İmandan Gelen Nur

“İman hem nûrdur, hem kuvvettir.” Sözler

Nûr kelimesi, “tenvîr eden, nûrlandıran, ışıklandıran” mânasındadır.

İman nûruyla kendini okuyan insan büyük bir şeref kazanmıştır. Bu bahtiyar insan kendi varlığı konusunda şöyle düşünür:

Ben Allah’ın eseriyim. Hayâtım O’nun Muhyi isminin tecellisi;  sûretim Musavvir isminin tecellisi, her organımın ve her duygumun nice faydalar taşıması Âlim ve Hakîm isimlerinin tecellileri.

Kendi varlığını ve bütün bir âlemi sahipsiz, yaratıcısız kabûl etmek kalbin ve aklın karanlıkta kalması demektir.

Göz nûruyla eşyânın varlığı göründüğü gibi, iman nûruyla da bütün varlık âlemini yaratan, tanzim eden, bütün canlılara hayât bahşeden Cenâb-ı Hakk’ın varlığı görülür.

İlim de bir nûrdur. O nûr ile cehâlet karanlıkları ortadan kalkar. Akıl,  ilim nûruyla bu kâinâtın sahipsiz olamayacağını görür, kalb de O’nun varlığına inanmakla nûrlanır.

İnsan maddî gözüyle sadece karşısındaki eşyâyı görebilirken ve ilmiyle ancak hazır zamandaki varlıkları ve olayları bilirken iman nûruyla  meleklerin ve rûhanîlerin varlığını görür; kabrin ötesini, mahşeri, mîzanı,  cennet ve cehennemi bilir.

İnanmayan insan küfür karanlığında kalmıştır. Ne kendini okuyabilir, ne de kâinâtı. Her organının, her hücresinin ve her duygusunun ayrı birer mu’cize olduklarını hiç düşünmez. Sadece onları dünyânın geçici menfaatlerinde ve zevklerinde kullanmakla yetinir. Düşünmeden yaşar veya yaşıyorum zanneder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.