Hazine-i rahmetin pırlantası ve kapıcısı zat-ı Ahmediye (a.s.v.)’dır. Birinci anahtarı ise besmele ve en kolay anahtarı salavattır. İfadelerini nasıl anlamalıyız? Aralarındaki münasebeti izah eder misiniz?

“Sen hem Onun mülküsün, hem memlûküsün.” hakikatinde olduğu gibi, burada da Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası ve ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheridir, hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek…

Nereden çıktı bu musibet?

Vakit hayli ilerlemişti. Murat, artık yeni bir soru sormayacaktı. Fakat, merak ettiği bir konu vardı. Onu sormadan edemezdi. Biraz sonra terk edeceklerdi bu evi. Arif Beyle artık kim bilir ne zaman görüşeceklerdi. Ondan kader konusunda faydalanabileceği eserleri sorması gerekirdi. Adam bir hayli yorulmuş olmalıydı. Ağır…

EL-HÂFİD / ER-RÂFİ

Hâfid: “Kâfirleri, asileri, mütekebbir ve zalimleri alçaltan.” “Din düşmanlarını rahmetinden uzaklaştırıp ahirette zelil eden ve cezalandıran.” Râfi’: “Sevdiği kullarını yükselten.” “Mü’minleri kendisine yaklaştırarak yücelten.” “(O), alçaltan ve yüceltendir.” (Vâkıa Sûresi, 56/3) Bu iki ismin tecellisi de büyük çapta, kulun cüz’î iradesine bakıyor. İradelerini yanlış yolda…

Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız?

Üstadımız “salavatı”; rahmet noktasında Resul-ü Kibriya’ya vesile, Resul-ü Kibriya’yı da rahmet noktasında Allah’a vesile yapmayı tavsiye ediyor. Vesilelik var mıdır? Hakikat noktasında vesileyi nasıl anlamalıyız? Bu âlem, hikmet dünyasıdır. Bunun içindir ki eşyanın yaratılmasında sebepler devreye sokulmuştur. Meyve için ağaca, çocuk için izdivaca ihtiyaç vardır….

Mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?

Bütün mahlukat ve mevcudatın vücudu, Cenab-ı Hakkın vücuduna nispeten zayıf bir gölge olduğuna ve Cenab-ı Hakkın hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmadığına göre, mahlukat ve âlem niçin yaratılmıştır?   Önce şunu ifade edelim: Bu sorunun cevabı On birinci Sözün tamamıdır. Bir önceki soruda da…

Yön Değişimi

Cuma günü Camiye gitti. Namazdan sonra hem kendisine, hem aile fertlerine, hem de arkadaşlarına bol bol dua etti. Bütün duaları kabul olmuş gibi bir his vardı içinde. Kendisini çok hafiflemiş hissediyordu. Her şeye bir başka türlü bakmaya başlamıştı: Kuşlara baktı. Dünün yumurtaları bugün göz, kulak,…

Kesin Karar

Yılmaz bey bu ziyarette çok şey öğrenmişti. Arkadaşları da yapılan sohbetlerden memnun kalmışlardı. Yılmaz bey artık kararını kesin olarak vermişti. Cuma günü namaza başlayacaktı.   Güngör ve Önder beylerle yakın ilgisini sürdürecekti. Onlar gelmeseler de kendisi onların iş yerlerine gidecek, kahve hayatı yerine haftalık geziler, piknikler…

Cenab-ı Hakkın istiğna-i zatisinin, hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan biçare insan ile alakası nedir?

Cenab-ı Hakk, Ğaniyy-i Mutlak’tır, istiğna-i zatisi vardır. Yani, mahlukatın varlığı ile yokluğu, insanların inanmaları ile inanmamaları, ibadet etmeleriyle etmemeleri onun zatı için eşittir, müsavidir. İnsanların inanmalarıyla onun zatının kemalinde bir artma olmayacağı gibi, bütün insanların küfür ve isyan içinde bulunmalı halinde de yine O’nun zatının…

Hayır da şer de Allah’tandır

Arif Bey, yerinden kalktı: — İsterseniz bu faslı kapayalım, dedi. Yeni bir konuya geçmeden, size biraz kuru yemiş ikram etmek isterim. Sanırım kahvaltı yapalı dört beş saat geçti. Yanında çay da iyi gider. Ama diye ekledi: — İsteyene meşrubat da getirebilirim. Gençlerin, “zahmet olur, teşekkür…

Nurla aydınlanan Vahdet-ül vücud

“Vahdet-ül-vücudu nasıl görüyorsun? – Tevhidde istiğraktır ve nazara sığmayan bir tevhid-i zevkîdir.” Mesnevî-i Nuriye Vahdet-ül-vücud “lâ mevcude illâ hu” cümlesinde ifadesini bulan bir tasavvuf meşrebi. Felsefecisinden materyalistine kadar geniş kitlelerin dikkatini çeken ve bunların herbirince değişik yönlere çekilen bir garip ekol. Önce, vahdet ve vücut…

1 5 6 7 8 9 14