ÖNDER VE GÜNGÖR BEYLER

camiPazartesi ve Salı günlerini işleriyle meşgul olarak geçirdi. Bu arada bolca kitap okudu. Ne olacaksa Çarşamba günü olacaktı. Arkadaşlarıyla her hafta Çarşamba günü akşam saatlerinde buluşuyor ve Beşiktaş’taki kahveye gidip tavla oynuyorlardı.

Akşama yakın Önder’le Güngör birlikte mağazaya geldiler. Yüksek sesle, merhaba deyip koltuklara kuruldular.

Yılmaz beyin merhabası onlarınki  kadar tiz perdeden olmamıştı.

Vakur ve düşünceli bir şekilde, “Merhaba, hoş geldiniz.” dedi.

Arkadaşları bu değişikliğe bir mana verememişlerdi.

“Keyfin kaçmış nedense?” dedi Önder.

“Doğru,” dedi Yılmaz bey, “yeni bir şey öğrendim.”

“Hayrola!” dediler ve merakla arkadaşlarını süzmeye başladılar.

Yılmaz bir süre daha sustu ve “Dünya dönüyormuş.” dedi.

Arkadaşları afallamışlardı.

Önder,

“Sağdan molamı, soldan sağa mı?  diye alayla çıkıştı.

“Mesele o değil.” dedi Yılmaz bey, “Dünya dönünce bizim de ömrümüz geçiyormuş.”

Önder,

“ Hah! Şunu bilseydin.” diyerek bir  kahkaha kopardı. Güngör daha yılışık bir kahkahayla, “Sen, her halde aklını yedin.” diyerek ona eşlik etti.

“Sadece ben değil,” dedi Yılmaz bey, “yıllardır akıllarımızı birlikte yiyip tükettik. Ama zararın neresinden dönülse kârdır. Ben artık ömrümü  eğlence meclislerinde, kumarhanelerde, loş mekânlardı, sigara dumanları içinde tüketmemeye karar verdim.”

“Biraz açık konuş:” dedi Önder.

Yılmaz bey, “Ben bu Cuma günü namaza başlıyorum.” deyince her ikisi de  koltuklarına adeta yığılıp kaldılar. Şoke olmuşlardı.

Yüzlerinde, az önce kopardıkları kahkahanın son izleriyle hayretin ilk belirtileri birbirine karışmış, tuhaf bir tablo oluşmuştu.  Dudakları dürülüp kalmıştı.

“Bu da nerden çıktı?” dedi Önder.

“Onu da yeni öğrendim.” diye karşılık verdi Yılmaz bey. “Bin dört yüz yıl önce çıkmış, her gün de beş kere bütün minarelerden herkese duyuruluyormuş.”

İçini çekti.

“Ne yazık ki,” dedi, “biz ezan seslerini yıllarca duymadan yaşamışız. Şehrin diğer gürültülerinin arasında, o da bir başka ses zinciri olarak bir süre kulağımızı dövmüş, zihnimize girmeye çalışmış, ama kapı açılmayınca bizi terk edip gitmiş.”

“Anlaşıldı,” dedi Önder, “ bugünkü dersimiz namaz.”

“Öyle bir şey yok.” diye karşılık verdi Yılmaz bey, “Ben bu konuda henüz birkaç günlük öğrenci gibiyim. Size ders verecek halde değilim. Ancak, dilerseniz geçen bir haftalık süre içinde başımdan genleri size de anlatabilirim.”

Arkadaşlarının yüzlerine soran gözlerle baktı. Onlar da Yılmaz beydeki bu ani değişikliğin sebebini merak ediyorlardı.

“İyi olur,” dedi Güngör. Doğrusu bu işten bir şey anlamadık.”

Yılmaz bey,  içinde beliren aşırı sıkıntıdan başlayıp, Salim ve Necdet beylerle yaptığı görüşmelere kadar her şeyi şöyle bir özetledi.

Konu üzerinde bir saate yakın tartıştılar.

Sonunda Yılmaz bey,

“Her konuyu ehliyle görüşmek gerekir. Dilerseniz  Pazar günü buluşalım; önle yemeğinde beraber olur, daha sonra Salim beye gideriz. Kendisini seveceksiniz. Necdet bey oradaysa onunla da görüşürüz. Her türlü sorunuzu rahatlıkla sorabilirsiniz.

O güne kadar, bütün sorularınızı yazılı hale de  getirebilirsiniz. Unutulan bir şey olmasın ve içinizde hiçbir ukde kalmasın.

Yapacağınız fikri tartışmalardan benim  de çok faydalanacağımı tahmin ediyorum.”

Yerinden kalktı. İki elini iki arkadaşının omuzlarına koyarak,

“Yılların biriktirdiği bir dostluk var aramızda. Beni kırmayacağınızı umarım.” dedi.

Kısa süren bir sessizli oldu.

“Eğer Pazar günü ailece bir programınız varsa onu da şöyle hallederiz: Salim beylere yakın çok güzel bir sosyal tesis var. Çocuklar için de her türlü oyun imkânı mevcut. Üç araba gideriz, hanımları ve çocukları bir süre için tesislere bırakır, daha sonra biz de onlara iştirak ederiz.”

Yılmaz bey bütün kapıları kapatmış oluyordu. Diyecek bir sözleri kalmamıştı. Biraz isteksiz de olsa, “Olur,” dedi Önder.

“Ancak bir farkla,” diye araya gidi Güngör. “O zaman öğle yemeğinde sözünü ettiğin tesislerde olalım. Biz bir ara ayrılır, görüşmelerimizi yaparız.”

“Bu çok daha güzel olur.” dedi Yılmaz bey.

Pazar günü saat onda buluşmak üzere anlaştılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.