Sorunuzu, “Esma-i İlahiyenin geniş ve dar dairelerdeki tecellilerine Kur’an-ı Kerimden örnekler verebilir misiniz?” şeklinde değiştirerek cevaplandırmak istiyorum.
Yazar: yusuf
Vahidiyette ukulün boğulmasını nasıl anlamalıyız? Vahidiyet içerisinde ehadiyet tecellisine örnekler verebilir miyiz?
Allah’ın sonsuz sıfatlarının bütün varlık âleminin her köşesindeki tecellilerini göremediğimiz, seyredemediğimiz gibi, hikmetini ve rahmetini de kâinattaki her şeyde görmemiz ve bilmemiz mümkün olmayabilir. “Acaba şu yıldızda benim için nasıl bir rahmet vardır?” sorusuna cevap bulamayız. Akıl onda boğulur. Yeryüzüne indiğimizde, havasından suyuna, meyvesinden sebzesine,…
İnsanî arş’tan, ne anlamalıyız?
İnsanın mahiyeti terakkiye ve inkişafa müsaittir. Bu mahiyetin “Zerreden ta şemse kadar dereceleri vardır.” Yani, uğraştığı saha, himmet ettiği mesele, ömrünü feda ettiği ideal itibariyle atom kadar küçük insanlar olduğu gibi, güneş kadar yüksek ve parlak insanlar da vardır. “Bazı insan bir zerrede boğulur, bazısında…
Besmelenin sırlarındaki birinci sırda geçen üç sikke-i ehadiyet nasıl anlaşılmalıdır?
Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisi de Allah’ın birliğini ifade ederler. Vahid ismi, Allah’ın “hepsi sonsuz ve mutlak olan sıfatlarında şeriki olmadığını” yani sonsuz ilim, kudret, irade gibi İlahi sıfatların ancak Allah’a ait olacağını ifade eder. Ehad ismi ise Allah’ın zatının birliğini, zatında şeriki olmağını…
Kâinat simasındaki sikkenin, besmeledeki Allah lafza-i celali ile, küre-i arz simasındaki sikkenin Rahmân ismi ile ve insanın manevî simasındaki sikkenin de Rahîm ismi ile nasıl bir münasebeti vardır? İnsanın manevî simasındaki “sikke-i ulya-i rahimiyet” nasıl anlaşılmalıdır?
“Lafza-i celal, Allah’ın zâtına isim ve unvan olduğu” için bütün âlemlerdeki her çeşit tecelliyi içine almaktadır. Rahman ise, Üstadın ifadesiyle, Rezzak manasınadır ve bu isim sadece yeryüzündeki canlılarda tecelli eder. Rahîm ismi ise daha çok ahirete bakar ve yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türü içinde…
Sırların yirmi otuzdan, beş altıya inmesini nasıl anlamalıyız?
“Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.” mısraında güzelce ifade edildiği gibi, kalbe gelen manalar, zevkler, hisler çoğu zaman ifade edilemez, kaleme dökülemezler. Bir seyahatimizde çok hoşumuza giden bir manzarayı dostlarımıza anlatırken “çok güzeldi, harikaydı, anlatamam mümkün değil” gibi sözlerle yetinir, kendi hissimizi ve zevkimizi…
“Sönük aklıma uzaktan göründü” ifadesini nasıl anlamalıyız?
“Bu ders akıldan ziyade kalbe nazırdır, delilden ziyade zevke bakar.” cümlesi, besmelenin sırlarının kalp ağırlıklı olduğuna ve aklın bu sahada sönük kalacağına işaret etmiş oluyor. Bu ifadede tevazu manası da olmakla birlikte, hakikatlerin keşfinde insanın acz, fakr ve zaafını bilerek dergah-ı İlahiyeye iltica etmesinin önemi…
Besmelenin nurları sadece rahmet açısından mı görülebilir?
Bilindiği gibi Allah ismi Cenab-ı Hakk’ın zâtına bir unvandır ve bütün sıfatları ve isimleri birlikte ifade etmektedir. Allah isminden sonra rahmet ifade eden iki ismin gelmesiyle, rahmete dikkatimiz çekilmiş oluyor. Bu iki isim yerine “Kahhar, Cebbar” gibi iki tane celalî isim, yahut Aziz ve Ğaffar…
Zerre’den: Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri…
İ’lem Eyyühel-Aziz! Şeytanın ilka etmekte olduğu vesveselerden biri: “Yahu, şu koyun veya inek, eğer Kadîr ve Alîm-i Ezelî’nin nakşı, mülkü olmuş olsa idi; bu kadar miskin bîçare olmazlardı. Eğer bâtınlarında, içlerinde Alîm, Kadîr, Mürîd bir Sâniin kâlemi çalışmış olsaydı, bu kadar cahil, yetim, miskin olmazlardı.”…
O hayvanları insanlar için zelil kıldık, onların hizmetine verdik…
Yâsîn Sûresinde insanın emrine verilen hayvanlardan söz edilirken, şöyle buyrulur: “Onları (o hayvanları) kendileri için zelil kıldık (onların hizmetine verdik). Onlardan bazılarına biniyorlar, bazılarını da yiyorlar.” Yâsîn Sûresi, 72 İnsi şeytanlar diyorlardı ki, bu hayvanlar Allah’ın eseri olsalar böyle zelil, biçare olmazlardı. Cenab-ı Hak da…