kur’an | Alaaddin Başar
kur’an için Arşiv"
Şub 5, 2012 - Bir Ayet Bir Tefekkür    1 Yorum

Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.

Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusu. Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile, mideninki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.

Ben kimin mahlûkuyum? Şu âlem kimin mülkü? Bu dünyada kimin misafiriyim? Daha sonra nereye gideceğim? Beni misafir eden zât, benden ne istiyor?

İşte kalbin bâtını, bu gibi soruların cevaplarıyla tatmin oluyor. Onun talebi mârifetullah olunca, elbette, Samediyete en büyük âyine o olacaktır. Diğer mahlûklar bu kâinatın maddesine muhtaç. O ise, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye, O’na iman ve itaat etmeye. Devamını Oku »

Risale-i Nur, bizim bildiğimiz normal tefsirlere benzemiyor. Nasıl bir tefsir olduğunu açıklar mısınız?

Risale-i Nur Külliyatı

Risale-i Nur Külliyatı

Risale-i Nur,  Kur’anın manevî bir tefsiridir. Üstadımız bu asın dertlerine deva olacak, şüphe ve tereddütlerini giderecek, bu fitne asrının zavallı insanlarının imanlarını tahkiki yapıp onları sefahatten ibadete yönlendirecek bir eser telif etme ihtiyacını ruhunun derinliklerinde hissetmiş ve Hizb’ül Kur’anda cem ettiği imana dair ayetlerin manalarını asrın idrakine uygun olarak, delillerle, misallerle, temsilî hikayelerle izah etmiş, o ayetlerin mana ve maksadını ruhlara hakim kılacak böyle bir külliyatın  telifine, ihsan-ı İlahi olarak, muvaffak olmuştur.

Bildiğiniz gibi, Üstadımız İşatü’l-İ’caz tefsirini cihan harbinde, harp esnasında yazmaya başlamıştı. Bu tefsir bildiğimiz tefsirler kabilinden olmakla birlikte Üstadın özlediği bir tefsire kaynaklık yapmak üzere kâleme alınmıştı. Üstad bu özlemini şöyle dile getirir:

Kur’anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin ve icma-ı millet hücceti elde edebilsin. (İşarât’ül İ’caz) Devamını Oku »

Sayfalar:«12