor, silah kaçakçılığı da.

Müspet ve menfi bu kadar işleri görmeye açık olan bu kadar geniş bir istidat, insandan başka hiçbir varlıkta yok.

Meleklerin en büyüklerinden biri Cebrail’dir (as.). Ama o büyük melek isterse Azrail olamıyor, Mikail de istese İsrafil olamıyor.

Hayvanlar âleminde de benzer bir tabloya şahit oluyoruz: Bir arı, istese ipek öremez, ipek böceği de bal yapamaz.

Yani, her varlık ne için yaratılmışsa o işi görüyor. Sadece insana, kısmen de cinlere, imtihan olmalarının gereği olarak, bir serbesti, bir hürriyet tanınmış. İsterlerse iman edebiliyorlar, dilerlerse küfür yolunda gidebiliyor.

Tarih boyunca gelip geçmiş bütün insanları ve kıyamete kadar da gelecek insanları hayalen sıraya koyalım. Her birinin tek başına ayrı bir âlem olduğunu, her birinin karakter, meslek, ahlak, ilim, salih amel, takva ve ahlâk yönünden çok farklılık gösterdiğini görürüz.  Bu farklılıklar cennetteki ayrı ayrı ihsan mertebelerini ve cehennemdeki farklı azap derecelerini netice verecekler.

Peygamberler, sahabeler, âlimler, mürşitler de insanlardan çıkmışlar, Nemrutlar, Firavunlar, Ebu Cehiller de.

Eyl 17, 2012 - Hikmetli Nükteler    1 Yorum

Hikmet ve İnsan…

Hikmet bir manadır; fayda, gaye demektir, abesin yani gereksizliğin, yersizliğin zıddıdır.

İnsana bu gözle baktığımızda, saçından tırnağına kadar  her şeyiyle  hikmeti gösterir.  Saça ihtiyacımız vardır ve biz ondan fayda görürüz. Alnımızın saçsız olması da hikmettir, kaşlarımızın varlığı hikmettir, kirpiklerimizde hikmeti daha açık seyrederiz. Onlar siyah olmasalar, az bir ışıktan rahatsız olur, çevremizi göremeyiz. Kokular âlemiyle ilgimizi kuran burnumuz yine hikmeti gösterir. Alt çenemizin hareketli üstün sabit olması hikmettir, dişlerimizin hem kendileri hem de diziliş sıraları ve yerleri hikmetlidir. Kulağımız hikmetle yapılmıştır, bizi sesler âlemiyle buluşturur.

İnsan yüzünde hemen gördüğümüz bu hikmetleri, vücudumuzdaki bütün organların görevleri ve faydaları için de düşündüğümüzde, insan vücudunda hikmetsiz bir tek hücre, bir tek organ, bir tek damar olmadığını görürüz. Sanki “hikmet” cisim giymiş de “insan” olmuştur. İnsan, hikmeti o kadar açık ve net olarak göstermektedir.

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Ey insan, eğer insan isen bismillahirrahmanirrahim de!” cümlesinde neden sadece Müslümanlara değil de bütün insanlara hitap edilmiş? Zira besmeleyi Müslümanlar söylerler.

Bu hitap hem bize hem de bütün insanlık âleminedir.

Üstadımız,  İslamiyet için “insaniyet-i Kübra” ifadesini kullanıyor. Biz mümin bir insan olarak, bütün kâinatta, yeryüzündeki bütün canlı türlerinde ve kendi ruh âlemimizdeki İlahi terbiyeleri düşünmeli, bütün bunların Allah’ın rahmetiyle geçekleştiğinin şuurunda olarak, Allah namına hareket etmeli, bütün işlerimizi Onun rızası dairesinde yapmaya çalışmalıyız. Böyle yaparsak her halimizde besmelenin manasını okumuş oluruz. Ayrıca işlerimize besmele çekerek başlamamız da bir sünnettir ve ibadettir. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Nakş-ı azam olan insan” ifadesini nasıl anlamalıyız? Her insan bu anlamda nakş-ı azam tabiri içerisine girer mi?

Otuz Üçüncü Sözün  “İnsan Penceresinde”, esmada bir ism-i azam olduğu gibi o esmanın nakışlarında da bir nakş-ı azam olduğu ifade ediliyor ve bu nakş-ı azamın insan olduğu belirtiliyor.

Bilindiği gibi ism-i azam bütün isimleri birlikte ifade etmektedir. Bütün âlemlerde tecelli eden bütün isimlerin insanda da tecelli etmiş olması cihetiyle insan “nakş-ı azam” oluyor. Bu tecellileri Üstad hazretleri üç grupta ele alıyor. Devamını Oku »

Sayfalar:«123»