sorularla sözler | Alaaddin Başar
sorularla sözler için Arşiv"
Haz 19, 2015 - İkinci Söz    Yorum Yok

Tuba ve zakkum – İman ve küfür

cennet-cehennemSoru 5-6-7 – İmanın manevî tuba-i cennet çekirdeği taşımasını, küfrün ise yine manevî bir zakkum-u cehennem tohumu saklamasını  nasıl anlamalıyız?

Cevap:

Burada, müminin şahsında iman nazara ders veriliyor. Bu manaya mazhar olanlar kâmil iman sahipleridir. Diğerleri de derecelerine göre bu feyizden, bu nurdan hisselerini alırlar.

Üstad iman için “intisap” tabirini kullanıyor. Yani insan, iman ile kendini Allah’ın bir eseri biliyor. Hayatını O’nun Muhyi ismine, Sûretini Musavvir ismine, her organının hikmetli yaratılışını Hakîm ismine,…, nispet ediyor. Bu ise insan için hem en büyük bir şeref, hem de en ileri bir haz ve zevk kaynağıdır. Böyle bir insan, kendini bu dünyada  Allah’ın misafiri bilmenin, güneşten, aydan, hayvanlara bitkilere kadar her şeyin onun hizmetine verilmiş olmasının manevî hazzını duyar. Ayrıca önünde bulunan kabrin “zulümatlı bir  kuyu ağzı değil, nuraniyetli alemlere açılan bir kapı” olduğuna inanmanın rahatını ve huzurunu tadar. Bu ve benzeri manevî zevkler imanda mevcuttur. Devamını Oku »

Haz 23, 2014 - İkinci Söz    Yorum Yok

İkinci sözdeki şahısların farklı nazarları mı hadiseleri değiştiriyor?

Yaz-Kış-YoluSoru 2-

Temsilde hodbin ve hudabin adamların karşılaştıkları hadiseler anlatılırken her iki adamın  “nazarında” ifadesine vurgu yapılıyor. Acaba her iki şahsın farklı nazarları mı hadiseleri değiştiriyor?

Cevap:

Burada nazar kelimesi, bakış açısı manasına kullanılmıştır. Üstadın şu ifadeleri konuya açıklık getirir; fazla beyana ihtiyaç bırakmaz. Devamını Oku »

Haz 23, 2014 - İkinci Söz    Yorum Yok

İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Elif lam mimSoru 1-

İkinci sözün başındaki ayette Cenab-ı Hak: “O takva sahipleri öyle kimselerdir ki, gayb’a iman ederler” buyuruyor. Burada,

a-      Takva sahiplerinin, gayb’a iman etmeleri bir özellik olarak nazara veriliyor niçin?

b-      İman ile gayb arasındaki münasebeti nasıl anlamalıyız? Gayb’tan maksat nedir?

Cevap:

Takva üçe ayrılıyor. Şirkten takva (Allah’a ortak koşmaktan sakınmak), masiyetten takva (günahlardan uzak durmak),  masivadan takva (kalbe Allah sevgisinden ve Allah korkusundan başka sevgilerin ve korkuların girmesinden sakınmak)

“Takva sahipleri” denilince bu üç tehlikeden sakınan, uzak duran kimseler anlaşılır.

Takva sahipleri tarif edilirken, ilk özellik olarak, gayba iman etmeleri nazara verilmektedir.

İmanın bütün rükünleri gaybdır.

“Gayba iman ederler.” ifadesi için iki ayrı mana veriliyor: Devamını Oku »

May 23, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Hazine-i rahmetin pırlantası ve kapıcısı zat-ı Ahmediye (a.s.v.)’dır. Birinci anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır. İfadelerini nasıl anlamalıyız? Aralarındaki münasebeti izah eder misiniz?

salavat-ayet“Sen hem Onun mülküsün, hem memlûküsün.” hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası ve ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.  Devamını Oku »

May 5, 2014 - Altıncı Sır    Yorum Yok

Mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

kuşBütün mahlukat ve mevcudatın vücudu, Cenab-ı Hakkın vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre, mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

 

Önce şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On birinci Sözün tamamıdır.

