Mucizelerin, peygamberlerden sadır olduğunu biliyoruz. Yaprakların sıcaklığa, köklerin sert taşlara mukavemeti de bir mucize midir? Peygamberlerdeki mucizelerle mahlukattaki mucizeler arasında farklar var mıdır?

Mu’ciz, aciz bırakan demektir. Peygamberlerin eliyle gerçekleşen harikaları insanlar yapmaktan acizdirler. Bu hal, onlara bu işin bir kul tarafından bizzat icra edilemeyeceğini, elinde mucize zahir olan kişinin ancak Allah’ın elçisi olabileceğini bilmeleri için bir irşattır.

Ağaçların; dallarının havada intişarıyla, köklerinin yerde intişarı aynı suhulet ve kolaylıkla oluyor. Burada başka hakikatlere bir işaret var mıdır?

Belki şöyle bir işaret de olabilir. Sert olan toprağın delinmesi için ağacın sert gövdesi ve dallarına görev düşebilirdi. Aynı şekilde yumuşak havada ise yumuşak kökler daha rahatlıkla intişar edebilirlerdi. Hilkatte bunun aksi bir tecelli ile karşılaşıyor ve İlahi kudrete nispeten büyük küçük, az çok fark…

Ağaçların ipek gibi yumuşak kök ve damarlarının sert olan toprağı ve taşları delmesini, biyoloji uzmanları enzimlerle izah ediyorlar. Dolayısıyla besmeleyle irtibatı nedir? Acaba burada bütün sertliklere ve salabetlere karşı, yumuşaklığın tavsiye edilmesi söz konusu mudur?

Sert cisimlerin yumuşak cisimlere engel olmaları, onlara ezmeleri tabiatta çokça görülür. Yani sertin tabiatında yumuşağa galip gelme vardır. Burada ise bu tabiat kanunun tam tersi bir icraat görülüyor. Demek ki, tabiat hakiki fail değil.

Aczin ve fakrın en makbul bir şefaatçi olması nasıl oluyor?

İnsanın aczi ve fakrı sonsuzdur. Nur Risalelerinde, “zulmetin nura ayna olması gibi”, insandaki bu acizliğin İlahi kudretin tecellisine, fakrın ise İlahi rahmetin tecellisine bir ayna olduğu sıkça ders verilir. Acz ve fakrımızı Allah’a karşı hissetmemiz gerektiğine de ayrıca vurgu yapılır. Biz neye muhtaç isek onun…