kainat | Alaaddin Başar
kainat için Arşiv"
Ağu 15, 2015 - Makaleler    1 Yorum

BİR SORU ÜZERİNE…

3Çoğu zaman kasıtlı olarak bazen de merak saikasıyla şöyle bir soru gündeme getiriliyor:

 “Kur’an’ın bütün meseleleri aklî midir?

Önce aklî olma meselesini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Sahasında yetkili kişilerce aklî olan ve her aklın kabul etmesi gereken nice meseleler var ki, o konunun dışında olanlarca zor anlaşılıyor, bazen de inkâr ediliyor. Meselâ, sahasının uzmanlarınca genler, atomlar yahut galaksiler hakkında verilen bilgilerin çoğunu aklımız almıyor, ama bu gerçekleri kabul etmeme gibi bir yanlışlığa da düşmüyoruz.

“Kuran’ın bütün meseleleri aklî midir?” sorusuna da “Evet.” diye cevap veriyor ve ekliyoruz: Şu var ki, ondaki her meseleyi her akıl idrak edemeyebilir. Devamını Oku »

Tem 2, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

RUH VE KALB

ruh kalbİsrâ Sûresinde , “De ki, ruh Rabbimin emrindendir.” buyrulur. (85. ayet)

Bu ayetin tefsirlerinde, “Ruh ancak Rabbimin bileceği iştendir.” “Ruhun hakikatini ancak Allah bilir.” “Ol demekle oluveren bir emirdir, bir ibda-i fiilîdir, başka bir unsur ve menşei yoktur.” “Emirde kumanda manâsı esastır ve ruh, Allah’ın bütün mahlukat üzerindeki rububiyet emrinden bir emirdir.” gibi açıklamalar yapılmış bulunuyor

Âlemler hakkında yapılan dünya-ahiret, gayb-şehadet, mülk-melekût gibi ikili tasniflerin birisi de emir-halk âlemi şeklindedir. Nitekim, bir ayet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“ …Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (A’raf Sûresi, 54)

Fahreddin Razî Hazretleri, “Halk âlemi cesetler ve cismanîler âlemi, emir âlemi ise ruhlar ve mücerretler âlemidir” buyurur. Devamını Oku »

Eki 1, 2014 - Makaleler    Yorum Yok

SIRAYLA DEĞİL BİRLİKTE

canlılarCenâb-ı Hakk’ın, yaratma, hayat verme, şekillendirme gibi İlâhî fiillerinden her birinin icraatı küllîdir; yani o fiile muhatap olan fertlerin tümünün işleri, sırayla değil, birlikte görülür.

Örnek olarak, “rızık verme” fiilini alalım. Bu fiil küllîdir; rızıklanan her canlı ise o fiile mazhar olmuş cüz’i bir ferttir. Bugün için bir milyon altı yüz bin olarak belirlenmiş bulunan hayvan türlerinin bütün rızıklarının birlikte verildiği açıkça görülüyor ve biliniyor. Bitkilerin de rızıkları düşünüldüğünde bu sayı çok daha artıyor. Bu kadar çok muhtacın beraber rızıklanmalarını insan aklı almıyor. Çünkü, insan ancak birkaç misafir ağırlayabiliyor. Misafir sayısı çok olunca, onları farklı saatlerde yahut ayrı günlerde ağırlama yoluna gidiyor. Bu misafirlerin damak zevklerinden, sıhhat durumlarına kadar birçok farklılıkları varsa hepsini memnun etmekte büyük sıkıntı çekiyor. Bu konudaki aczini görerek, Allah’ın her gün, bu kadar farklı canlıyı birlikte besleyip büyütmesini hayretle tefekkür ediyor.  Devamını Oku »

Birlikte tecelli

dünya“Bir iş, bir işe mâni olmuyor.” Sözler

Bir mimar, köprüsünü yaparken, ötede çeşmesi onun yolunu bekler. Han ile uğraşırken hamamı ihmal eder. Bir işi tamamlamak için berikini yarım bırakmak, birisiyle uğraşırken ötekileri ihmal etmek durumundadır. Çünkü insan her şeyiyle sınırlı, her cihetle âciz ve bütün sıfatlarıyla cüz’îdir.

İradesi cüz’îdir, bir anda iki farklı işi arzu edemez.

Bakışı cüz’îdir, iki ayrı sahifeyi aynı anda okuyamaz.

Düşüncesi cüz’îdir, iki ayrı mânâya birlikte kafa yoramaz.

Sevgisi cüz’îdir, bir eserini severken diğerlerini unutma durumundadır.

Böyle bir yaratılışa sahip olması, insan için büyük bir irşad ve ikaz vesilesi: İnsan bu yaratılışı sayesinde Allah’ın sonsuz sıfatlarına hayran oluyor. İlâhî isimlerin küllî ve sonsuz tecellilerini hayretler içinde seyredebiliyor. İnsan, o cüz’î sıfatlarını iyi değerlendirebilse, haddini bilmenin yanısıra Rabbini bilmede de hayli mesafe katedecektir. Devamını Oku »

Nis 24, 2013 - Esma-ül Hüsna    Yorum Yok

EL-FETTÂH

19-EL-FETTAH“Rahmet ve rızık kapılarını açan.”

“Zorlukları kolaylaştıran.”

“Hidayetiyle kalplere iman ve marifet kapılarını açan.”

“Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları nedeniyle yakalayıverdik.”(A’râf Sûresi, 7/96)

 

Bir milyondan fazla hayvan türü ve ondan daha fazla bitki türü olduğunu biliyoruz. Bu türlere giren fertlerin sayısını bilmek ise ancak Allah’a mahsus.  Devamını Oku »

Nis 18, 2013 - Bir Kader Sohbeti    Yorum Yok

Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır…

kader

Arif Bey gençlerin hayret dolu bakışları altında şöyle sürdürdü konuşmasını:

— Bir örnek daha vereyim, dedi. Evimizdeki eşyadan her birini bir başka mağazadan satın almışızdır. Çünkü, bunların her biri ayrı bir sanayi dalının ürünü. Koltuk, avize, halı, bilgisayar, buzdolabı… Bunların arkalarında ayrı fabrikalar, farklı tezgâhlar var. Ama bakın, kâinattaki icraatlar hiç de öyle değil:

— Kâinat tek bir fabrika. Ama, insandan tutun, milyonlarca nevi hayvana, bitkiye kadar her varlık bu fabrikada yapılıyor, dokunuyor.

Meselâ, çiçeklerin yaratılışında sebep olarak güneşin de bir payı var. Bu, neye benzer bilir misiniz? Avizenin ışığından halının desenlerinin teşekkül etmesine. Devamını Oku »

Oca 30, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

İnsan simasında, küre-i arz simasında ve kâinat simasında; niçin diğer isimler değil de hep ism-i Rahmanın tezahürü nazara veriliyor?

Rahman

İnsan simasında, küre-i arz simasında ve kâinat simasında; niçin diğer isimler değil de hep ism-i Rahmanın tezahürü nazara veriliyor.  Niçin diğer mahlukata göre insan, ism-i Rahmanı tamamıyla gösterir bir mahiyettedir? Vahdet-ül vücudun, mutedil kısmının, “la mevcude illa hu” demesiyle, insanın sima-i manevisinin münasebetini nasıl anlamalıyız?

 

Ademde, yani yoklukta kalmayıp vücuda gelmek, varlık sahasında boy göstermek bütün mahlukatta görülen bir rahmet tecellisidir. Güneşler, yıldızlar, elementler ve daha nice varlıklar bir rahmet eseri olarak yokluktan kurtulmuşlardır. Ancak varlık mertebeleri çok muhteliftir. En ileri mertebeyi Üstadımız “vücudun hadsiz mertebelerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmişir.”  şeklinde ortaya koyar. Demek ki, var olmak, canlı olmak, insan olmak ve müslüman olmak ayrı birer rahmet eseri olmakla birlikte, bunların en ileri mertebesi müslüman olan insanda kendini gösterir. İnsan, akıl nimetiyle ve hidayet güneşiyle öyle bir rahmete mazhar olur ki, o rahmet sadece bu dünyaya münhasır kalmaz, cennette ebediyen devam eder. Devamını Oku »

Oca 10, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalpleri celp etmek için o sikke-i ehadiyet içerisinde rahmet sikkesini ve rahimiyet hatemini koymuştur. Cümlesinden neler anlamalıyız?

Bir hadis-i şerifte, “İnsan ihsanın kuludur.” buyrulur.

İnsan eşyayı tefekkür ederken onlardan gördüğü fayda çoğu zaman öncelik kazanır. Bunun içindir ki, bedenimizde görev yapan bütün organlardan, kâinatta bize hizmet eden bütün sistemlere kadar her şeyde bizim için bir rahmet, bir ihsan vardır. İnsan bu faydaları, bu rahmet tecellilerini düşünmekle Rabbine daha fazla teveccüh eder. Onun içindir ki besmelede bin bir isim içinde rahmet ifade eden iki isim yer alır ve insan da bir işe besmele ile başlarken o işin sonunda Allah’ın rahmetiyle doğacak faydalı sonuçlara kalben nazar eder. Devamını Oku »

Oca 2, 2013 - Namaza Çıkan Yollar    Yorum Yok

Günah işleyen bir kişi günahına bütün varlık alemini ortak eder.

cehennem“…Ve Allah’a her an ibadet eden hücrelerini, organlarını ve duygularını isyan menzillerinde gezdirenler, büyük bir cinayet işlemiş oluyorlardı. Muhakkak, bunun cezası çok ama çok çetin olacaktı.”

Son iki cümle Yılmaz Bey’in ruhunda büyük bir sarsıntı meydana getirdi. Hissiyatını saklayamadı.

“Son ifadeleri irkilerek dinledim. Buna göre ben büyük bir sorumluluk altındayım. İçimden bir gizli ses, bu yazılanlara karşı çıkmak istiyor. Şu anda bir ikileme girdim.” dedi. Devamını Oku »

Birlikteki Kemâl

elif“Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbanî tezahür eder.” Şualar

Bu hikmet dolu cümle bize küllî tefekkür dersi verir. Söz konusu cümlenin devamında bu küllî tefekküre üç tane harika misâl verilir: Şifa, rızık ve hidayet. Bu nimetler, tek bir insan için düşünüldüğünde de yine Allah’ın Rezzak olduğunu, Şâfî olduğunu ve Hâdî olduğunu gösterirler, ama bu ihsanlara mazhar olanların tamamı birden nazara alındığında, aynı hakikatler daha mükemmel olarak ve çok daha ileri bir mârifetle insanın kalp âlemine ve ruh dünyasına hükmederler.

Bu üç misâli bütün hâdiselere ve bütün mahlûkata tatbik edebiliriz.

Hayat verme, ölümü tattırma, şekil verme, güzelleştirme, ikram etme, mağfiret etme, aziz etme, zelil kılma ve daha nice hâdiselere mazhar olan bütün fertleri birlikte düşündüğümüzde, sırr-ı vahdetle, karşımızda çok daha yüksek ve çok daha geniş tefekkür tabloları ve mârifet levhaları buluruz. Devamını Oku »

Sayfalar:12»