Bir önceki soruda da belirttiğimiz gibi Allah Ğani’dir. Samed’dir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Mahlukatı yaratmasına zatının ihtiyacı olduğu düşünülemez. Aksine, mevcudat yaratılmalarında, hayat sahibi olmalarında, rızıklarına kavuşmalarında, görme, işitme gibi nice hislerle donatılmalarında Allah’a muhtaçtırlar. Onlar, yaratılmaları ve ihtiyaçlarının görülmeleri ile Cenab-ı Hakk’ın isimlerine ayna olurlar.

Şu var ki, İlahi isimler tecelli isterler. Otuzuncu Sözde, ene bahsinde güzelce izah edildiği gibi, insanın ilim, kudret, irade gibi sıfatları Allah’ın bu sıfatlarını bilmemiz için bir kıyas unsurudur. Biz kendimizdeki bu sıfatlardan hareket ile, onları yaratan ve onlara hiçbir cihetle benzemeyen İlahi sıfatların varlığını biliriz. Aynı şekilde, Üstadın “insan şuun-u İlahiyenin bir mikyasıdır” ifadesinden hareketle bu sorunun cevabına bir derece ulaşabiliriz.

Bir insan ressam ise, resim yapmak ister. Resim yapmaya zatı itibariyle hiç ihtiyacı yoktur. Ancak, onun “ressam” ismi resim yapılmasını ister, tecelli ister. Bunu ihtiyaçla karıştırmamak gerekiyor.

İlahi isimlerden sadece bir örnek verelim: Devamını Oku »

Şub 14, 2013 - Beşinci Sır    Yorum Yok

Zat, şuunat, sıfat, esma ve efal-i ilahiye hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Allah 3Çokça sorulan bu konu hakkında, Esma-i Hüsna isimli kitabımızın giriş bölümünde gerekli izah yapılmıştır. O bölümü aynen aktarmakla yetineceğim.

 

Allah’ın Zâtı :

Allah’ın zâtı, idrak edilemeyecek kadar yücedir. Zira akıl ve idrak O’nun insana bir hediyesidir ve mahluk olan bu sermaye ile Allah’ın varlığı bilinebilir, ama zâtının hakikati idrak edilemez.

Mahluk olan şey mutlaka sınırlıdır. Bir başlangıcı olduğu gibi bir nihayeti de vardır. Meselâ, göz mahluk olduğu gibi görme sıfatı da mahluktur ve her ikisi de sınırlıdır. İnsan, bütün cisimleri göremediği gibi, kâinatta faaliyet gösteren kuvvetleri, bedenlerde vazife gören ruhları, bu âlemi dolduran melekler dünyasını da göremez. Göz gibi akıl da bir mahluktur. Allah’ın sıfatları ise sonsuz. Sınırlı olan, sonsuzu ihata edemez, kavrayamaz.

“Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez.”      Sözler Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

“Tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: “En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki…” Tabiiyyunlar neden en çok salabet ve hararete güvenirler?

Tabiat, aslında “yaratılış, fıtrat” manasına gelir. Kâinatın tümü için de bu tabir kullanılmaktadır. Sertin tabiatında yumuşağı ezmek, ona yol vermemek vardır. Aynı şekilde sıcaklığın, ateşin tabiatı kurutmak, yakmak, kül etmektir. Bir kıvılcımın nice ormanları yakıp kül etmesi bunun açık delilidir. Devamını Oku »

Nis 12, 2012 - Birinci Söz    Yorum Yok

İnsanların çoğu gaflet veya dalalettedir, Allah’ı tanımaz ve O’nun namına vermezler. O halde biz bunlarla alışveriş yapmayacak mıyız?

Bu sorunun cevabını Üstadımız şöyle vermektedir:

Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse (meselâ hayvan ve ağaç gibi), doğrudan doğruya o nimeti Cenâb-ı Hak hesabına verir. Madem o lisan-ı hal ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al. Devamını Oku »

Sayfalar:12»