mesnevi-i nuriye | Alaaddin Başar
mesnevi-i nuriye için Arşiv"
Tem 7, 2015 - Makaleler    Yorum Yok

Bize Bizden Yakın

123Yakınlık denilince insanın aklına, öncelikle, mesafe yakınlığı gelir. Halbuki, günlük hayatımızda yakınlığı daha farklı şekilleriyle de kullanırız; yakın akrabam, cana yakın, gelmesi yakın gibi.

Bütün mekânları yaratan Allah,  mekândan  münezzeh olduğuna göre, O’nun bize yakınlığı, yahut bizim O’nun yakınlığını talep etmemiz elbette  mekân ve mesafe boyutunda  düşünülemez.

İnsan Sûresinin ilk iki ayetinde şöyle buyrulur:

“İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman geçti ki (o vakit) o, anılmaya değer bir şey bile değildi.  Şüphe yok ki, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan (nutfeden) yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu işitici, görücü yaptık.”

İşte biz henüz anılacak bir halde değilken, Allah’ın ilminde mevcut idik. Onun ilmi bize yakındı, biz ise henüz ortada yoktuk.

Sonra bizi karışık bir nutfeden yarattı, nutfe halinde iken de biz Rabbimizi bilmekten çok uzaktık, o ise bize bizden daha yakındı.

Bir sonraki kademede, ana rahminde dokuz aylık bir terbiyeden geçtik. Gözümüz ve kulağımız o karanlık âlemde bedenimize yerleştirildi. Diğer bütün organlarımız da bizim için en faydalı olacak biçimde ve  özellikte yaratıldılar ve bedenimizin en uygun yerine konuldular. Rabbimiz bütün bunları yaratırken bize bizden yakın idi. Biz ise O’nu bilmekten ve tanımaktan henüz çok uzaktık. Devamını Oku »

Haz 19, 2015 - Katre    Yorum Yok

Mana-yı Harfi – Mana-yı İsmi

Vav_harfinin_hikmetiMukaddeme

Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksad: Mana-yı harfî, mana-yı ismî, niyet, nazardır. Şöyle ki:

Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve O’nun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.

 

Açıklama:

Bediüzzaman hazretleri Arapça gramerinde geçen “isim ve harf” tariflerini akaid ilmine uygulamış ve İlâhî birer sanat eseri olan bu âlemdeki varlıklara nasıl bakılması gerektiğini ortaya koymuştur.

“İsim”,  başkasına muhtaç olmaksızın tek başına bir mana ifade eder.  “Harf” ise, tek başına bir mana ifade etmeyip başka bir kelimenin anlaşılmasına yardım eder. Meselâ, “masa” kelimesi bir isim olarak tek başına bir mana taşımaktadır. Ama, “nın” edatı, yalnız olarak bir mana ifade etmez, ancak “masanın” dediğimizde masa kelimesinin anlaşılmasına yardımcı olur. Devamını Oku »

Nis 30, 2015 - Zerre    Yorum Yok

Ene rasadıyla Allah’ın mülkünü mahlukata taksim etmek

kainatİ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanın hilkatinden maksad, mahfî hazine-i İlahiyeyi keşif ile göstermek ve Kadîr-i Ezelî’ye bir bürhan, bir delil, bir ma’kes-i nuranî olmakla cemal-i ezelînin tecellisi için şeffaf bir mir’at, bir âyine olmaktır. Hakikaten semavat, arz ve cibalin hamlinden âciz kaldıkları emaneti insan hamlettiği cihetle cilâlanmış, cilvelenmiş bir şekle girmiştir. Çünki o emanetin mazmunlarından biri de insanın sıfât-ı İlahiyeyi fehmetmek için bir vâhid-i kıyasî vazifesini görmektir. İnsanın hilkatinden maksad bu gibi şeyler olduğu halde, kısm-ı ekserîsi perde olurlar, sed olurlar. Vazifesi feth ve açmak iken kapatıyor, bağlıyor. Ziya ve ışığı neşr iken söndürüyor. Allah’ı tevhid etmek yerine şirk yapıyor. Ve keza nur-u imanla Allah’a bakıp mülkü ona teslim etmekle -itikaden- mükellef iken, “Ene” rasadıyla halka bakarak Allah’ın mülkünü onlara taksim ediyor. Hakikaten اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ جَهُولٌ             

