Vahidiyette ukulün boğulmasını nasıl anlamalıyız? Vahidiyet içerisinde ehadiyet tecellisine örnekler verebilir miyiz?

Allah’ın sonsuz sıfatlarının bütün varlık âleminin her köşesindeki tecellilerini göremediğimiz, seyredemediğimiz gibi, hikmetini ve rahmetini de kâinattaki her şeyde görmemiz ve bilmemiz mümkün olmayabilir. “Acaba şu yıldızda benim için nasıl bir rahmet vardır?” sorusuna cevap bulamayız. Akıl onda boğulur. Yeryüzüne indiğimizde, havasından suyuna, meyvesinden sebzesine,…

İnsanî arş’tan, ne anlamalıyız?

İnsanın mahiyeti terakkiye ve inkişafa müsaittir. Bu mahiyetin “Zerreden ta şemse kadar dereceleri vardır.” Yani,  uğraştığı saha, himmet ettiği mesele, ömrünü feda ettiği ideal itibariyle atom kadar küçük insanlar olduğu gibi, güneş kadar yüksek ve parlak insanlar da vardır. “Bazı insan bir zerrede boğulur, bazısında…

Kâinat simasındaki sikkenin, besmeledeki Allah lafza-i celali ile, küre-i arz simasındaki sikkenin Rahmân ismi ile ve insanın manevî simasındaki sikkenin de Rahîm ismi ile nasıl bir münasebeti vardır? İnsanın manevî simasındaki “sikke-i ulya-i rahimiyet” nasıl anlaşılmalıdır?

“Lafza-i celal, Allah’ın zâtına isim ve unvan olduğu” için bütün âlemlerdeki her çeşit tecelliyi içine almaktadır. Rahman ise, Üstadın ifadesiyle, Rezzak manasınadır ve bu isim sadece yeryüzündeki canlılarda tecelli eder. Rahîm ismi ise daha çok ahirete bakar ve yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türü içinde…

Sırların yirmi otuzdan, beş altıya inmesini nasıl anlamalıyız?

“Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.” mısraında güzelce ifade edildiği gibi, kalbe gelen manalar, zevkler, hisler çoğu zaman ifade edilemez, kaleme dökülemezler. Bir seyahatimizde çok hoşumuza giden bir manzarayı dostlarımıza anlatırken “çok güzeldi, harikaydı, anlatamam mümkün değil” gibi sözlerle yetinir, kendi hissimizi ve zevkimizi…

“Sönük aklıma uzaktan göründü” ifadesini nasıl anlamalıyız?

“Bu ders akıldan ziyade kalbe nazırdır, delilden ziyade zevke bakar.” cümlesi,  besmelenin sırlarının kalp ağırlıklı olduğuna ve aklın bu sahada sönük kalacağına işaret etmiş oluyor. Bu ifadede tevazu manası da olmakla birlikte,  hakikatlerin keşfinde insanın acz, fakr ve zaafını bilerek dergah-ı İlahiyeye iltica etmesinin önemi…

“Tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: “En güvendiğin salabet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki…” Tabiiyyunlar neden en çok salabet ve hararete güvenirler?

Tabiat, aslında “yaratılış, fıtrat” manasına gelir. Kâinatın tümü için de bu tabir kullanılmaktadır. Sertin tabiatında yumuşağı ezmek, ona yol vermemek vardır. Aynı şekilde sıcaklığın, ateşin tabiatı kurutmak, yakmak, kül etmektir. Bir kıvılcımın nice ormanları yakıp kül etmesi bunun açık delilidir.