Nur ve Kuvvet-I

Nur zulmetin zıddıdır. Genellikle, nur denilince hayâlimizde parlak bir ışık, zulmet denilince de koyu bir karanlık canlanır. Bu mânâ yanlış değil, ama eksik. Madde âlemini aydınlatan ışığa “nur” ve bu âlemi seyretmemize engel olan karanlığa “zulmet” dediğimiz gibi, mânâ âleminin de nur ve zulmetlerini aynı şekilde değerlendirebiliriz. O âlemi de…

Dönüşün İlk Adımı

Yılmaz bey eve vardığında içeri hemen giremedi. İçinden bir süre gezinmek geldi. Konuşulanları iç aleminde bir özetlemek, ruhunda yaptığı etkiyi tartmak, yeni bir hayata hazır olup olmadığın bir iç muhasebesini yapmak istiyordu. Kalp aleminde müthiş bir dalgalanma başlamıştı. Kul olduğunu, başıboş olmadığını, insanların övgüsüyle oyalanmanın bir anlam taşımadığını iliklerine kadar…

Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. …

“Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak, iman edip., salih amel işleylenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Asr Suresi, 1-3 Âyet-i kerimede sadece amel denilmeyip, salih amel buyrulması dikkate şayandır. Kaidesine uygun olmayan bir işçilik salih değildir; ortaya konulan eserin çürüme, bozulma, yıkılma ihtimali çok yüksektir. Gelişi…

Salih amel üzerine

AMEL-İ SALİH: “İyi, güzel ve faydalı iş, Allah’ın rızasına uygun amel.” “Asra yemin olsun ki, hiç şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak, iman edip., salih amel işleylenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Asr Suresi, 1-3 Kuran-ı Kerimde, imandan sonra hemen amel-i salihin zikredildiği pek çok âyet vardır. Bu bir irşattır, bir dikkat…

Desinler Hastalığı

TEVECCÜH-Ü NÂS: “İnsanların medih ve senaları, yönelmeleri, takdirleri, beğenmeleri.” “Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlası kaybeder, riyaya girer.” Lema’lar Teveccüh-ü nâs, kulların sevgisine, alkışına, takdirine kapılıp, dünyaya geliş gayesinden sapma hastalığı… Teveccüh-ü nâs, kendi gibi zavallı bir başka insandan medet bekleme gafleti… Teveccüh-ü nâs, riyanın davetçisi,…

Namaza Dair Sorular – 2, Namaz kılan kişi dünya zevklerini bir tarafa mı bırakacak? Sadece ahiret için mi çalışacak?

… Masada kısa süre bir sessizlik hakim oldu. “Her ne ise,” dedi Salim bey, “konuyu burada noktalayalım. Bir diyeceğiniz yoksa ikinci sorunuza geçelim.” “Teşekkür ederim,” dedi Yılmaz bey. “buyurun. Sizi dinliyorum.”. “Sorunuz şöyleydi: ‘Namaz kılan kişi dünya zevklerini bir tarafa mı bırakacak? Sadece ahiret için mi çalışacak?’

El-CEBBAR

“Mahlukatı, iradesine uymaya mecbur eden.” “Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.” “Yaratıkların noksanlarını düzelten, işlerini ıslah eden.” “O, …Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir.”(Haşr, 59/23) Cebir, ‘seçme hakkından mahrum bırakma’ demektir ve iradenin zıddıdır. Bu kâinat ve içindeki mahlukat, yokluktan varlığa kendi iradeleriyle değil, bir cebir ile sevk edilmişlerdir.

Zerre’den: İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnudur …

İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsan, hikmet ile yapılmış bir masnudur. Ve Sâniin gayet hakîm olduğuna, yaptığı vuzuh-u delalet ile sanki mücessem bir hikmet-i nakkaşedir. Tecessüd etmiş bir ilm-i muhtardır. İncimad etmiş bir kudret-i basîre olduğu gibi öyle bir fiilin mahsülüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor. Öyle bir in’am ve ihsanın…