Açıklama:

“Mahfî hazine-i İlahiye”, Cenab-ı Hakk’ın isimleri, sıfatlarıdır. Bunlar mahfidirler, gizlidirler; yani tecelli etmezlerse bilinmezler. Nitekim, hadis-i kutside “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim de kainatı yarattım” buyrulmuştur.

İlâhî isimlerden birisi Hâlık’tır. İlk mahluk olan nur-u Muhammedînin yaratılmasıyla bu isim tecelli etmiştir. Ama bu tecelliyi ancak kendisi bilmekte ve görmektedir.

Sonraki safhalarda, o nurdan meleklerin yaratılmasıyla, yaratma fiilinin ve Hâlık isminin tecellilerini seyredecek ve bilecek ilk varlıklar ortaya çıkmış oldu. Onlar hem kendilerinin hem de diğer varlıkların yaratılışlarını ibretle tefekkür ettiler. Ancak, onlarda tecelli etmeyen çok isimler vardı. Onların bilinmesi için meleklerin, sema ve arzın yaratılması kâfi gelmiyordu. Devamını Oku »

Tem 22, 2013 - Makaleler    Yorum Yok

Risale-i Nur’dan Dersler Hubab ve Habbe

Risale-i Nur'dan Dersler Hubab ve Habbe

Risale-i Nur´dan Dersler Serisinin üçüncüsü: Hubab ve Habbe

Risale-i Nur’un bir arada okunup müzakere edildiği ders halkalarına iştirak etme fırsatı bulamayanlar için, yazılı bir sohbet imkânı sunmak amacıyla kaleme alınmış müstesna bir eser.

Katre, Zerre ve Şemme’den sonra Hubab ve Habbe Risalelerindeki bölümlerin ele alındığı bu eserde Mesnevi-i Nuriye’deki ince nükteleri kavrama fırsatı bulacaksınız. Bu eser, üzerine Risale-i Nur’dan iman dersleri yapma görevi düşmüş ve taşın altına elini koymuş gayretli Nur talebelerinin çok işine yarayacak.

Şub 25, 2013 - Zerre    Yorum Yok

Ya her şeyi Allah yaratmıştır ya da…

elif

İ’lem Eyyühel-Aziz!

Halk-ı eşya hakkında “mûcibe-i külliye” sâdık olmadığı takdirde “sâlibe-i külliye” sâdık olur. Yani ya bütün eşyanın hâlıkı Allah’tır veya Allah hiç bir şeyin hâlıkı değildir. Çünki eşyanın arasında muntazam tesanüd ile halk ve yaratmak, tecezziyi kabul etmez bir külldür, bâziyet yoktur. Ya mûcibe-i külliye olacaktır veya sâlibe-i külliye olacaktır. Başka ihtimal yok. Her şeyde illetin ademini tevehhüm eden vehmin vâhi hükmünde bir kıymet yok. Binaenaleyh edna bir şeyde Hâlıkıyet eseri göründüğü zaman, bütün eşyada tahakkuk eder.

Ve keza Hâlık ya birdir veya gayr-ı mütenahîdir, evsat yoktur. Zira Sâni’ vâhid-i hakikî olmazsa, kesîr-i hakikî olacaktır. Kesîr-i hakikî ise gayr-ı mütenâhîdir… Devamını Oku »

Nefs-i emmare, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder

devekuşu“İ’lem Eyyühel-Aziz! Evham, şübehat, dalâletin menşe’ ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve sıfât-ı İlahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farzeder. Onda fena olur. Sonra başlar bazı teviller ile o şeyi de Allah’ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafîye girdirir. Ve şirk-i hafîden aldığı bazı halleri o mâsuma da aksettirir.

