Bu akışın sırrı neydi?

İçinde bir sıkıntı vardı. Sebebini bilmiyordu. Gündüz can sıkıcı bir olay da geçmemişti başından. İşleri hep yolunda gitmişti. Ama yine de sıkıntılıydı. Okuduğu son romanın etkisinde de kalmış olabilirdi. Fazla oturamadı. Evdekilere “Ben gidiyorum.” demesiyle kapıyı açıp kendini dışarı atması bir oldu.

Sokakta gezinen insanlara katıldı.  Nereye gittiğini bilmeden bir yöne doğru yürümeye başladı. Yerde sadece kediler ve köpekler geziniyorlar, ağır adımlarla bilinmeyen yönlere doğru akıyorlardı. Kuşlar alemi istirahata çekilmişti. Gözü Ay’a takıldı. O da bulutların arkasından sanki el ediyor, ben de dolaşıyorum, yalnız değilsin diyordu.

Hayal denilen büyük bir kaynak vardı ruhunda. Onu kullanarak yeni arkadaşlar edinmeyi deneyebilirdi. Hayal ne gece arardı ne gündüz, her zeminde ve zamanda dolaşırdı. Kara ile deniz ona aynı mesafedeydi.

Ormanları, ovaları, denizleri  hayalen dolaşmaya başladı, aslanları, ceylanları, karıncaları, balıkları düşündü. Hepsi dolaşıyorlardı. Bir an kendi öz benliğine döndü. Elini kalbinin üzerine koydu. Kan dolaşımının ayak seslerini duyar gibi oldu. Kan nehri içinde balıklar gibi yüzen milyarlarca al ve akyuvarlar da durmadan dönüyorlardı. Ayağının altındaki toprak da sabit değildi; dünya dönüyordu.

“Tamam,” dedi, “en yakın arkadaşımı yakaladım.”

Bu düşünceler onu bir derece rahatlatmıştı. Artık yalnız değildi. Sayısız denecek kadar çok varlıkla birlikte dolaşıyorlardı.

Bu hayal ile bir süre daha kendini oyaladı. Ana caddeyi bir uçtan öte uca üç kez adımladı. Hayali gittikçe takatten düşüyor, aklı adım adım devreye giriyordu:

Bu akışın sırrı neydi?  Varlık alemi nereden gelip nereye gidiyorlardı?

Her yolun bir sonu olduğu gibi bu akışlar da süresiz değildi; her birisi bir gün sona erecekti. Günler bitecek, yıllar tükenecekti. Daha dün dünyaya adım atanlar, şimdi ölüme doğru yol almaya başlamışlardı. Genç olacak, ihtiyar olacak ve sonunda kabre döküleceklerdi.

Kendisi de yolun ortalarında gibiydi.”

Bu düşünceler keyfini iyiden iyiye kaçırmıştı.

Aynı caddeyi dördüncü kez adımlayacaktı ki cep telefonu çaldı. Küçük kızı onu aramıştı:

“Babacığım artık uykum geldi. Seni bekliyorum.”

“Bu cep telefonları da bazen insanın başına bela oluyor.” diye geçirdi içinden.

“Tamam kızım,  yoldayım, geliyorum.” diyerek telefonu kapadı.

On dakika daha sokakta dolaştıktan sonra evine vardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.