BEŞ ON DAKİKA DAHİ OLSA….

Risale-i Nur Külliyatı’nın okunmasına iki yönden bakmak gerekiyor: Birincisi iman-ı tahkikî yolunda ilerleme, ikincisi iman ve Kur’ân hizmetine daha fazla iştirak etme.

Şunu hemen belirtelim ki, okumak ve hizmet etmek birbiriyle çok yakından ilgilidir. Birincinin zaafa uğraması hâlinde ikinci şıkkın sürekliliği kaybolur; bir müddet sonra o da terke uğrar. Yani, “Hizmet ediyorum.” diye şahsî okumalarını sekteye uğratan, ibadetlerinde noksanlıklar baş gösteren kişilerin hizmetleri devamlılık arz etmez, geçici bir süre parlamanın ardından gerileme ve sönme baş gösterir.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” (Zâriyat, 56)  âyet-i kerîmesindeki “ibadet” lafzına birçok tefsir âlimi gibi Üstad’ımız da  “marifet” mânası vermiştir. Buna göre cinler ve insanlar  iman ve marifet için yaratılmışlardır.

Marifetullah sonsuz bir sahadır. Allah’ın zâtı bilinemeyeceğine göre O’nun marifetinde terakki etmenin en sağlam ve kısa yolu, İlâhî isimlerin ve sıfatların tecelligâhı olan mahlukat âlemini Allah namına tefekkür etmekten geçiyor.

Bu noktada önümüze iki yol açılıyor: Birisi, bu tefekkürü şahsî kabiliyetimiz ve ilmimizle yapmamız. Diğeri, aynı vazifeyi Üstad’ın eserlerini okuyarak, o derslerden istifade ile yerine getirmemiz.

Buna göre, Risale-i Nur’u okumanın bir yönü, bu tefekkürümüzü Üstad’ın nazarıyla  yapmamızdır. 

Fen sahasında mütehassıs ilim adamlarını dinliyoruz. Her biri kâinat kitabının bir bölümünü inceliyor, önceki ilim adamlarının ortaya koydukları bilgilere yenilerini eklemeye çalışıyor ve hepsi “Bu sahada alınacak daha çok yolumuz var.” diyorlar. Demek ki, Allah’ın bir mahlukunu bile hakkıyla  tanımanın sonu yok. Allah’ın ilim ve hikmetinin bir tek tecellisini anlamanın sonu olmazsa, bütün sıfatları sonsuz ve mutlak, bütün esmâsı nihayet kemâlde olan Allah’ın marifetinde ne kadar yol alınsa yine az olacağı açıkça anlaşılmaz mı?

Üstad’ımızdan bir tespit ve bir müjde:

“Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet on beş sene yerine, on beş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye îsal eder.”  Kastamonu Lahikası

Nurlar’ı okumanın ikinci cephesi,  iman ve Kur’ân hizmetinde daha çok çalışmak ve bu  hakikatleri muhtaç gönüllere ulaştırmak için daha fazla gayret göstermektir.

İnsan, Nurlar’ı okudukça, ruhunda bu hakikatleri başkalarına da ulaştırma arzusu uyanıyor. Okuma azaldığında yahut terk edildiğinde insanın akıl ve hayal dünyası başka şeylere yöneliyor ve idealinde sapmalar baş göstermekle dünya meseleleri ön plana çıkıyor.

Bir Nur talebesi, Nur hizmetinin dört esasından birisi olan “şefkat” gereğince bu gerçekleri ve bu ilaçları başka muhtaçlara da ulaştırmakla mükelleftir. “Komşusu aç iken kendi tok olan bizden değildir.” (Yani, kâmil mümin olamaz.) hadîs-i şerîfine bu nazarla baktığımızda, çevremizin iman hakikatlerine, ibadete ve Kur’ân ahlâkına son derece muhtaç nice insanlarla adeta kaynaştığını görür, kendilerine ulaşmanın ve onları kurtarmanın yollarını ararız.

Sözün burasında, şu hususu da önemle hatırlayalım:

“Risale-i Nur, bu Anadolu memleketine belâların def’ine ehemmiyetli bir vesiledir. Sadaka nasıl belâyı def’ediyor, onun intişarı ve okunması küllî bir sadaka nev’inde semavî ve arzî belâların def’ine çok emareler ve hadiselerle tebeyyün etmiş.”  Emirdağ Lâhikası, 1

Bir insanın ruhu bedeninden ne kadar üstün ise, bir muhtacın kalbini tatmin etmek de midesini doyurmaktan o kadar önemlidir.  Kişinin maddî ihtiyaçlarına yardımcı olmak sadaka olursa, muhtaç gönüllere iman hakikatlerini ulaştırmanın ne kadar büyük bir sadaka olduğu rahatlıkla anlaşılır.

Nurlar’ı okumanın, bir başka ciheti de Nur talebelerinin şahs-ı mânevîyesinden hasıl olan yekûn sevaba ve nura sahip olmaktır.

Bilindiği gibi, bölünme madde için geçerlidir; nur ve nuranîlerde bölünme olmaz. Okunan bir Fatiha milyonlarca kişiye bağışlansa hepsine aynen ulaşır.

Şu var ki, aynı tecelliden herkesin istifadesi bir değildir. Aynalar büyüdükçe ve parladıkça, edinilen fayda da artar. İşte aynamızı büyüten ve parlatan sebepleri Üstad Hazretleri  şöyle dile getiriyor:

“Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebair derecesiyle o ulvî ve küllî ubûdiyete sahib olur. Elbette bu büyük kazancı kaçırmamak için takvada, ihlasta, sadakatta çalışmak gerektir.” Kastamonu Lahikası

Bu faktörlerin hepsi Risale-i Nur’un okunmasıyla yakından ilgilidir.

Fizikî bir kaidedir: İnsan bir cismin yanında ve yakınında ise onu olduğu gibi görebilir ve bilebilir; uzaklaştığı cisimler ise nazarında küçülürler. Bu fizik olayı hizmet için de aynen geçerlidir. Hizmetin içinde ve yakınında bulunanlar onun önemini daha iyi kavrar, azametini daha iyi anlarlar. Hizmet ve okuma terk edildikçe iman hizmetinin mâna ve ehemmiyeti de nazarlardan saklanmaya başlar.

Bu ise çok önemli bir tehlikedir.

Konuya Üstadımızın şu ifadeleriyle son verelim:

“Hiç olmazsa işleri ve vazifeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakika dahi olsa Risâle-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun sevaplarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlâs Risâlesi’nde yazılan beş nevi ibadete de mazhar olurlar.” Emirdağ Lahikası



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.