Hülâsa: Nefs-i emmare, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya sofestaî gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Taâruzan, tesakutan kabilinden: “Hiç birisi de hak değildir” diye hükmeder.”

Açıklama:

Evham; vehimler,  hakikati olmayan şeyler demektir.

İnsanları ve bütün mahlukatı Allah yaratmıştır. Hakikat budur. Bunun dışındaki bütün iddialar, faraziyeler, teoriler birer vehimden ibarettir.

Tabiatperestlik de vehimdir, tesadüfen olma, yahut evrimle meydana gelme de. Devamını Oku »

May 28, 2012 - Zerre    Yorum Yok

Zerre’den: Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri…

İ’lem Eyyühel-Aziz! Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri:

“Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelî’nin nakşı, mülkü olmuş olsa idi; bu kadar miskin bîçare olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâniin kâlemi çalışmış olsaydı, bu kadar cahil, yetim, miskin olmazlardı.” diyen ve cinnî şeytanlara üstad olan ey şeytan-ı insî! Cenab-ı Hak, her şeye lâyıkını veriyor ve maslahata göre veriyor. Eğer atâsı, in’amı bu kaideden hariç olsa idi, senin eşeğinin kulağı senden ve senin üstadlarından daha akıllı, daha âlim olması lâzımdı. Ve senin parmağın içinde senin şuur ve iktidarından daha çok bir şuur, bir iktidar yaratırdı. Demek her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.

Kader, her şeye bir mikdar ve o mikdara göre bir kalıb vermiştir. Feyyaz-ı Mutlak’tan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir. Malûmdur ki, dâhilden harice süzülen cüz-ü ihtiyarî mizanıyla, ihtiyaç derecesiyle, kabiliyetin müsaadesi ile hâkimiyet-i esmanın nizam ve tekabülüyle feyz alınabilir. Maahaza, şemsin azametini bir kabarcıkta aramak, akıllı olanın işi değildir.”     Devamını Oku »

Mar 17, 2012 - Şemme    Yorum Yok

Üçüncü İ’lem: Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf…

Risale-i Nur'dan Mesnevi-i Nuriye Dersleri

Bu yazı Zafer Yayınlarından çıkan, Risale-i Nur'dan Mesnevi-i Nuriye Dersleri isimli kitaptan alınmıştır.

İ’lem Eyyühel-Aziz! Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf, en evvel cesedi tasavvur etmeye mütevakkıftır. Çünki küllün nakışlarıyla, ahvaliyle cüz’ün çok alâka ve münasebetleri vardır. Öyle ise, cüzde tasarruf, Hâlık-ı Küll’ün emri altındadı

Açıklama:

Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf, en evvel cesedi tasavvur etmeye mütevakkıftır.

Bir ressam, sanatını icra etmek istediğinde, çizeceği resmi önce ana hatlarıyla zihninde canlandırır. Sonra bir yerinden başlayarak eserini ortaya koymaya çalışır.  Bir heykeltıraş da yapacağı heykeli önce tümüyle nazara alır, ana hatlarıyla bir plan kurar, sonra zihnindeki o plana göre eserini yapmaya başlar. Devamını Oku »

Şub 12, 2012 - Mesnevi-i Nuriye    Yorum Yok

Habbe Risalesi (Video)

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatından Mesnevi-i Nuriye isimli eserinden Habbe isimli risalenin Prof.Dr. Alaaddin Başar ağabey tarafından tamamının açıklamalı olarak izahının yapıldığı video sohbetleri.

Şub 12, 2012 - Mesnevi-i Nuriye    Yorum Yok

Zeyl’ül Habbe Risalesi (Video)

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatından Mesnevi-i Nuriye isimli eserinden Zeyl’ül Habbe isimli risalenin Prof.Dr. Alaaddin Başar ağabey tarafından tamamının açıklamalı olarak izahının yapıldığı video sohbetleri.

Sayfalar:12»