Nurla aydınlanan Vahdet-ül vücud

“Vahdet-ül-vücudu nasıl görüyorsun? – Tevhidde istiğraktır ve nazara sığmayan bir tevhid-i zevkîdir.” Mesnevî-i Nuriye Vahdet-ül-vücud “lâ mevcude illâ hu” cümlesinde ifadesini bulan bir tasavvuf meşrebi. Felsefecisinden materyalistine kadar geniş kitlelerin dikkatini çeken ve bunların herbirince değişik yönlere çekilen bir garip ekol. Önce, vahdet ve vücut kelimeleri üzerinde biraz duralım. Vahdet…

Kul hakkının manevi boyutu

İnsan her şeyden önce kuldur; âlemlerin Rabbinin kulu. Bedenini bütün bir kainattan ince ölçülerle süzüp yaratan, ruhunu ise doğrudan yaratıp o bedene sultan eden Allah’ın kulu. Bu kul, O’nun eseridir, O’nun mülküdür, O’nun isimlerine en güzel bir aynadır. Ve bu kul, bu mükemmel aynayı hassasiyetle korumaya mecburdur. O aynaya kendisi…

Varlığımızı hikmet dairesinde değerlendirebiliyor muyuz?

Hikmet ve kudret hem dünyada hem de ahirette birlikte tecelli ederler. Yani, Allah’ın kudretiyle yaratılan her şey hikmet üzere yaratılır. Bununla birlikte, dünyada hikmet daha çok nazara çarpar, ahirette ise kudretin azameti ön plana çıkar. Bir örnek verelim: Yıldızlar da güzeldir, çiçekler de. Ancak, yıldızları seyrettiğimizde güzellikten çok haşmet ve…

Sebepler Zinciri

Bu hikmet dünyasında her şey bir sebebe bağlanmış… İnsanın yaratılışına da anne ve baba birer sebep… İnsan doğrudan ve melekler gibi mükemmel şekliyle yaratılsaydı imtihana tabi tutulmaz, onlar gibi sabit makamlı kalırdı. O zaman, anne-baba ve akraba kavramları da olmazdı. Öte yandan, beden, son şekliyle, mükemmel olarak yaratılsaydı da ruhun…

Neden ben değil de biz diyoruz?

“İyyake na’büdü ve iyyake nestain”de; “biz yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz.” ifadesinde neden çoğul kipi kullanılmıştır? Bu konuda risalelerde müstakil bir bahis vardır. Özet olarak: İnsan tek başına da namaz kılsa, “na’büdü, nestein” (ibadet ederiz, yardım dileriz) derken bütün müminleri kastedebilir.

Tevekkülün temelinde iman yatar

Murat, derin bir nefes aldı ve konuşmasını şöyle sürdürdü: — Değil tasavvufla, namazla oruçla bile alâkası olmayan bu adamların büyük evliyalardan bu konuda nakiller yapmalarına önceleri çok hayret ediyordum. Daha sonra anladım ki, onlar bu büyük zatların eserlerini hiç okumuş değiller; Bütün yaptıkları İslâm aleyhinde yazmayı meslek edinmiş bir takım…

İbadete engel olan şeyler

Salim bey Öndere dönerek  “Şimdi sorularınızı alabilirim.” dedi. “Öncelikle şu iki soruyu sorayım: Bazı kişilerin namaza başladıktan bir müddet sonra namazı tekrar bıraktığına şahit oluyoruz. Bunlar sizin anlattığınız manada bir namaz kılıyor idiyseler sonradan niçin bıraktılar? Bunu nasıl açıklarsınız? İkinci sorum: Günümüzde namaz kılmayanların bu kadar yaygınlaşmasını nasıl yorumlarsınız?”

Dört isim

“Sâni-i Zülcelâl, hem evveldir, hem âhir, hem zâhirdir, hem bâtın.” Mesnevî-i Nuriye Kur’an-ı Kerim’de Esma-i Hüsna’dan Evvel ve Âhir, Zâhir ve Bâtın isimleri birlikte beyan edilir. Evvel ismi bize ezeliyet dersi verirken, Âhir ismi nazarımızı ebediyete çevirir ve sonunda O’na rücu edeceğimizi ihtar eder. Zâhir isminden, şu kâinatı yaratan zâtın…

Aklı başında olan insan

Elimde Nur Külliyatından Mesnevî-i Nuriye var. Defalarca okuduğum bir cümle farklı bir çehreyle yeniden karşıma çıktı: “Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz.” Önceleri bu cümleyi Üstat Hazretlerinin çok uzaklardaki bir insana seslenişi gibi hayal etmiş ve kendimi unutarak hep başkaları…