Büyük Holding

İnsan farklı sahâlarda ticaret yapan büyük bir holding gibidir. Kalbinin, aklının, hafızasının, hayâlinin, sevgi ve korku hislerinin, şefkat ve merhametinin, himmet ve gayretinin her birisi müstakil bir ticaret ünitesidir. Her birinin kârı diğerinden farklıdır. Bütün bu kazançlar rûha ulaşarak  onu zenginleştirir ve ulvîleştirir.

Kalb, iman mahâllidir. Bir insanın imanı ve marifeti ne kadar inkişaf  ederse, o insan o kadar büyür ve yücelik.

Akıl, faydalı ilimlerde kullanıldığı taktirde  sahibini yükseltir, terakki ettirir.

Sevgi hissi, Allah sevgisiyle ve mahlûkâtı Allah namına sevmekle yükselir.

Korku hissi sayesinde, insan takva yolunu tutar, haramlardan ve günahlardan şiddetle kaçındığı gibi şüpheli şeylerden de uzak durur. Bu ise o insan için ayrı bir  terakki vesilesidir.

İnsan,  göz nimetine karşı Rabbine şükrettiği gibi güneş nimeti için de şükreder. Bu şükür rûhun hem gıdâsı, hem de aslî görevidir. Rûh imanla nûrlanır, salih amelle terakki eder, tefekkürle yükselir, şükürle kemâle erer. 

 “Dünyâ âhiretin tarlasıdır.” Bu hadîs-i şerîfin verdiği çok önemli dersi dikkate alan mümin insanlar, tarlanın zevk  ve safa yeri olmayıp çalışma yeri olduğunun idraki içinde, bu fâni âlemde baki âlem namına  bir şeyler yapmaya, o âlemde işe yarayacak sermayeler edinmeye öncelik verirler. Adâlet ve istikamet üzere bir hayât geçirip,  tarlaya tarla kadar, göçü gidecekleri ebedî menzillerine de ona göre değer verir, o ölçüde gönül bağlarlar.

İbâdâtın bütün envâına müsta’id bir fıtratta yaratıldığı için, bütün kemâlâtın tohumlarına câmi’  bir isti’dâd verilmiştir.”

Her bir varlığın, görevini eksiksiz yerine getirmesi onun ibâdetidir. Organlarımızdan, hücrelerimize, akıl ve kalbimizden his dünyâmıza kadar her şey Allah’ın bize bir ihsânıdır. Bunların her birinin kendine mahsûs ayrı ibâdetleri vardır. İnsan bunları yerinde kullanmakla onların ibâdetlerine iştirak etmiş olur. Mesela, gözün görmesi onun ibâdetidir. İnsanın bu gözle Kur’ân okuması,  o ibâdeti kemâle erdirir.  Çekirdek hükmündeki o fıtrî ibâdet,   büyük bir ağaca inkılap etmiş olur.

Diğer taraftan, Allah’a ibâdet konusunda insanın mâhiyeti çok câmi’dir; ibâdetin bütün nevilerini yapacak bir istidada sahiptir. Melekler bu noktada insana yetişemezler.

Melekler gibi, insan da  İlâhî eserleri tefekkür eder, Rabbine secde eder, her emrini yerine getirir. Ama insanın yapıp da meleklerin yapamadığı bir çok ibâdet vardır. Mesela, melekler için oruç tutmak, zekât vermek söz konusu değildir. İslâm’ın hükümlerine göre ticaret yapmak,  İslâm’ın harp hukukuna riâyet etmek, aile yuvasını İslâm’ın esaslarına göre kurmak, çocuklarına Kur’ân ahlâkını benimsetmek  gibi nice ibâdetler vardır ki bunlar melekler bunlardan sorumu  değildirler.

O halde, geliniz, meleklerden çok daha cami olan istidadımızı dünyanın geçici zevkleri ve menfaatları uğruna zayi etmeyelim. Bunları rıza dairesinde ve istakamet üzere kullanmakla, Üstad Bediüzzamanan ifadesiyle “cennete layık bir kıymet” alalım. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.