Nur talebeleri; cesaretin ve şecaatin, menbaı ve kaynağı olan iman hakikatlerini okuyup öğrendikleri halde, pasif gibi görünüyorlar. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Önce şunu ifade edeyim: Bu gibi iddia ve ithamlar büyük ölçüde mazide kalmış bulunuyor. Nur talebelerinin pasiflikle itham edildiği dönemlerde, insanların kafalarında devletçilik yer etmiş, her şeyi devletten beklemek herkes için vazgeçilmez bir gerçek haline gelmişti. Zamanla, bu anlayışın devletleri de, milletleri de geri bıraktığı…

Bediüzzaman ve Siyaset

SİYASET, oldukça genel bir ifade. Devletin ekonomik politikasından, bir şirket müdürünün yönetim biçimine, mürşitlerin ve peygamberlerin (a.s.) irşat metotlarına kadar uzanan çok geniş bir sahayı içine alıyor. Ama gel gör ki, günümüz insanı kısır politik çekişmeleri bir boks maçı gibi seyrede ede, siyaset denilince onun…

Nur talebeleri niçin cemiyet ve siyasî teşekküllerden uzak duruyorlar?

Dinsizliğin ve ahlaksızlığın komünizm ve masonluk gibi birer şahs-ı manevi ile hücum ettiklerini gören Üstadımız, bütün bu yıkıcı cereyanlara ve zındıka komitelerine siyasetle karşı koymanın çok yetersiz ve tesirsiz kalacağını görmüş, bunlara karşı iman hakikatleri etrafında bir şahs-ı manevî teşkil etmek üzere Nur Külliyatını yazmaya…

Nur talebeleri imanla kabre girecekler diye Bediüzzaman’ın bir sözü var mıdır? Bu çok iddialı bir söz değil midir?

Üstadın bu gibi ifadelerinde iki önemli kayıt görüyoruz: Birincisi ve en önemlisi “İnşallah” yani Allah dilerse, ihsan ederse. Diğeri ise “yüzde doksan- yahut  yüzde doksan dokuz-” ihtimale. Yani, bu müjdelerde “yüzde yüz” yahut “mutlaka, kesinlikle” gibi bir ifadeyi göremiyoruz. Çünkü kişi korku ile ümit arası…

Eski ve Yeni Said Dönemleri denilince ne anlaşılmalı?

Eski ve Yeni Said dönemleri, Üstad Bediüzzamanın hizmet hayatının iki ayrı döneminin isimleridir. Bu isimleri bizzat kendi vermiştir. Eski Said döneminde hizmet ağırlığı “içtimai problemler için çözüm üretmek ve gerektiğinde bizzat teşebbüste bulunmak” iken, Yeni Said dönemine  “siyasetten uzak bir iman ve Kur’an hizmeti” damgasını…

Sahib-i Kâinatın ismini alan kimselerin, “her hadisatın karşısında titremeden kurtulması” her zaman olmuyor. Yani besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin ismini almayı nasıl anlayacağız?

Besmeleyle başlanan bir işin mutlaka başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstadın “Esbaba teşebbüs bir dua-ı fiilîdir.” sözünü hatırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış olur. Neticeyi yaratmak Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir…

1 6 7 8 9 10 14