Arif Bey gençleri candan ve çok samimi bir şekilde karşıladı ve misafir odasına aldı: — Bu ev sizin, dedi. Ben yaşça ağabeyiniz sayılırım, ama konuşmalarımızın, daha çok, bir arkadaş havası içinde geçmesini isterim, diye ekledi. Ama önce bir şeyler yiyelim. Gençler kahvaltı yaptıklarını söylediler. —…
Etiket: esma-ül hüsna
EL-ĞAFFAR
“Mağfireti, bağışlaması pek çok olan.” “Kullarının günahlarını affetmekle örten.” Taberî “Tekrar tekrar affeden.” (Gazâlî) “Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.” (Nuh, 71/10) Günahlarına aldırış etmeksizin, Cennete gireceğinden emin bir halde yaşamak, büyük bir gaflet olduğu gibi, isyanlarına bakarak ‘ben artık mağfiret olunmam’ demek…
EL-MUSAVVİR
“Tasvir eden; her şeye bir suret ve şekil veren.” “Her şekli diğerinden farklı kılan.” “Mahlukatını istediği sıfat ve seçtiği surette yaratan.” “O Allah ki, Hâlık’tır, Bâri’dir, Musavvir’dir. En güzel isimler O’nundur.” (Haşr, 59/24) Varlık âlemini seyrettiğimizde ilk önce suretler âlemi gözümüze çarpar. Bütün bu suretler, mahiyetlere…
EL-HÂLIK / EL-BÂRİ
Hâlık: “Eşyayı bir takdir ve ölçü ile yaratan; yoktan var eden.” Bâri’: “Eşyayı muhtelif şekiller ve suretlerle birbirinden mümtaz surette yaratan.” “Her varlığı, bir misali olmaksızın var eden.” “O Allah ki, Hâlık’tır, Bâri’dir, Musavvir’dir. En güzel isimler O’nundur.” (Haşr, 59/24) Bütün varlık âlemi bu iki ismin…
EL-MÜTEKEBBİR
“Büyüklüğünü her şeyde ve her hadisede gösteren.” “Kibriya ve azamet kendisine mahsus olan.” “Her şey, nezdinde hakir bulunan.” (Gazâlî) “O …Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir.”( Haşr, 59/23) Büyüklüğünü göstermekle, ‘büyüklenmek’ farklı şeylerdir. Sonsuz derecede aciz ve fakir olan insanoğlunun, büyüklenmeye kalkışması, onun hakkında kötü bir sıfat olur….
El-CEBBAR
“Mahlukatı, iradesine uymaya mecbur eden.” “Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.” “Yaratıkların noksanlarını düzelten, işlerini ıslah eden.” “O, …Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir.”(Haşr, 59/23) Cebir, ‘seçme hakkından mahrum bırakma’ demektir ve iradenin zıddıdır. Bu kâinat ve içindeki mahlukat, yokluktan varlığa kendi iradeleriyle değil, bir cebir ile sevk edilmişlerdir.
El-Mümin
“Kendisine sığınanları emin kılan.” “Emniyet verici.” “Kullarını iman şerefiyle şereflendiren.” “Peygamberlerini doğrulayıp tasdik eden.” “O, …Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.” (Haşr, 59/23)
Es-Selam
“Zâtı kusurdan, sıfatları noksanlıktan ve fiilleri şerden sâlim olan.”(İmam Gazâlî) “Mahlukatını her türlü tehlikelerden selâmete erdiren.” “Cennetteki kullarına selâm eden.” “O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selâm’dır…” (Haşr, 59/23)
El-Kuddûs
“Zâtında, sıfatında, fiillerinde, isimlerinde, hükümlerinde her türlü lekeden, eksiklikten çok uzak, pek temiz.” “Her şaibeden münezzeh, çok temiz ve pak olan.” “Göklerdekiler ve yerdekiler, Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan Allah’ı tesbih ederler.” (Cum’a sûresi, 62/1)
El-Melik
“Bütün varlıkların sahibi, tek hükümdarı.” “Bütün âlemlerin mutlak ve tek sultanı.” “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım; insanların melikine, insanların (gerçek) ilâhına…”( Nâs sûresi, 14/1-3) Nur Külliyatı’nda bir terkip geçer: Saltanat-ı Rububiyet. Bu ifade bize, bütün âlemlerde her ne varsa hepsinin ilâhî terbiyeden geçtiğini ders verir. İşte bu…