Nur talebeleri imanla kabre girecekler diye Bediüzzaman’ın bir sözü var mıdır? Bu çok iddialı bir söz değil midir?

Üstadın bu gibi ifadelerinde iki önemli kayıt görüyoruz: Birincisi ve en önemlisi “İnşallah” yani Allah dilerse, ihsan ederse. Diğeri ise “yüzde doksan- yahut  yüzde doksan dokuz-” ihtimale. Yani, bu müjdelerde “yüzde yüz” yahut “mutlaka, kesinlikle” gibi bir ifadeyi göremiyoruz. Çünkü kişi korku ile ümit arası yaşamak durumundadır; Allah’ın gazabından emin…

Eski ve Yeni Said Dönemleri denilince ne anlaşılmalı?

Eski ve Yeni Said dönemleri, Üstad Bediüzzamanın hizmet hayatının iki ayrı döneminin isimleridir. Bu isimleri bizzat kendi vermiştir. Eski Said döneminde hizmet ağırlığı “içtimai problemler için çözüm üretmek ve gerektiğinde bizzat teşebbüste bulunmak” iken, Yeni Said dönemine  “siyasetten uzak bir iman ve Kur’an hizmeti” damgasını vurur.

Sahib-i Kâinatın ismini alan kimselerin, “her hadisatın karşısında titremeden kurtulması” her zaman olmuyor. Yani besmeleyle başladığımız işler ve faaliyetler, bazen sıkıntı ve meşakkat verebiliyor. O halde kâinat sahibinin ismini almayı nasıl anlayacağız?

Besmeleyle başlanan bir işin mutlaka başarıyla sonuçlanacağı şeklinde bir hüküm vermek yanlış olur. Ama mutlaka hayırla sonuçlanacağı rahatlıkla söylenebilir. Üstadın “Esbaba teşebbüs bir dua-ı fiilîdir.” sözünü hatırlayalım. İnsan başarı için gerekli sebepleri yerine getirdiğinde kendine düşen görevi yapmış olur. Neticeyi yaratmak Allah’ın hikmetine bağlıdır. Bir işe besmele ile başlayan kişi,…

Besmeleye “İslâm nişanı” deniliyor. Acaba diğer dinlerde besmele yok muydu?

İslam nişanı denilmesinden maksat şudur: “Bir kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek onun müslüman olduğuna hükmederiz.” İslâm nişanı sadece besmele değildir. Bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması da islam nişanıdır. Bütün semavî dinlerde kişiye ancak Allah’a kul olduğu ders verilir ve bütün işlerini O’nun rızası istikametinde yapması emredilir. Buna…

Birinci Söze “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız” denilerek başlanıyor ve bu konuda yapılan güzel ve doyurucu açıklamalara Lem’alardan da on sayfa kadar açıklama ekleniyor. Besmele üzerinde bu kadar önemle durulmasının hikmeti nedir?

Önce şunu ifade edelim: “Bismillah her işin başıdır.” denmeyip de “her hayrın başıdır” denilmesinde ince bir mesaj vardır. Demek ki, hayır olmayan şeylere başlarken besmele çekilemez. Mesela, bir hırsız yaptığı soyguna besmele ile başlayamaz. O halde, insan öyle işler yapmalıdır ki onlara besmele ile başlayabilsin. Bunlar da ancak hayırlı işlerdir.

İlk sekizdeki hakikatlerin özellikle “kısaca ve avam lisanıyla” nazara verilmesinin hikmeti nedir?

Bilindiği gibi ilk sekize dokuzuncu da eklenerek tamamı Küçük Sözler adıyla müstakil bir eser olarak basılmıştır. Kolay anlaşılan derslerle işe başlamak zamanla zor konulara geçmek hikmetin gereğidir. Küçük Sözlerde okuyucu ilk sekiz söze rahatlıkla muhatap olmakta ve dokuzuncuda birden bire çok yüksek ve çok derin bir hakikat dersiyle karşılaşmakta ve…

Bediüzzaman’ın nefsini herkesten ziyade öne almasının hikmeti nedir?

İnsanın birinci muhatabı kendi nefsidir. Üstadımız, “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.” buyurur.  Buna göre, bir insan diğer insanlara hakkı tebliğ edip onları günahlardan menetmek istiyorsa, bunun birinci şartı kendini ıslah etmesidir.  “Lisan-ı hal lisan-ı kalden daha kuvvetli tesir” ettiği için, insan önce kendi özel âleminde İslam’ı yaşamalı, örnek ve…

Üstadımız ilk sözde bir askeri muhatap alıyor. Bunun meslekle mi yoksa şahsın kendisiyle mi alakası vardır?

Bu sözün yazılmasına “asker bir nur talebesi”nin sebep olup olmadığı konusunda bir bilgim yok. Ancak, Üstad “İnsan bu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş.” buyurarak dünya hayatının iki ayrı yönünü ortaya koyuyor:  Birisi insanın başıboş olmağı, bu dünyada dilediği gibi değil emir tahtında hareket etmesi gerektiği; diğeri ise bu…

Üstadımız okuyucusuna “Ey kardeş!” diye hitap ediyor. Eskiden mürşitlerin hitaplarında daha ikaz edici ve muhatabı sarsıcı ifadelerin kullanıldığını biliyoruz. Üstadımızın yumuşak ve onure edici hitapları seçmesinin hikmeti nedir?

Üstadımız bu asır için “enaniyet asrı” diyor. Ayrıca, “bu asırda dalaletin fen ve felsefeden geldiğini, bu sebeple izalesinin de zor olduğunu” vurguluyor. Nice menfi cereyanların hedefi olan bu asrın insanına yaklaşma konusunda nurun dört esasından birini şefkat, diğerini tefekkür olarak belirliyor. Birincisinin Rahîm ismine, ikincisinin de Hakîm ismine isal ettiğini…