rahmet | Alaaddin Başar
rahmet için Arşiv"
May 23, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Hazine-i rahmetin pırlantası ve kapıcısı zat-ı Ahmediye (a.s.v.)’dır. Birinci anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır. İfadelerini nasıl anlamalıyız? Aralarındaki münasebeti izah eder misiniz?

salavat-ayet“Sen hem Onun mülküsün, hem memlûküsün.” hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası ve ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.  Devamını Oku »

Oca 10, 2013 - Dördüncü Sır    Yorum Yok

Sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalpleri celp etmek için o sikke-i ehadiyet içerisinde rahmet sikkesini ve rahimiyet hatemini koymuştur. Cümlesinden neler anlamalıyız?

Bir hadis-i şerifte, “İnsan ihsanın kuludur.” buyrulur.

İnsan eşyayı tefekkür ederken onlardan gördüğü fayda çoğu zaman öncelik kazanır. Bunun içindir ki, bedenimizde görev yapan bütün organlardan, kâinatta bize hizmet eden bütün sistemlere kadar her şeyde bizim için bir rahmet, bir ihsan vardır. İnsan bu faydaları, bu rahmet tecellilerini düşünmekle Rabbine daha fazla teveccüh eder. Onun içindir ki besmelede bin bir isim içinde rahmet ifade eden iki isim yer alır ve insan da bir işe besmele ile başlarken o işin sonunda Allah’ın rahmetiyle doğacak faydalı sonuçlara kalben nazar eder. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Rahmetin vücudu güneş kadar aşikar” olduğu halde, ekser insanların bundan gafil olmaları nedendir?

“Nimetten in’ama geçsen Mün’imi bulursun.” cümlesi sorunun cevabında hareket noktamız olabilir. İnsanoğlu akıl sayesinde kendisinin hizmetine verilen her şeyin faydalarını, hikmetlerini bilebiliyor. Bu noktada hayvandan ayrılıyor. Mesela, hayvan da nefes alır, ama havayı tanımaz, “ciğer nedir, kan  nedir, kanın kirlenmesi ve temizlenmesi nedir” bilmez. İnsan ise aklı sayesinde bütün bunları bilir. Ancak bu noktada kalır da bir adım ötesine geçmezse, yani havanın kendisi için bir nimet olduğunu, bu nimetin kendi kendine var olmadığını ve bu özelliklerle tesadüfen donatılmadığını düşünmezse Mün’imi yani o nimeti ihsan eden Rabbini bulamaz. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Böyle bir rahmetin, insanlardan küllî ve halis bir şükür, ciddî ve safî bir hürmet istemesi ne demektir? Bu mukabeleyi herkes yapabilir mi? Yoksa burada özel makam sahipleri mi kastedilmektedir?

İnsan, sofrasındaki bir nimete,  meselâ bir zeytine,  bakarken, onun bağlı olduğu ağacı, o ağacın takılı olduğu dünyayı, ona hizmet eden havayı, mevsimleri, güneşi, gece ve gündüzü hatırlasa küllî bir şükür yapabilir. Öte yandan,  o zeytinden faydalanabilmesi için vücudunda yaratılan bütün organları ve sistemleri birlikte düşünebilse bunların tümü için de Rabbine şükreder ve şükrünü bu manada da küllileştirebilir. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Rahmetin; hikmet, inayet ve ilmi tazammun etmesini nasıl anlamalıyız?

Rahmet inayeti tazammun eder, yani inayet İlahi rahmetten doğar. İnsanlardan örnek verecek olursak, bir kişi cömert olacaktır ki başkalarına yardım etsin;  sadaka cömertliğin meyvesidir. Temel sıfat cömertliktir.

Allah’ın yardımı, inayeti, affetmesi gibi cemal tecellilerinin menbaı rahmettir. Yani Allah rahmet sahibi olduğundan yardım eder, ihsan eder, bağışlar vs. Devamını Oku »

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

“Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur” ifadesi ile, bu sırda geçen “rahmetin tezahüratı” arasında nasıl bir ilgi vardır?

Bir hadis-i kutsîde, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve mahlukatı yarattım.” buyruluyor. “Bilinmek istedim.” diye tercüme edilen kısmın aslı “bilinmeye muhabbet ettim” şeklindedir. İşte “Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur” cümlesi bu muhabbete işaret etmektedir. Bu muhabbet ise varlıkların yaratılmasının sebebi olduğu gibi onlar için büyük bir rahmettir de. Nitekim, “Rahmetim gazabımı geçti.” hadis-i kutsîsine bazı büyük zatlar şöyle bir mana da vermektedirler: Cenâb-ı  Hakk’ın zatı her türlü ihtiyaçtan münezzeh olmakla birlikte, esmasını tecellisiz bırakmamayı rahmetiyle diledi ve mahlukatını yarattı. Aksi olsaydı her şey yoklukta kalmaya mahkûm olacaktı.

Üstad hazretleri  bu rahmeti ve bu muhabbeti “hakikat-i mahbube” olarak ifade eder.

Haz 11, 2012 - Üçüncü Sır    Yorum Yok

Kâinatı şenlendiren ve karanlıklı mevcudatı ışıklandıran rahmettir, ne demektir?

Canlı-cansız bütün varlıklarda rahmetin ilk tezahürü, onların yoklukta kalmayıp varlık nimetine kavuşmalarıdıır. Üstadın ifadesiyle “ademde kalmayıp vücuda gelmek”tir. İşte kâinat var olmakla bu rahmete mazhar olmuş, hayatla yeni bir rahmete kavuşmuş ve ayrı bir karanlıktan kurtulmuştur. Meleklerden, hayvanlara ve insanlara kadar bütün canlılar hayat ile şenlendikleri gibi bulundukları mekânlar da yine hayat ile bir bakıma şenlenmiş olurlar.